13 Kurşun
Diyarbakır Bağlar Belediyesi Sinema Atölyesi
25 Ocak Cuma
1.Seans 16.00 - 17.30
· Buhran 3 19' Yön: İlker Çakmakkaya
· Yüksek Seste Sessiz Çığlık " Belgesel" 13' Yön: Betül Oruç
· Bir Yudum Direniş 13' Yön: Sefa Sürücü
· Işığın Karanlığı 10' Yön: Sefa Sürücü
· Karabil 5' Yön: Sefa Sürücü
· Küçük Hayaller Büyük Mutluluklar 8' Yön: Mehmet Sevim
· İstanbul Sokakları 19' Yön: Deniz Özer
2. Seans 17.45 - 19.15
· Bi Taraf 7' Yön: Siyar Gedik
· Kara Delik Ve Bilyeler 11' Yön: Savaş Baykal
· Anlatın Ben Dinlerim " Belgesel" 30' Yön: Özcan Tekdemir
· Tutunamayanlar 14' Yön: Savaş Baykal
· İki Ekmek Bi yoga 17' Yön: Özgür Bakar
1. Seans 13.00 - 14.30
· Umut 13' Yön: Gökhan Tunç
· Kontrol 8' Yön: Buket Öngen
· Kuşbakışı 5' Yön: Birol Hanbayat
· Jan 20' Yön: Faruk Uysal
· Halk için 17' Yön: Şenol Çöm
· Lamba 26' Yön: Metin Kaya
2. Seans 14.40 - 16.00
· Sıfıra 5' Yön: Şebnem Kasap
· Sır 14' Yön: Mehmet Ceber
· Son Resim 14' Yön: Mehmet Ceber
· Tünel 9' Yön: Veysel Çelik
· Helin 13' Yön: Sibel Akkulak
· …ve Yıllarca Kadınlar Gördüm "Belgesel " 27' Yön: Nurdan Erez
3. Seans 16.30 - 17.45
· Yasak Film, 30' Yön: Barış Özkaya
· Kurbağa Sesiyle Uyanmak, " Belgesel" Yön: Ümit Topaloğlu, Bayram Deniz 8' ,
· Ayak Altında, 24' Yön: M. Cem Öztüfekçi,'
· Fondöten, 11' Yön: Yeşim Doğan,
4. Seans 18.00 - 19.20
· Sokağa Çıkma Yasağı 9' Yön Filiz Uygun Yüksel
· Bektaşi Gir ve Gör 31' Yön: Elezibeta Koneska
· F 6' Yön: Ethem Özgüven
· Felluce 5' Yön: Ethem Özgüven
· Deliri(yor)um 9' Yön: Ethem Özgüven
· Alt Yazı 20' Yön Efe Öztezdoğan
5. Seans 19.30 - 20.30
· Kare As 14' Yön: A. Murat Vanlı
· Çotanak Yolunda "Belgesel" 28' Yön: Metin Avdaş
· Sen olmak 9' Yön: M. Tayfur Aydın
· 13 Kurşun 6' Yön: Kolektif (Diyarbakır Bağlar Belediyesi Sinema Atölyesi
· Düşeyazmak, 9' Yön: Nazım Güveloğlu
GÖSTERİM SALONU:
YÜZ ÇİÇEK AÇSIN KÜLTÜR MERKEZİ SİNEMA SALONU
Adres : Mahmut Şevket Paşa mh. Mithat Paşa Cd. Kervan Pasajı No:1/3 Anadolu
kahvesi / Okmeydanı ]
Tel : 0 212 250 49 93
e-posta : yilmazguneyfestivali2007@gmail.com
TÜM GÖSTERİMLER ÜCRETSİZDİR
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali
Kısa Film Yarışması
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi tarafından
organize edilen ve 27 Ocak 2008 Pazar günü İstanbul'da finali gerçekleştirilecek
olan Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında karikatür, tiyatro, öykü,
şiir, müzik, resim ve halk dansları yarışmalarının yanı sıra bir de kısa film
yarışması düzenlenecektir. Festival kapsamında yapılacak yarışmalarda; birbirini
geçme, öne çıkma gibi rekabetçi bir anlayış değil; farklı renk ve güzellikleri,
farklı düşünce ve sanat anlayışlarını bir araya getiren ve toplumla paylaşan bir
anlayış hedeflenmektedir. Birbirimizin fikirlerine tahammül edemediğimiz,
farklılıklarımızı düşmanlık olarak algıladığımız şu günlerde, iyiden ve güzelden
yana kolektif bir bilinç yaratabilmek daha anlamlı ve önemli… Onun için amacımız
güzel olanın gelişimine katkı sunabilmek ve teşvik edebilmektir.
