Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali

31 Mart - 4 Nisan 2008
Son Katılım Tarihi : 7 Ocak 2008

yilmazguneyksf.org
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi
Mahmut Şevket Paşa Mah., Mithatpaşa cad. No: 3/3, Şişli, İstanbul
Tel/Faks: 0212 250 49 93








Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali
Kısa Film Ödülleri

Kontrol
Buket Öngen

Bektaşi gir ve gör
Elizabeta Koneska

Gezici Nalbant
Haydar Demirtaş

Sokağa Çıkma Yasağı
Filiz Uygur Yüksel

Tutunamayanlar
Savaş Baykal

Kara Delik ve Bilyeler
Savaş Baykal

Düşeyazmak
Nazım Güveloğlu

13 Kurşun
Diyarbakır Bağlar Belediyesi Sinema Atölyesi



25 Ocak Cuma

1.Seans 16.00 - 17.30
· Buhran 3 19' Yön: İlker Çakmakkaya
· Yüksek Seste Sessiz Çığlık " Belgesel" 13' Yön: Betül Oruç
· Bir Yudum Direniş 13' Yön: Sefa Sürücü
· Işığın Karanlığı 10' Yön: Sefa Sürücü
· Karabil 5' Yön: Sefa Sürücü
· Küçük Hayaller Büyük Mutluluklar 8' Yön: Mehmet Sevim
· İstanbul Sokakları 19' Yön: Deniz Özer

2. Seans 17.45 - 19.15
· Bi Taraf 7' Yön: Siyar Gedik
· Kara Delik Ve Bilyeler 11' Yön: Savaş Baykal
· Anlatın Ben Dinlerim " Belgesel" 30' Yön: Özcan Tekdemir
· Tutunamayanlar 14' Yön: Savaş Baykal
· İki Ekmek Bi yoga 17' Yön: Özgür Bakar

3. Seans 19.30 - 21.00
· Çocuksu 17' Yön: Burhan Gün
· Nefes 8' , Yön: Burhan Gün
· Gezici Nalbant " Belgesel" 15' Yön: Haydar Demirtaş
· Sorumnsuz 12' Yön: Mehmet Murat Eker
· Hesapsız 4' Yön: Serhat Karaoğlan
· Gitme 23' Yön: Erhan Tuncer
· Tek-lik 10' Yön: Ufuk Erden


26 Ocak Cumartesi

1. Seans 13.00 - 14.30
· Umut 13' Yön: Gökhan Tunç
· Kontrol 8' Yön: Buket Öngen
· Kuşbakışı 5' Yön: Birol Hanbayat
· Jan 20' Yön: Faruk Uysal
· Halk için 17' Yön: Şenol Çöm
· Lamba 26' Yön: Metin Kaya

2. Seans 14.40 - 16.00
· Sıfıra 5' Yön: Şebnem Kasap
· Sır 14' Yön: Mehmet Ceber
· Son Resim 14' Yön: Mehmet Ceber
· Tünel 9' Yön: Veysel Çelik
· Helin 13' Yön: Sibel Akkulak
· …ve Yıllarca Kadınlar Gördüm "Belgesel " 27' Yön: Nurdan Erez

3. Seans 16.30 - 17.45
· Yasak Film, 30' Yön: Barış Özkaya
· Kurbağa Sesiyle Uyanmak, " Belgesel" Yön: Ümit Topaloğlu, Bayram Deniz 8' ,
· Ayak Altında, 24' Yön: M. Cem Öztüfekçi,'
· Fondöten, 11' Yön: Yeşim Doğan,

4. Seans 18.00 - 19.20
· Sokağa Çıkma Yasağı 9' Yön Filiz Uygun Yüksel
· Bektaşi Gir ve Gör 31' Yön: Elezibeta Koneska
· F 6' Yön: Ethem Özgüven
· Felluce 5' Yön: Ethem Özgüven
· Deliri(yor)um 9' Yön: Ethem Özgüven
· Alt Yazı 20' Yön Efe Öztezdoğan

5. Seans 19.30 - 20.30
· Kare As 14' Yön: A. Murat Vanlı
· Çotanak Yolunda "Belgesel" 28' Yön: Metin Avdaş
· Sen olmak 9' Yön: M. Tayfur Aydın
· 13 Kurşun 6' Yön: Kolektif (Diyarbakır Bağlar Belediyesi Sinema Atölyesi
· Düşeyazmak, 9' Yön: Nazım Güveloğlu


