Saturdox’un 8. Yılını, Hafıza Merkezi ile işbirliği içinde “zorla kaybetmeler”
temasına ayırıyoruz.
Zorla kaybetme, tarihinde darbeler, etnik çatışmalar ve iç savaşlar olan
devletlerin, muhalif grupları bastırma ve sindirme amacıyla uyguladığı şiddet
yöntemlerinden biridir. 1970-80’li yıllarda Latin Amerika’da, Brezilya, Şili ve
Arjantin gibi ülkelerde devletler, “kaybetme stratejisini”, kendilerini siyasi
özne olarak ortaya koyan işçiler, köylüler, öğrenciler, sendikacılar gibi farklı
kesimlere karşı yaygın bir şekilde uyguladı. Kavram yeni olmakla beraber, bu
taktik ne bu kıtaya, ne de bu döneme özgü. Zorla kaybetme pratiği, Latin
Amerika’dan sonra Filipinler, El Salvador, Sri Lanka, Bosna ve Suriye gibi çok
farklı coğrafyalarda da uygulandı. Kaybetmenin bilinen en eski emsali ise Nazi
rejiminin “Gece ve Sis” kod adıyla 1941’de yürürlüğe soktuğu yönerge olarak
biliniyor. Zorla kaybetmeler ve kayıplar bir dönem ağırlıkla askerî
diktatörlüklerle ilişkilendirilirken, bugün özellikle iç çatışmalarda kullanılan
küresel bir olgu haline geldi.
Türkiye bağlamında devletin insanları zorla kaybetmesinin tarihi Cumhuriyet’in
ilk yıllarına kadar uzansa da, bu suçun yaygın ve sistematik bir biçimde
uygulanışı, TSK ile PKK arasında 1984’te başlayan silahlı mücadele bağlamında
Kürtlere yönelik olmuştur. İstanbul merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan
Hakikat Adalet Hafıza Merkezi (Hafıza Merkezi) yürüttüğü belgeleme ve hukuki
faaliyetlerden hareketle, Türkiye’de zorla kaybetmelerle ilgili gerçekleri
ortaya çıkarmaya, mağdurları adalet arayışlarında desteklemeye ve bu ihlaller
ile ilgili toplumsal hafızayı güçlendirmeye yönelik faaliyetler yürütüyor.
Bu tema bağlamında, 25 Şubat’ta başlayıp 6 Mayıs 2017 tarihine kadar sürecek
olan 8. SaturDox Belgesel Buluşmaları’nda iki haftada bir gösterim olmak üzere
toplam 8 belgesel sunulacak. Depo, Documentarist ve Hafıza Merkezi’nin
işbirliğiyle hazırlanan programda,
Türkiye’den Lübnan’a, Şili’den Bosna Hersek’e, Arjantin’den Kıbrıs’a kadar
dünyanın muhtelif köşelerinden birbirine hem benzeyen hem de öznel koşulların
ürünü olan “zorla kaybedilme” hikâyeleri sunulacak. Programın ilk ve son
etkinliğinde, gösterimin ardından uzman konukların katılımıyla birer sunum
gerçekleştirilecek.
25 ŞUBAT, CMT. 19:00
O İklimde Kalırdı Acılar (Kêl / The Endless Grief)
Yön. Zeynel Koç, Cenk Örtülü
2014, 54′
Türkiye
Söyleşi: “Türkiye’de Zorla Kaybetmeler ve Cezasızlık”, Melis Gebeş, Hakikat
Adalet Hafıza Merkezi, Hukuk Çalışmaları Programı
Toplu mezarlarda yakınlarının kemiklerini arayan insanlar ve onları
fotoğraflayan belgesel fotoğrafçısı Selim… “Babama son görevimi yapamadım” diyen
Adnan’ın, “Bir mezarımız olsaydı derdimizi anlatırdık” diyen Türkan annenin,
“Yüreğinin üstündeki taşa kurban olayım!” diyen Şerife ananın hikâyelerini
dinlerken, Selim de kaybettiği oğlunun bir mezarının olmayışının ağırlığını
taşımaya çalışır. Devlet, toplu mezarları kepçelerle, iş makineleriyle açıp
kayıp yakınlarına bir travma daha yaşattığında, Kürt coğrafyasında adalet adına
kat edilmesi gereken epey bir yol olduğunu görür.
Bir zamanlar Lübnan Birlikleri’nde üst düzey istihbarat memurluğu yapmış ve iç
savaş sırasındaki kanlı eylemleri yüzünden suçluluk hisseden Assaad Shaftari ile
1982’de kaybolan oğlu genç komünist savaşçı Maher’i hâlâ arayan Maryam Saidi’nin
geceleri uykusuz geçmektedir. Bir çıkış yolu arayan karakterleri izleyen film,
kendini iyileştirmekten aciz görünen bir toplumda, affetmenin ve günahlardan
arınmanın mümkün olup olmadığını sorguluyor.
