Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir
Yönetmen: İmre Azem, Türkiye, Almanya, 2011, 93′
Söyleşi: YAŞAR ADANALI (Stuttgart Üniversitesi, Uluslararası Şehircilik
Enstitüsü)
Ekolojik eşikler aşılmış, ekonomik eşikler aşılmış, nüfus eşikleri aşılmış,
sosyal uyum bozulmuş. İşte neoliberal kentleşmenin fotoğrafı: “Ekümenopolis”. Bu
ilk uzun metrajlı belgeseliyle İstanbul’a bütüncül bir yaklaşımla bakmayı
amaçlayan ve değişim kadar onun dinamiklerini de sorgulayan İmre Azem, bizi
yıkılmış gecekondu mahallelerinden gökdelenlerin tepelerine, Marmaray’ın
derinliklerinden üçüncü köprünün güzergâhına, gayrimenkul yatırımcılarından
kentsel muhalefete, bu uçsuz bucaksız kentte uzun bir yolculuğa çıkartıyor.
17 Aralık 2011, 19:00
----------------------------------------
Işığa Özlem
Yönetmen: Patricio Guzman, Şili, Fransa, İspanya, Almanya, 2010, 90′
Söyleşi: ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL (Hakikat, Adalet, Hafıza Çalışmaları Merkezi)
Dünyanın dört bir yanından astronomlar Şili’de üç bin metre yükseklikteki
Atacama Çölü’nde yıldızları gözlemlemek için toplanır. Çölde gökyüzü o kadar
saydamdır ki evrenin sınırlarının doğru bir şekilde görünmesine izin verir.
Güneşin haşin ışınlarıyla kuruyan çöl toprağında ise cesetler zarar görmeden
kalmıştır. Bunların bir kısmı mumyalar, kaşifler ve madencilerdir. Bazıları ise
diktatörlük dönemindeki politik tutuklulardır… Astronomlar uzak galaksilerdeki
olası dünya dışı hayatı araştırırken, bu gözlemevinin eteklerinde kadınlar, çöl
kumunda kaybolan akrabalarını ararlar.
Diktatörünün merhametine kalmış halkıyla herkes tarafından unutulmuş bir ülke.
“Bahreyn: Karanlıkta Haykırış”, Bahreynlilerin yüzyüze kaldığı acıklı ve umutsuz
durumu gözler önüne seriyor. Zalimlerinin acımasız ve uzlaşmacı olmayan
eylemleri yüzünden, halkın Arap Baharı’nın haleflerinden biri olma girişimleri
başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bahreyn’de üç ay boyunca gizli bir şekilde çekilen
film, demokratik hakları için mücadele eden, korku engelini aşmış bir halkın
destanını izler. Film bir hastanenin içinde başlar. Doktorlar ve hemşireler,
kalan en son güçleriyle imkânsızı denemekte, gelen yaralı protestocular selini
ve devlet milis güçlerini tedavi etmektedirler.
Gösterim 4 Şubat 2012, saat 19:00’a ertelenmiştir
----------------------------------------
12 Kızgın Lübnanlı
Yönetmen: Zeina Daccache, Lübnan, 2009, 78′
Söyleşi: ZAFER KIRAÇ (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği)
Travma geçirmiş, mağdur insanlarla çalışmakta uzmanlığı olan Zeina Daccache,
Lübnan’ın adı hiç de hoş anılmayan Rournieh hapishanesinde ülkenin ilk hapishane
tabanlı tiyatro projesini kurmak için mücadele etti. 15 ay boyunca, çoğu
okur-yazar olmayan 45 erişkin erkek tutuklu, kendilerini ünlü tiyatro oyunu “12
Kızgın Adam”ın, burada “12 Kızgın Lübnanlı” adını alan bir uyarlamasına
çalışırken buldu. Mahkumun bu ilham verici ve dürüst yolculuğunun anlatısı, oyun
terapisinin faydalarını ve toplum tarafından en çok dışlanan bireyler üzerindeki
olumlu etkilerini gözler önüne seriyor.
28 Ocak 2012, 19:00
Cinema Komunisto
Yönetmen: Mila Turajlic, Sırbistan, 2010, 100′
Söyleşi: ÖMER SAVAŞKAN (Tarihçi)
“Cinema Komunisto”, Yugoslavya adı verilen sinematik illüzyonun yükselişi ve
çöküşünü araştırırken bizi Tito’nun darmadağın film endüstrisi ile birlikte bir
yolculuğa çıkarıyor. Düzinelerce unutulan Yugoslav filminden az bulunur
görüntüler; film setlerinden daha önce hiç görülmemiş arşivler ve Tito’nun özel
görüntülerini kullanan belgesel, ekranda anlatılan görüntünün arkasındakileri
anlatırken bir ülkenin hikâyesini yeni baştan yaratıyor. Devlet tarafından
finanse edilen süper-yapımlarda, Richard Burton, Sofia Loren ve Orson Welles
gibi Hollywood yıldızları ulusal başarıyı cilalıyordu. Tito’nun şahsi film
projeksiyoncusu, Tito’nun en sevdiği yönetmen, partizan filmlerinin en sevilen
oyuncusu ve stüdyo patronları, Yugoslavya’nın hikâyesinin ekranda nasıl inşa
edildiğini gösteriyor.