GÖSTERİM SALONU:
YÜZ ÇİÇEK AÇSIN KÜLTÜR MERKEZİ SİNEMA SALONU

Adres : Mahmut Şevket Paşa mh. Mithat Paşa Cd. Kervan Pasajı No:1/3 Anadolu kahvesi / Okmeydanı ]
Tel : 0 212 250 49 93
e-posta : yilmazguneyfestivali2007@gmail.com

TÜM GÖSTERİMLER ÜCRETSİZDİR






Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali
Kısa Film Yarışması

Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi tarafından organize edilen ve 27 Ocak 2008 Pazar günü İstanbul'da finali gerçekleştirilecek olan Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında karikatür, tiyatro, öykü, şiir, müzik, resim ve halk dansları yarışmalarının yanı sıra bir de kısa film yarışması düzenlenecektir. Festival kapsamında yapılacak yarışmalarda; birbirini geçme, öne çıkma gibi rekabetçi bir anlayış değil; farklı renk ve güzellikleri, farklı düşünce ve sanat anlayışlarını bir araya getiren ve toplumla paylaşan bir anlayış hedeflenmektedir. Birbirimizin fikirlerine tahammül edemediğimiz, farklılıklarımızı düşmanlık olarak algıladığımız şu günlerde, iyiden ve güzelden yana kolektif bir bilinç yaratabilmek daha anlamlı ve önemli… Onun için amacımız güzel olanın gelişimine katkı sunabilmek ve teşvik edebilmektir.

1. Katılımcılar, her türden yapımla(deneysel, kurmaca, belgesel, animasyon vb.) en az bir en fazla üç kısa filmle katılabilir.

2. Yarışmada konu ve teknik serbesttir. Katılan filmlerde Yılmaz Güney sinemasında somutlaşan ve sinemanın özünde de bulunan toplumcu, ilerici, eleştirel, gerçekçi ve yenilikçi değerler -öz-biçim niteliği bağlamında- özellikle dikkate alınacaktır.

3. Yarışma amatör ve profesyonel herkesin katılımına açıktır
4. Yapıtlar en çok 30 dk. ile sınırlı olmalıdır.

5. Etkinliğe Mini DV, DVC, High Definition, Betecam ile çekilmiş yapımlar katılabilir.

6. Katılacak eserler daha önce hiçbir yarışmada "ödül" almamış olmalıdır.

7. Etkinlikte yer alacak filmler için son katılım tarihi 7 Ocak 2008'dir. Katılımcıların istenen bilgileri belirtilen tarihe kadar Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi adresine ulaştırılması zorunludur. Bu tarihe kadar gönderilmeyen filmler değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır. Postada yaşanabilecek gecikmelerden tertip komitesi sorumlu değildir.

8. Etkinliğe katılmak isteyenler, en geç bu tarihe kadar festivalin aşağıdaki adresine;
a) Başvuru formunu,
b) Eserin beş adet DVD kopyasını eğer varsa arşivlenmek üzere Mini DV, DV kopyasını (kötü kopyalar değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır),
c) Yapıtla ilgili sahnelerden en az iki adet fotoğrafını,
d) Yönetmenin fotoğrafını,
e) Yönetmenin kısa bir özgeçmişini,
f) Filmin kısa bir özetini,
g) Filmin künyesini

göndermeleri gerekmektedir.

9. Değerlendirme sonucunda öne çıkan eserlerin sahiplerine 27 Ocak tarihinde İstanbul'da yapılacak etkinlikte plaket verilecek ve filmleri etkinlikte gösterilecektir .

10. Yarışmaya katılan kısa filmciler yukarıdaki koşulları kabul etmiş sayılırlar.

11. Yarışmaya katılıp, ön elemeyi geçerek yarışmaya ve gösterime hak kazanan filmlerin festival sırasında ve ilerde yalnızca ticari olmayan kültürel faaliyetlerde yarışmayı düzenleyen kurum tarafından izleyiciye sunulması, çoğaltılması yarışmacılar tarafından kabul edilmiş olacaktır.