25 MART, CMT. 19:00
Gelecek Bizimdir (El Futuro Est Nuestro / The Future is Ours)
“Gelecek Bizim”, 1976 yılında diktatörlük döneminde Arjantin’in en prestijli
liselerinden olan Colegio Nacional de Buenos Aires’te eğitim görürken kaçırılıp
kaybedilen gençlerin hikâyesini anlatıyor. Bu prestijli okuldan, 15-19
yaşlarında 108 öğrenci dönemin hükümeti tarafından öldürüldü. Bu gençler, 70’li
yılların başında gençleri organize eden en büyük sosyalist devrim için mücadele
eden politik grubun kurucusuydular. Çok güzel günler geçiriyorlardı, ta ki
dostlukları ve aşkları askerî kuvvetlerin şiddetiyle kesilene dek…
8 NİSAN, CMT. 19:00
Vicenta (animasyon)
Yön. Carla Valencia Davila
2014, 5′
Ekvator
Taşralı bir kadın Bolivya’dan Şili’ye göç eder ve burada hayatını idame
ettirebilmek için çamaşır yıkar. Bekâr bir anne olmasının yanı sıra yoksullukla
da tek başına mücadele eder. Yıllar sonra Pinochet’nin askerî diktatörlüğü
döneminde büyük oğlu tutuklanır ve siyasi bir tutsak olur.
Sedef Düğme (El botón de nácar / The Pearl Button)
Yön. Patricio Guzman
2015, 82′
Şili
Bir önceki belgeseli “Işığa Özlem”de çölün ve bu çölde yitip gidenlerin
hikâyesini anlatan Şilili yönetmen Patricio Guzman, bu kez dünyadaki yaşamın
temel kaynağı olan suyun hafızasına kulak veriyor. “Sedef Düğme”, okyanusta
bulunan iki gizemli düğmenin hikâyesini kovalarken Şili topraklarının karanlık
geçmişine, Pinochet’nin diktatörlüğüne ve “beyaz adam”ın lanetine rol biçiyor;
geçmişin hayaletleriyle cebelleşiyor. Belgeseli Guzman’ın “hafıza” ve “geçmiş
duygusu” üzerine yazdığı bir makale film olarak nitelemek de mümkün. Film
Berlinale 2015’te En İyi Senaryo Dalında Gümüş Ayı ödülü kazanmıştır.
22 NİSAN, CMT. 19:00
Beni Hatırla (Sjeti Me Se / Remember Me)
Yön. Azra Hodzic
2014, 20′
Bosna Hersek
“Beni Hatırla”, Bosna Hersek’teki çatışmalar sırasında babaları kaybedilen iki
genç kadının güçlü hikâyesini anlatıyor: biri babası Keraterm kampına
alındığında sadece iki yaşında olan Hasema, diğeri de babası kaybolduğunda
birkaç aylık olan Lejla. Zorla kaybetmeler, Bosna Hersek’te 1992-1995
çatışmalarında işlenen en fena suçlar arasındaydı ve bundan, kaybedilenlerin
çocukları özellikle etkilendi.
Privé
Yön. Heddy Honigmann
2000, 55′
Hollanda
Siz hiç, bir şey çalarken yakalandınız mı? Çocukken bakkaldan sakız da mı
çalmadınız? Peki yönetmenin bu filmde yaptığı görüntü hırsızlığı sayılabilir mi?
Bunları geçtik, ya başkasının hayatını sevdiklerinden çalanlar? On Emir’in
“Çalmayacaksın” maddesi üzerine yapılmış, kayıplar olgusuna “hırsızlık”
penceresinden de bakmamızı öneren derinlikli bir düşünme egzersizi.
6 MAYIS, CMT. 19:00
Bu Bekleyişte… (In This Waiting)
Yön. Anna Tsiarta
2011, 70′
Kıbrıs
Kıbrıs’ta 1960’lardaki çatışmalar ve Türkiye’nin 1974’te adada gerçekleştirdiği
askeri müdahale ve işgal sırasında yaklaşık iki bin Rum ve Türk kayıplara
karıştı. Filmde bu kayıplardan yedisinin yakınları yürek parçalayıcı
hikâyelerini paylaşıyor: Onlarla birlikte oldukları son anlardan sevdiklerinin
olası akıbetini aydınlatmaya başlayan yakın dönemdeki kazılara kadar… Bir yandan
o sırada yaşadıklarıyla ve geleceğin belirsizliğiyle baş etmeye çalışırken, bu
hikâyeler söz konusu olayların sadece yaşamlarını değil bölünmüş vatanlarını da
nasıl şekillendirdiğini açığa vuruyor.
Söyleşi: “Bölünmenin 43. Yılında Kıbrıs’ta Geçmişle Yüzleşme ve Barış İnşası”,
Fezile Osum, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Bölümü