11 Şubat 2012, 19:00
----------------------------------------
Kabilenin Sırları
Yönetmen: Jose Padilha, Brezilya, 2010, 96′
Söyleşi: EBRU KAYAALP (İstanbul Şehir Üniversitesi, Sinema ve Televizyon Bölümü)
60’lı ve 70’li yıllarda Batılı antropologlar Amazonlar’daki modern hayatın el
sürmediği “bakir” sahaları gözlemlemek üzere buralara akın ettiklerinde ve
dünyanın son “medenileşmemiş” kabilelerine baskın yaptıklarında ne oldu?
Üniversiteden yeni mezun bu toy adamlar, birlikte yaşadıkları, üzerlerinde
çalıştıkları ve filme çektikleri kabile sayesinde macera yaşayıp üne kavuştular.
Fakat bu toplumlara sızmalarıyla gelişen olaylar, otuz yıl sonra akademi etiği
ve iç çekişmeleri açısından bir skandala dönüştü. “Kabilenin Sırları” aynı
zamanda bu antropologların yarattığı hasarı da belgeliyor.
25 Şubat 2012, 19:00
----------------------------------------
Evlilik Hikâyeleri: Zuzana ve Stanislav
Yönetmen - Director: Helena Třeštíková, Çek Cumhuriyeti, 1987, 38′
Evlilik Hikâyeleri Yirmi Yıl Sonra: Zuzana ve Stanislav
Yönetmen : Helena Třeštíková, Çek Cumhuriyeti, 2006, 57′
1981-2005 yılları arasında belgeselci Helena Třeštíková, 1980’li yılların
başında evlenmeye karar veren çiftlerin ilişkilerinin seyrini takip eder. Yirmi
yıl sonra bu çiftler toplumsal değişimle birlikte, hayalleri ve idealleriyle
yüzleşmek zorundadırlar. Tıpkı Zuzana ve Stanislav gibi: Bir bebek bekledikleri
için çok genç evlenmişlerdir, küçük Honzík’in dünyaya gelmesinin bile bu
birbirinden çok farklı iki insan arasındaki ilişkiye yardımcı olamayacağı kısa
süre içinde su yüzüne çıkar. Evliliklerini on üç yıl sürdüren çiftin bir
çocukları daha olur, kızları Zuzana. Bugün yetişkin olan çocukları onların
düştüğü hatalara düşmemekte kararlıdır. Yönetmen için Zuzana ve Stanislav’ın
hikâyesi iki farklı hayat şeklini yansıtır. Hayatın devamlılığına inanan
Stanislav, kendini sürekli geliştirmeye çalışan ve çocuklarıyla yakın bir ilişki
içinde olan orta yaşlı bir adamdır. Anneliği hayatta kendi yolunu çizmesine
engel olan Zuzana, pasif biri olmuş ve yeni biriyle ilişki kurmakta
zorlanmaktadır.
10 Mart 2012, 19:00
----------------------------------------
Tarihi Pişirmek
Yönetmen: Péter Kerekes, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, 2008, 86′
Söyleşi: UĞUR KUTAY (Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat Bölümü)
Bu filmde, Slovak yönetmen Péter Kerekes, son yüzyılın en önemli silahlı
çatışmalarında yiyecek ve içecek tedarik eden aşçılar, fırıncılar ve mutfak
personelinin gözüyle modern Avrupa savaş tarihini yeniden inceler. Mareşal
Tito’nun kişisel şef aşçısından Wehrmacht fırıncılarına, bu yenilikçi çalışma
bazen absürd bir bakışla savaşın abesliğini ve belki de kaçınılmazlığını askerî
mutfakların gündelik detayları çerçevesinde gözler önüne serer. Anlatı modern
Avrupa savaşlarını teftiş edercesine Leningrad Kuşatması’ndan Çeçenistan
Savaşı’na kadar mutfak müptelalarından oluşan renkli bir ekibin, hem tüyler
ürpertici hem de komik tanıklıklarını ortaya koyar.