DEĞERLENDİRME KURULU:
Oktay Güzeloğlu (Kısa filmciler Derneği Bşk. /Yazar-Yönetmen)
Ahmet Yüzüak (Sinema Kooperatif Bşk.- Yönetmen)
Gülsün Toker (Belgesel Sinemacılar Birliği- Ressam- Yönetmen)
Ahmet Soner (Yönetmen-Senarist)




Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali
Kültür-sanat alanında hakim olan yozlaşmaya karşı halktan yana, kolektif bir üretim ortamı yaratılmasına katkı sunma ve yeni bir soluk olma iddiasıyla yola çıktı. Bu çıkışın nasıl bir seyir izleyeceğini festivale emek verenler belirleyecek. Yarına dair var olan düşlerimiz, dünün ve bugünün gerçekliğinden geçerken yaşama ve insana dair güzelliklerin ellerimizin altından kayıp gittiğine tanık oluyoruz. Öyle ki zaman; bilinmeyenlerin ardındaki bilinenleri, sonuçların ardındaki nedenleri gizlercesine kocaman karanlıklar getiriyor yaşamlarımıza. Karanlıklar arttıkça bilinenler ve nedenler silikleşiyor. Geriye sonuçlar ve bilinmezlikler kalıyor. Zamanın gerisindeyiz şimdi. Birbirimize tahammül edemediğimiz, farklılıklarımızı düşmanlık olarak algılayıp yan yana gelmediğimiz yerde.

Yeni bir doğum bu... İçerisinde sancılar olan, korkular ve umutlar barındıran bir doğum. Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinden öğrenerek, farklı kültür ve medeniyetleri beşiğinde büyütmüş bir coğrafyanın bilgeliğiyle kuşanarak, "yeni bir ses ve soluk" olma kaygısıyla var olan yeni bir doğum. Farklı sesleri, farklı solukları, farklı renkleri, farklı ritimleri, farklı çizgileri ve cümleleri bir araya getirmeyi arzulayan "farklı" bir doğum. Güzeli çirkinle, karanlığı aydınlıkla karşılaştıran yaşam pratiğimiz; güzeli ve aydınlığı ayırt edecektir şüphesiz. Yeter ki güzele ve aydınlığa dair olsun düşlerimiz. Yeter ki sancılarımızı, korkularımızı, yetmezliklerimizi ve sıkıntılarımızı birlikte aşmaya dair olsun...

Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, yaşadığımız dönemin yaygın kültür-sanat anlayışının dışında, Anadolu’nun çok renkliliğini ve bilgeliğini yansıtarak gelişimi, güzeli ve emeği temsil eden, geçmişin tecrübelerinden öğrenip kendi köklerinden yükselen yeni bir kültür ve sanat anlayışıyla hareket edecek. Söz konusu hedef kısa bir zaman dilimi içerisinde ulaşılabilecek bir olgu olmadığı gibi; sadece “tertip komitesi” olarak ortaya çıkan kurumların da başarabileceği bir yerde durmamaktadır. Bu hedef bizlerin yan yana gelerek birbirinden öğrenmesiyle ve gelişime doğru adım atmasıyla somutlaşabilir.

Festival kapsamında sekiz ayrı sanat dalında düzenlenecek “yarışmalar” festivalin çıkış amacına uygun olarak, mevcut yarışma kültürünün dışında bir seyir izleyecek. Rekabetçi anlayışla emeği yarıştıran bir zeminde değil; yüzlerimizdeki tel örgüleri kaldırıp çocukların düşlerine yaslanarak kendi sesimizle, emeğimizi ortaklaştırmak istiyoruz. Yüreğimizde ve dilimizde bin yılları eskiten sözlerle ve susturulan onca şeyin hürmetine acıların sularında yıkanan sesimizle, mühürsüz bir zamanın kapılarını aralayarak adımlıyoruz bu yolu. Her şeyin susturulduğu ve her şeyin yakıldığı bu kurşun dökülmüş zamanda, karanlıkları aydınlıkların bağrında aşacağımız adımlardan biri olan Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, iyinin ve güzelin gelişimine katkı sunan, ortaya çıkan ürünleri toplumla paylaşan, emeğimizi ve çabamızı bu yönde yoğunlaştıran uzun soluklu bir birliktelik olarak algılanmalıdır.

