2015 yılında Depo, Türkiye’deki ve dünyadaki Ermeni hafızasıyla ilgili bir dizi
sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu projeler, hem Türkiye’den hem de diasporadan
Ermeni sanatçılar ve araştırmacılar tarafından hazırlanıyor. Depo’da önceki
yıllarda da Ermenilerin Anadolu’da yitirilmiş geçmişleri üzerine pek çok sergi
düzenledik. Böylelikle bastırılan bir geçmişi toplumsal hafızaya dahil etmeyi,
konu etrafındaki farkındalık eksikliğini ve yanlış bilgilendirmeleri gidermeyi,
diyalog için alan açmayı hedefledik.
Bu çerçevede, beş yıldır Documentarist’le birlikte düzenlediğimiz SaturDox -
Belgesel Buluşmaları etkinliğinin bu yılki programını, soykırım temalı
belgesellere ayırdık. 28 Mart’tan başlayarak 30 Mayıs’ta sona erecek olan
programda, dünyanın değişik ülkelerinde yaşanmış soykırımlar ve bunlarla
yüzleşme çabası üzerine 7 film gösterilecek. İlk ve son etkinlikte, gösterilerin
ardından birer söyleşi düzenlenecek. Bu filmler ve tartışmalar, aynı zamanda
ülkelerin/toplumların geçmişindeki insanlık suçlarıyla yüzleşme sürecinde
belgesellerin rolü ve işlevi konusunu da gündeme getirmeyi amaçlıyor.
Söyleşi: Soykırım, Geçmişle Yüzleşme, Sorumluluk
Devrim Sezer - İzmir Ekonomi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası
İlişkiler Bölümü
Özgür Sevgi Göral - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
Alman avukat Raphael Lemkin 1940’larda türetene kadar, “soykırım” kelimesi
mevcut değildi. Tabii ki bu kelimenin tanımladığı fiiller mevcuttu; ama onları
tam olarak açıklayacak bir yol ve bunu gerçekleştirenleri cezalandırmak için bir
tanım yoktu. Ailesinin 49 ferdini Holokost’ta kaybeden Lemkin, hayatını
soykırımı yasaklayacak uluslararası yasalar için mücadele etmeye adadı. Talat
Paşa suikastini gerçekleştiren Soğomon Tehliryan’ın yargılanması sırasında
kendine şu soruyu sormuştu: “Neden bir milyon kişinin öldürülmesi, bir kişinin
öldürülmesinden daha az suç?”. Bu ilgi çekici film, Lemkin’in son dönemlerindeki
kritik çalışmalar kadar, şiddet ve nefret karşısında Lemkin’in mücadelesini
sürdüren dört günümüz aktivistini de inceliyor.
Samantha Power’ın Pulitzer ödüllü kitabı, A Problem From Hell‘den esinlenen
film, bizi Nürnberg’den Lahey’e, Bosna’dan Darfur’a, suçtan adalete,
kayıtsızlıktan eyleme provokatif bir yolculuğa çıkarıyor.
4 Nisan Cumartesi 19:00
Diyar
Yön: Devrim Akkaya, Türkiye, 2014, 71′
Devrim İstanbul’da yaşayan bir yoga eğitmenidir. Ailede yaşanan özellikle göç,
çocuk ölümü, cinayet ve reddedilmiş birey gibi travmaların bir sonraki kuşaklar
üzerindeki etkilerini savunan bir terapi çalışmasına katılır. Burada, sahip
olduğu yalnızlık, ait hissetmeme ve kendi ailesini kurmakta gösterdiği direncin
nedenleri üzerine düşünürken 1915 Ermeni Soykırımı sırasında evlat edinilmiş
büyük dedesi gelir aklına. Ermeni kimliği aile tarafından hiçbir zaman yeterince
araştırılmamıştır. Ailesiyle bunu paylaştığında ise büyük dedesi Yusuf’un
mezarının bilinmeyen bir yerde kimsesizler mezarlığında olduğunu öğrenir.
18 Nisan Cumartesi 19:00
Ararat’a Dönüş
Yön: Jim Downing, Göran Gunér, Per-Åke Holmquist, Suzanne Khardalian, İsveç,
1988, 117′
“29 Mayıs 1985’te, Filistinlilerle ilgili Gazze Gettosu (Ghaza Ghetto) adlı
filmim ABD’de gösteriliyordu. Gösterimden sonra, siyah saçlı bir adam bana
yanaştı ve şöyle dedi: ‘Şimdi artık bizim, yani Ermeniler hakkında bir film
yapmanız lazım.’ Ararat’a Dönüş‘teki ana karakterlerden biri olan Raffy ile
böylece tanışmış oldum.” Per-Åke Holmquist.