24 Mart 2012, 19:00
----------------------------------------
Videocracy
Yönetmen: Erik Gandini, İsveç, Danimarka, Birleşik Krallık, Finlandiya, 2009,
80′
Söyleşi: SEVİLAY ÇELENK (Ankara Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü)
Berlusconi’nin İtalya’daki medya iktidarı üzerine bir film. İtalya’da otuz
yıldan fazla zamandır imaj tek bir kişi tarafından kontrol edilmekte. TV patronu
ve Başbakan Silvio Berlusconi ticari televizyonun içeriğini İtalya’da daha
önceden hiç olmadığı kadar etkiledi. Televizyon kanalları, açık saçık kıyafetli
genç kızlarıyla, birçokları tarafından onun zevkinin ve kişiliğinin bir aynası
olarak algılanmakta. “Videocracy”de İtalya doğumlu yönetmen Erik Gandini,
İtalyanların otuz yıldır karşı karşıya geldikleri televizyon deneyiminin
sonuçlarını ortaya koyuyor. En etkili medya alemlerine girerek, olağanüstü bir
hikâyeyle “İtalya TV Cumhuriyeti”nin korkunç gerçeğini gözler önüne seriyor.
7 Nisan 2012, 19:00
----------------------------------------
Benim Tatlı Kanaryam
Yönetmen: Roy Sher, İsrail, Fransa, Yunanistan, 2011, 89′
Söyleşi: MEHTAP DEMİR (Etnomüzikolog, İstanbul Üniversitesi Devlet
Konservatuarı)
Roza Eskenazi nasıl yaşadıysa, öyle şarkı söyledi. Tutkulu, ateşli ve aşk dolu.
Yunanistan, Türkiye ve İsrail’den üç genç müzisyen, Yunanistan’ın en iyi bilinen
ve en çok sevilen rembetiko şarkıcısının hikâyesini ilk defa bir filme taşımak
için müzikal bir yolculuğa koyulmuşlar. Eskenazi’nin geride bıraktığı müzikal
izleri sürecekleri bu gezi onları İstanbul’dan Selanik’e ve oradan da Atina’ya
götürmüş. Bu, herşeyden önce, sesleri Akdeniz Havzası boyunca yankılanmaya devam
eden, gözden kaybolmuş bir dünyaya yapılan bir gezintidir.
21 Nisan 2012, 19:00
----------------------------------------
Ciwan Haco: Diyarbekir’e Giden Yol
Yönetmen: Zaradasht Ahmed, Norveç - Norway, 2010, 56′
Söyleşi: NAİM DİLMENER (Müzik Yazarı - Music Writer)
Efsanevi Kürt müzisyen Ciwan Haco’nun iki hayatı vardır. Sürgün olarak, küçük
bir İsveç kasabasında karısı ve çocuklarıyla yaşamaktadır. O, soğuk ve karlı
manzarada sadece başka bir sığınmacıdır. Onun dünyanın dört bir tarafına
yayılmış 30 milyon Kürt için bir superstar ve halk kahramanı olduğunu bilen çok
fazla insan yoktur. Onlarca yıl Türk hükümetinin kara listesine alınmış Ciwan’ın
hayali sonunda gerçekleşir. Kürtler için sembolik bir şehir olan Diyarbakır’da
bir konser vermesi için davet edilir. O, Kürdistan’a dönüş yolculuğunu yaparken,
gelişinin haberleri yayılmıştır, bir milyonu aşkın insan çok sevdikleri ozanın
sahnede belirmesini beklerken yolları ve konser alanını tıka basa doldurmuştur.
Film, sadece bir sanatçının portresi değildir, aynı zamanda varoluşsal sorulara
ve yabancı bir diyarda mültecinin kimlik arayışına değinir.
5 Mayıs 2012, 19:00
----------------------------------------
Ölücanlar
Yönetmen: Murat Özçelik, Türkiye, 2010, 90′
Söyleşi: MURAT ÖZÇELİK (Yönetmen)
Ölücanlar, yönetmen Murat Özçelik’in kendi hikâyesini anlatıyor. On yedi yaşında
lisede okurken cezaevine giren Özçelik, 1999’da Ulucanlar Cezaevi’ne yapılan ve
on tutuklunun öldüğü silahlı operasyonda ağır yaralanır. Televizyonlardaki ilk
haberlerde adı yaşamını yitirenlerin arasında geçer. Annesi bu haberle sarsılır
ve cenazesini almak için Ankara’ya gelir. Daha sonra oğlunun ölmediğini ve
Amasya Cezaevi’ne gönderildiğini öğrenir. Filmde kendi geçmişine doğru bir
yolculuğa çıkan Murat Özçelik, aynı cezaevinin kapısında günlerce sabahlayan
annesi ile ülkenin politik ve kültürel tarihinde önemli yeri olan Ulucanlar
Cezaevi’nin soğuk koridorlarında yeniden buluşuyor.