Coğrafyamızda on yıllardır halktan yana tavır alan, üretimleriyle sansürü, tabuları ve emeğin üzerindeki her türlü baskı aracını eleştiri çarmıhına geren, yüz çiçeğin yan yana ve özgürce açması umuduyla iyiden, insandan ve emekten yana bir kültür-sanat anlayışı için mücadele eden sanatçıların olması, festivalimizin zeminini güçlendiren en temel dayanaklar arasındadır. Dolayısıyla ülkemizde ilki yapılacak olan böylesi bir kültür-sanat festivalini yansıtacak en doğru isimlerden biri kaçınılmaz olarak Yılmaz Güney’dir. Yılmaz Güney’in kültür ve sanat anlayışı; bu uğurda sergilediği yaşam pratiği düşlerimizi olur kılacak en güçlü esin kaynaklarımızdan birisi olarak yakıcılığını korumakta. Yılmaz Güney’i, ait olduğu topraklarda, bu zamana kadar yeterince anlatamadık. Belki de Yılmaz Güney’i yeterince anlayamadığımız için yeteri kadar sahiplenemedik. Geç kalınmış da olsa, Yılmaz Güney’i ve “yeniyi” temsil eden bir kültür-sanat anlayışıyla yoğrulan bu festivalin, gelecek açısından önemli bir adım olacağını düşünüyoruz. Avrupa’da 10 Kasım 2007 tarihinde ADGH (Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi) tarafından onuncusu düzenlenen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, coğrafyamızdaki bu ilk adımın gelişiminde önemli bir kilometre taşı olarak yer edinirken; Avrupa’da ve Türkiye’de düzenlenen her iki festivalin önümüzdeki yıllarda daha güçlü adımlara vesile olacağını bu günden söyleyebiliriz.

Bu alanda ortaya çıkacak ürünlerin kalıcı hale gelmesi ve giderek gelişmesi her birimizin bu festivali sahiplenmesinden ve aktif olarak katkı sunmasından geçiyor.

Karanlıkları ve bilinmezlikleri geride bırakmak için; sesimizin ulaştığı her bir yüreği birlikte yürümeye, birlikte düşünmeye ve birlikte üretmeye davet ediyoruz.









Yılmaz Güney'i anarken

'Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye
Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye
Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye
...Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim

onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.' diyordu bir şiirinde.

Yılmaz Güney Sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör. Günümüz yönetmenlerinin birçoğunun sinema anlayışına yön veren Yılmaz Güney, zamanın siyasi çalkantıları sırasında pek çok kez soruşturma geçirmiş ve hapse düşmüş ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam etmiştir.

'Bir sanatçı olarak Yılmaz Güney diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütün'dür. Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve baş eğmez anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz çekirdeği demektir. 1937 yılında, Türkiye'de, bir güney şehri olan Adana'nın Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim?.' Diye anlattığı yaşamı bir destan gibidir.

Türkiye'de oyuncu sinemasını, yönetmen sinemasına dönüştüren ilk adam olarak değerlendirilmesi boşuna değil.Gerçekten de belirtildiği gibi,oyuncuların değil, bir yönetmenin kitlelerce benimsenmesi belki de Türkiye sinema tarihinde bir ilki oluşturur.

'Sanat tek başına devrim yapmaz, fakat doğru bir çizgiye, dünya hakkında doğru bir görüşe sahip olan bir sanatçı, eserleri yoluyla, halkla, kitlelerle çok güçlü ve geniş bağlar kurabilir?.Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır. çiçekler, kuşlar ve rüzgarlar gibi. ben, bazı yakın arkadaşlarımın aracılığıyla hüzün, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım.' diyerek bir anlamda sanata ve sinemaya olan bakışını özetleyen Yılmaz Güney, bir yandan sinemayı, kendi deyimiyle, bir silah gibi kullanırken, diğer yandan da sinemanın kendine özgü dilini keşfetmeye çalıştı.

Yılmaz Güney sineması üzerine çok yazıldı çizildi ama onun ve filmlerinin Kürt yanı genel anlamıyla es geçildi. Bu anlamda Güney'in ve filmlerinin hala incelenmesi gereken çok yönü vardır

Türkiye'de Yılmaz Güney üzerine yazan yazarlar ve film eleştirmenleri genel anlamıyla Güney'in Kürt yönünü ya görmezden gelmekte ya da sadece Kürt kökenli olduğu belirtilip geçmektedirler. Umut, Seyithan, Yol, Sürü gibi birçok filmi bu yönüyle ilgililerce değerlendirilmeyi bekleye dursun ben sözü, Yılmaz Güney adına düzenlenen bir festivale getirmek istiyorum

***

Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi tarafından organize edilen ve 27 Ocak 2008 Pazar günü İstanbul'da finali gerçekleştirilecek olan Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında bu yıl da bir çok etkinlik düzenlendi.Kısa film, tiyatro, öykü, karikatür, müzik, resim ve halk dansları etkinliklerinin yanı sıra bir de şiir ödülü kondu.