Ararat’a Dönüş, 1915 Ermeni Soykırımı’nı konu alan ilk uzun metrajlı
belgeseldir. Film bugüne kadar bir çok festivalde ve TV kanalında gösterilmiş,
pek çok ödül kazanmıştır.
Kaybettik Sizi… ailelerinin kaybolan üyelerini arayan insanların hikâyesini
anlatıyor. Fikret Bacic Prijedor’da öldürülen karısının ve çocuklarının
kemiklerini arıyor 22 yıldır. Blazenka Djumic, dört yıl önce kaybolan kızını
bulmanın umuduyla yaşıyor. Onlar, kaybettikleri sevdiklerini arayanlardan
yalnızca ikisi. Bacic “Bosna Hersek’e sadece ailemin kemiklerini bulmak için
değil, onları öldürenlerin adalete teslim edildiklerinden emin olmak için de
geldim” diyor.
Film kayıpları arayışın detaylarını gösteriyor, ana aktörleri takip edip onların
rollerini vurguluyor ve DNA analizinin nasıl yapıldığını anlatıyor. Kayıplar
meselesine sadece eski Yugoslavya örneğinde olduğu gibi silahlı çatışma değil
örgütlü suç ve insan kaçakçılığı sonucunda ortaya çıkanlar üzerinden de bakıyor.
Beyaz Bir Paralı Askerim
Yön: Taha Karimi, Irak-İran, 2011, 64′
Zamanında Irak Baas Partisi paralı ordusunun başında olan Said Jaf şimdi yeni
Irak mahkemesinde Kürtlere karşı yürütülen Enfal Soykırımı’na müdahil olmaktan
dolayı yargılanmaktadır. Enfal Soykırımı’nda 182 bin Kürt toplu mezarlara
gömülmüştür. Said Jaf elinde bir kamerayla Kuzey Irak’taki köylere gider.
Soykırım süresince 1000’den fazla insanı kurtardığına inanan Jaf, film boyunca
köylerde dolanıp durarak Baasçılardan kurtardığı tanıklar bulup onlara gerçek
hikâyelerini kamera önünde anlattırma derdindedir. Jaf tarihte
karşılaştırılabileceği tek bir adam olduğuna inanmaktadır. O da İkinci Dünya
Savaşı sırasında yüzlerce Yahudi’nin hayatını kurtarmış olan Oscar Schindler’dir.
16 Mayıs Cumartesi 19:00
Hesaplaşma
Yön: Pamela Yates, ABD, 2009, 95′
20. yüzyılın sonlarında, dünya çapında yinelenen toplu kıyımlara tepki olarak
120’den fazla ülke UCM -Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kurmak üzere bir araya
geldi. UCM, faillerin (ne kadar güçlü olursa olsunlar) insanlığa karşı işlediği
suçları, savaş ve soykırım suçlarını yargılamak üzere kurulan ilk kalıcı mahkeme
oldu. Hesaplaşma, UCM savcısı Luis Moreno Ocampo ve ekibinin üç yıl boyunca dört
kıtada sürdürdüğü dinamik mücadeleyi takip ediyor. Çıkartılan çok sayıda
tutuklama emri ve dava talebinin arasında, Sudan devlet başkanı Ömer el-Beşir’in
Darfur’da yürütülen soykırım için tutuklanması talebi de var. Lahey’deki bu
küçük mahkeme dünyayı değiştirmek ve yeni bir adalet modeli geliştirmek için
çabalarken, mağdurlar beklemeye ve acı çekmeye devam eder. Savcı başarılı
olabilecek mi? Dünya, adaletin üstünlüğünü sağlayabilecek mi?
Söyleşi: Dehşetin Estetiği
Tümay Arslan - Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Bülent Bilmez - Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Tarih Vakfı
Necati Sönmez - Documentarist İstanbul Belgesel Günleri
Öldürme Eylemi‘nde (The Act of Killing) 1960’larda Endonezya’da yüzbinlerce
insanı öldüren katillerle bizi yakından tanıştıran Joshua Oppenheimer,
Sessizliğin Bakışı‘nda ise bizi o günlerde abisini kaybetmiş Adi ile
tanıştırıyor. Ağabeyinin ölümünün detaylarını Öldürme Eylemi‘nin çekimleri
sırasında öğrenen Adi, bugün hâlâ iktidarda olan katillerle yüzleşmeye karar
veriyor. Kuşkusuz çok cesur bir karar bu. Bazı sorular nasıl sorulur ki? Ama bir
o kadar da sessiz bir onur var Adi’nin yüzleşmelerinde. Amacı suçlamak değil,
anlamak. Adi, söze gelmeyecek kadar korkunç bir travmaya bir kapanış cümlesi
arayan, kolektif bir kâbusun özrünün ve dolayısıyla şifasının peşine düşmüş bir
savaşçı.