Bu konuda yapılan açıklamada, 'verilecek ödüller, yarıştırmacı bir zihniyetten öteye; farklı renk ve güzellikleri, farklı düşünce ve sanat değerlerini bir araya getiren, ancak teşekkür anlamında emeği ödüllendiren ve bunu da insanlarla paylaşan bir anlayışı hedeflemektedir? Birbirimizin fikirlerine tahammül edemediğimiz, farklılıklarımızın düşmanlık olarak gösterildiği şu günlerde, iyiden ve güzelden yana kolektif bir bilinç yaratabilmek hepimizin özlemidir. Amacımız güzel olanın gelişimine katkı sunabilmek, özendirmek ve toplumsal paylaşıma katabilmektir.' denildi

Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali Yıldız Teknik Üniversitesinde ve ardından Kocaeli'nde gerçekleşti. Konya Etkinliği ise 5 Ocak 2008 Cumartesi yapılacak.Etkinlik: Belgesel gösterimi ?Söyleşi şeklinde düzenlendi... Ayrıca, 14 Aralık 2007 - 13 Ocak 2008 Tarihleri arasında İzmir'de birçok etkinlik gerçekleştirilecek. Yılmaz Güney'in filmlerinin gösterilmesinin ardından 'Ülke'de Sinemanın Dünü Bugünü' tartışılacak. Şiir dinletileri ve bunun ardından da ödül töreni düzenlenecek İstanbul'da...

Ödüle katılmak için ve Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'yle ilgili genel bilgileri www.yilmazguneyksf.org adresinden öğrenmek mümkün.

Etkinliğe emeği geçenleri ve ödül alacakları şimdiden kutluyorum.Bu vesileyle de bir büyük ustayı yeniden saygıyla anıyorum


Kaynak
Hicri İzgören
ozgurgundem.org





-Ülkemizde alternatif bir kültür-sanat anlayışının gelişimi yolunda onlarca aydınımızın nice bedeller ödediğini biliyoruz. Bu bütünlük içerisinde festivali değerlendirdiğimizde Yılmaz Güney isminin ön plana çıkmasını sağlayan nedenler nelerdir?

-Öncelikle, ‘alternatif' kavramı yerine, niyetimizi daha içeriden karşılayacağını sandığım ‘muhalif' tanımını tercih edelim demek isterim. Egemen olanın iktidarını talep içerikli ‘alternatif' olmayı, hiç değilse kültür-sanat alanının dışında tutalım. Kavramların hiç de masum olmadığının bilgisine sahibiz az-çok, değil mi? Bu anlamda, ‘alternatif' ile ‘muhalif' olmak arasındaki ayrımın, nasıl bir zihniyet dünyası farkına tekabül ettiği de konuşulsun isterim. Çünkü tartışılmaya fazlasıyla muhtaç; tıpkı ‘aydın' tanımlamasının tartışmaya muhtaç olması kadar..

Ama niyetimiz üzerinden kendi cümlemizi kurmayı deneyeceksek, doğrudur ki böyle bir muhalif kültür-sanat anlayışının muhatapları ağır bedeller ödediler hep ve ödemeye de devam ediyorlar. Ki zaten insanlık tarihi de benzeri ağır bedellerle yazılıdır. Ama, ‘ah etmeden' bedel ödemişliğin sanki bir önceliği de var. Yani herkes düş kurabilir ve hatta bunun için bedel de ödeyebilir. Değerlidir de. Ama bir insanın bütün bir ömrünü kurduğu düşe başka bir farkındalıkla ayırabilmesi, adayabilmesi, muhtemel her bedeli öderken dahi ‘ah' etmemesi, Yılmaz Güney şahsında, festival için de önceliklidir. Bu festivale adını veren Yılmaz Güney böyle bir devrimcidir çünkü. Politik, etik ve estetik kanıtlarıyla bütün bir ömrünü düşlerine adayandır o; muhalif, mağrur ve müdahil yaşamı ve yapıtlarıyla değer bilenlere armağandır.

A.Camus'nun ‘yaşama sebebi denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme sebebidir de' deyişini bu güne kadar katıldığım Yılmaz Güney konulu pek çok söyleşide özellikle paylaşa geldim. Kastım, tam da burada saklı. Yani Yılmaz Güney'in, ideolojik, etik ve estetik tercihini, her türden bedele karşılık, ölüm hariç değil, hem ürün hem de yaşam kanıtıyla ortaya koyan sahiciliği! Dünyanın da, coğrafyamızın da sadece bir ‘vefa' duygusuyla değil, hakkaniyetle bundan öğrenmeye ihtiyacı var, kanımca

Bundandır ki; edebiyatçı, sinemacı, kürt, tutsak, firari, sürgün, devrimci politik kişiliği ve hayatıyla Yılmaz Güney, tıpkı sevgili Can Yücel'in ‘yazdığım en güzel şiir hayatımdır' demesi gibi bir yerde karşılanmalı, orada ağırlanmalı, oradan anlaşılıp muhalif kültür-sanat hayatına devrimci bir olanak olarak yeniden ve hep kazandırılmalıydı. Bu niyetli çalışmalar yurt dışı ve yurt içinde süregelmekte zaten. YGKSF de bu ısrarı çoğaltmayı düşlemekte, bunu örgütlemeye çalışmakta, bunu gerçekleştirmek istemekte, diye düşünüyorum. Ve bunu çok da önemsiyorum.

-Festival kapsamında yapılacak etkinliklerde “yarışma”, “ödül” gibi kavramların kullanılması festivalin temel yönelimiyle karşıtlık barındırmıyor mu? Bu kavramları kullanarak insanları birbiriyle yarıştırmış olmuyor muyuz?

-Kesinlikle! Yani bu son derece doğru bir yaklaşım. Tıpkı az yukarıda sözünü ettiğimiz ‘alternatif' ya da ‘aydın' meselesi gibi. Bunlar, tartışılmaya muhtaç kavramlar, tanımlamalar. Bunlar, etik-ideolojik evrenin de uzun zamandır dert edindiği meseleler ayrıca. Bu nedenledir ki, egemenlikçi zihniyet dünyalarından ödünç aldığımız kimi tanımlar ve ifade araçları, niyetimizi dahi boşa çıkartabilecek bir yıkıcılığa sebep olabilirler. Eşyayı adıyla çağırmak burada da önem kazanmaktadır yine.

Bugün, bir gazetede ‘Yarışmayın! Katılın ve Paylaşın' başlığıyla benzeri bir etkinliğin duyurusuyla karşılaşınca düşündüm yine. Evet, Y. G. Kültür ve Sanat Festivali'nin meramı da tam da burada saklı olsa gerekir, diye. Yani bu yıl ilki düzenlenen bu festival 8 alanda etkinlikler düzenliyor. Ödül de verildiğine göre, katılım çağrısı ‘yarışma'ya davet gibi gözükebiliyor. Oysa değil . Festival temel yöneliminin böylesi bir kapitalist yarıştırmacı ahlakla uzak-yakın bir ilişkisi olmasa gerekir. Bu her ne kadar katılım metinlerinde dile getirilmeye çalışılsa da, kendi özgül tanımları üzerinden dile gelemeyince, geleneksel olanla bir tutulması, dışarıdan öyle görünüyor olması mümkün gibi. Festival sürecinin ön göreceği olgunlaşmalardan bir de bu olmalı.

O halde daha açık söylemek gerekmektedir:

YGKSF, bir entelektüel vicdan pratiği olarak, kolektif kılınmış bir muhalif kültür-sanat hareketine katılım niyetlidir. Muhalif kültür-sanat pratiklerinin açığa çıkarılmasına, birbirleriyle buluşturulmasına katkı niyetlidir. Kültür-sanattaki muhalif arayışlara ifade olanakları sunma, unutturulmaya çalışılan değerleri, onlardan öğrenerek yaşatma ve sürece yeniden kazandırma niyetlidir. Bu ve daha pek çok gerekçesiyle bu festival bir ‘yarıştırma' organizasyonu değildir. Ödül de emeğe teşekkür etme, kültürel birikimi açığa çıkartma, motivasyon ve olanak sunma amaçlıdır. Evet, etkinliklerin bu yılki formatlarında ve terminolojisinde ‘yarışma' da, ‘ödül' de yer alıyor görünse bile, niyet az yukarıda ifade edilendir. En azından ben böyle anlıyorum. Ve bu süreçten öğrenileceklerle sonraki Y.G. festivallerinin, format ve terminoloji anlamında da olgunlaşacağı, festivalin de, emek verenlerin de vaadi zaten.

Ayrıca diliyor ve umuyorum ki, bu festival, bu tür deneyimler, kendi pratiklerinden de öğrendikleriyle, muhalif kültür ve sanat sürecine müdahil olmanın olanaklarını çoğaltsınlar. Hepimizi boğan bu kuşatılmışlıkta, bu emek ve iyimserliğe gerçekten de ihtiyacımız var gibi. Unutmadıklarımız, unutturmayacaklarımızla, ayrıca..

-Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'nin alternatif kültür-sanat anlayışına ne gibi katkılar sunacağını düşünüyorsunuz?

-Az yukarıda sözünü ettiğim ve daha da sözü edilebilecek katkıları sunabilir bu festival. Süreci hazırlayan niyet ve çabadan haberdar olarak iddia edebilirim ki, bu niyet ve çabanın hakkı yeterince verilebilirse, önemli bir açılım sağlanabilir. Çünkü biliniyor, egemenlikçi sistemler, kendilerine tek tek muhalif oluşlardan çok da rahatsız değil artık. Yalnızlaştırarak, yasaklayarak, teslim alarak ya da etkisiz kılıp vitrine alarak, olmadı, yok ederek bir şekilde meseleyle başa çıkabiliyor, şimdilik. Ama bu durum onun gücünden çok, muhalif duruşların ‘birlikte' davranışa dönüşememesiyle; hem kültür-sanat alanında hem de yaşamın diğer alanlarındaki muhalif çabaların kolektif bir mecraya kazandırılamamasıyla ilgili bir durum aynı zamanda. Demektir ki, YGKSF, kapsamı, yönelimi ve arzu ettikleriyle birlikte düşünüldüğünde, gerçekten de kolektif-muhalif bir kültürel buluşmanın önemli katalizörlerinden biri olabilir. Tabii, arzu düzleminde dile gelenlerin pratik kanıtlarının da aynı sahicilikle hazırlanabilmesi kaydıyla.

Bu anlamda festival, muhalif bir kültürel evrenin oluşmasına, diğer mücadele alanlarındaki benzeri pratiklerle buluşmasına, müdahil olmaya dair de bir vaad ve olanak gibi durmaktadır. Biraz da bundandır ki, sürece katkı ve katılım sunan herkese şimdiden ve kendi adıma da teşekkür etmek isterim.


Kaynak
Mehmet Çetin
Devrimci Demokrasi Gazetesi, Sayı 125






Yılmaz Güney, Sürgün ve Onur

“…Birden bire/ vurulmuş gibi/ kuş gibi kanadından/ yaralı bir atlı yuvarlandı atından/ bağırmadı/ gidenleri geri çağırmadı/ baktı yalnız dolu gözlerle/ uzaklaşan atların parıldayan nallarına/…” Nazım Hikmet

Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'nin şiir seçkisinde, jüride yer alıp alamayacağımı sordu arkadaşlar. Ben de onur duyacağımı bildirdim. Çocukluk yıllarımdan beri hayranlıkla izlediğim ve Paris'te tanışma, söyleşme olanağı bulduğum ve o görkemli, şanına yakışır cenaze töreninde görevli olduğum Yılmaz Güney için heyecanlanmıştım. Yılmaz Güney'le aynı siyasi kulvarda yer almadığım halde, o beni ve benim gibi tüm politik mültecileri de sabırla dinler, görüşlerimizden yararlanmak, bilgi alış verişinde bulunmak isterdi. Sol içi görüş ayrılıkların zenginlik olabileceğini savunurdu. ‘Yüz çiçek açsın, yüz fikir yarışsın' sloganını, o, kendi hayatında içselleştirmiş, savunan ve yaşayan bir devrimci sanatçıydı. Onun filmleriyle, öykü ve romanlarıyla beslendim, büyüdüm. Sonra günün birinde sürgünde yollarımız kesişti.

Sürgün dedim de, bu kelime birçok insan için romantizmi çağrıştırabilir, kimileri için ise mağdur olmayı. Ama asıl sürgünün anlamı (Yılmaz Güney'in, Mehmet Uzun'un, Ahmet kaya'nın, Ho Chi Ming'in, Lenin'in ve daha bir çok dünya devrimcisinin bir dönem Paris'te yaşamak zorunda kaldığı gibi), yaşamayanların empati yapmakta zorlanacağı bir derinlik-trajedi barındırır. Edward Said ‘Kış ruhu'nda bunu çok iyi anlatır. Yine benim ‘Sürgün Araf ya da Öteki' başlıklı denemem bu konu hakkında yazılmıştır. Ülkeden uzakta yaşamak ve dönme yasağının olması. Gönüllü sürgün, küsme, protesto, yabancılaşma değil söz konusu olan. Yasak… Yasak nedeniyle gidememek, dönememek. Türkiye'de 12 eylül darbesinden sonra, sol çevrede yaygın olan anlayış: ‘Avrupa veya İskandinav ülkelerine iltica etmek doğru değil.' v.s. idi. Sonra bu eleştiriyi getirenler de bir biçimde Avrupa ülkelerine iltica etmek zorunda kaldılar. Ya da örgütleri koruyamadıkları kadrolarını idamlardan, işkencelerden, yargısız infazlardan, zindanlardan kurtarmak için yurt dışına yollamaya başladı. Bu konuda eleştiriler kişisel, münferit olarak kaldı. Bu empati yapmaktan yoksun, ilkel bakış açısı sürgünlere, Lenin'den, (Paris'te bulaşık yıkayarak hayatını kazanmaya çalışan) Ho amcaya, Yılmaz Güney'den, Ahmet Kaya'ya, Mehmet Uzun'a ve diğer politik mültecilere yapılan bir saygısızlıktı. Zaten sağ basın ve psikolojik harp dairesi sürgündeki devrimciler için iftira kampanyası açmıştı.

Oysa 12 Eylül darbesinden sonra Avrupa'ya giden sürgünler, yan gelip yatmıyor, keyif çatmıyordu. Dil sorunu, aş sorunu, barınak sorunu yaşarken bir yandan Türkiye'ye yönelik faaliyet yürütüyorlardı. Kamuoyu oluşturulup Türkiye cezaevlerine heyetler gönderiliyor, idamlara karşı yasal veya korsan gösteriler yapılıyor, bağış kampanyalarında cezaevlerine para yollanmaya çalışılıyordu. Gazete, dergi çıkarılıyor, paneller düzenleniyordu. Ama bu çalışmalar, sürgün ruh halini, yalnızlık duygusunu tedavi edemedi. Birçok arkadaşımız intihar etti. Ya da yoksulluk içinde öldü. Kimisi de, Türkiye'de bolca örneklerini gördüğümüz gibi lümpenleşti. Ya da eve kapandı. Ama Yılmaz Güney ve diğer özverili adsız kahramanlar gibi ülkeden uzakta da üretmeye devam eden sürgünler vardı. Ne yazık ki onların da birçoğu, memleket hasretiyle, Nazım'ın, girişte alıntı yaptığım ‘salkım söğüt' şiirinde betimlediği gibi yaralanıp düştüler. Erken gittiler. Yılmaz Güney sürgünde hayatını kaybettiğinde henüz kırk yedi yaşındaydı. Ahmet Kaya kırk beş.

Bugün, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi'nin Yılmaz Güney anısına bu kadar kapsamlı bir festival düzenlemesi beni heyecanlandırıyor. Öyle ya Yılmaz Güney'in toplumculuğuna, sanatta insanı merkez alan anlayışına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Zira dünyada neo liberalizmin- küreselleşme adı altındaki talanı, savaşlar, sömürü hayasızca sürüyor ve bu ekonomik uygulama kendi felsefesini ve sanatını yaratıyor, adına post modernizm deniyor ve şiirden, öyküden, romandan, sinemadan ‘insan' uzaklaştırılıyor.

12 Eylül darbesinin üzerinden neredeyse çeyrek yüzyıl geçti. O yaralar hâlâ sessizce kanıyor. Sessizce diyorum çünkü ağız birliği etmişçesine tüm toplum susuyor. Bir avuç insanın dışında şairler, yazarlar, aydınlar susuyor. Üstelik bu susuş, Adorno'nun Austcwitz toplama kampında gördükleri karşısındaki dehşet susuşu değil. Onun, ‘Austcwitz'ten sonra şiir yazılamaz' diyerek faşizme karşı aldığı tavra da benzemiyor. Bu susuş suç ortaklığını çağrıştırıyor. Salt korku, yaşanılan travma değil açıklaması. 12 Eylül darbesinden zarar görmeyenler de susuyor. Ve o dönem unutturulmaya çalışılıyor. Yeni kuşak tarihin o karanlık sayfasını okuyamıyor. Belleksiz, kişiliksiz, heyecansız bir gençlik yaratılıyor.

Hiçbir siyasi analiz, psikanaliz o susan şair ve yazarları, ‘aydınları' haklı kılamaz. Bir avuç duyarlı insanın dışında, Yılmaz Güney'in benimsediği, insanı merkez alan toplumcu sanat yapmaya kimse yanaşmıyor. O bir avuç insanın da toz duman arasında, egemen medyanın yarattığı iletişim kirliliği içinde sesi duyulmuyor.

İşte böyle bir ortamda Yılmaz Güney'in anılması, adına festival düzenlenmesi ayrıca bir anlam taşıyor.


Kaynak
Adil Okay
Devrimci Demokrasi Gazetesi, Sayı 125