1. Katılımcılar, her türden yapımla(deneysel, kurmaca, belgesel, animasyon vb.)
en az bir en fazla üç kısa filmle katılabilir.
2. Yarışmada konu ve teknik serbesttir. Katılan filmlerde Yılmaz Güney
sinemasında somutlaşan ve sinemanın özünde de bulunan toplumcu, ilerici,
eleştirel, gerçekçi ve yenilikçi değerler -öz-biçim niteliği bağlamında-
özellikle dikkate alınacaktır.
3. Yarışma amatör ve profesyonel herkesin katılımına açıktır
4. Yapıtlar en çok 30 dk. ile sınırlı olmalıdır.
5. Etkinliğe Mini DV, DVC, High Definition, Betecam ile çekilmiş yapımlar
katılabilir.
6. Katılacak eserler daha önce hiçbir yarışmada "ödül" almamış olmalıdır.
7. Etkinlikte yer alacak filmler için son katılım tarihi 7 Ocak 2008'dir.
Katılımcıların istenen bilgileri belirtilen tarihe kadar Yüz Çiçek Açsın Kültür
Merkezi adresine ulaştırılması zorunludur. Bu tarihe kadar gönderilmeyen filmler
değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır. Postada yaşanabilecek gecikmelerden tertip
komitesi sorumlu değildir.
8. Etkinliğe katılmak isteyenler, en geç bu tarihe kadar festivalin aşağıdaki
adresine;
a) Başvuru formunu,
b) Eserin beş adet DVD kopyasını eğer varsa arşivlenmek üzere Mini DV, DV
kopyasını (kötü kopyalar değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır),
c) Yapıtla ilgili sahnelerden en az iki adet fotoğrafını,
d) Yönetmenin fotoğrafını,
e) Yönetmenin kısa bir özgeçmişini,
f) Filmin kısa bir özetini,
g) Filmin künyesini
göndermeleri gerekmektedir.
9. Değerlendirme sonucunda öne çıkan eserlerin sahiplerine 27 Ocak tarihinde
İstanbul'da yapılacak etkinlikte plaket verilecek ve filmleri etkinlikte
gösterilecektir .
10. Yarışmaya katılan kısa filmciler yukarıdaki koşulları kabul etmiş
sayılırlar.
11. Yarışmaya katılıp, ön elemeyi geçerek yarışmaya ve gösterime hak kazanan
filmlerin festival sırasında ve ilerde yalnızca ticari olmayan kültürel
faaliyetlerde yarışmayı düzenleyen kurum tarafından izleyiciye sunulması,
çoğaltılması yarışmacılar tarafından kabul edilmiş olacaktır.
DEĞERLENDİRME KURULU:
Oktay Güzeloğlu (Kısa filmciler Derneği Bşk. /Yazar-Yönetmen)
Ahmet Yüzüak (Sinema Kooperatif Bşk.- Yönetmen)
Gülsün Toker (Belgesel Sinemacılar Birliği- Ressam- Yönetmen)
Ahmet Soner (Yönetmen-Senarist)
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali
Kültür-sanat alanında hakim olan
yozlaşmaya karşı halktan yana, kolektif bir üretim ortamı yaratılmasına katkı
sunma ve yeni bir soluk olma iddiasıyla yola çıktı. Bu çıkışın nasıl bir seyir
izleyeceğini festivale emek verenler belirleyecek. Yarına dair var olan
düşlerimiz, dünün ve bugünün gerçekliğinden geçerken yaşama ve insana dair
güzelliklerin ellerimizin altından kayıp gittiğine tanık oluyoruz. Öyle ki
zaman; bilinmeyenlerin ardındaki bilinenleri, sonuçların ardındaki nedenleri
gizlercesine kocaman karanlıklar getiriyor yaşamlarımıza. Karanlıklar arttıkça
bilinenler ve nedenler silikleşiyor. Geriye sonuçlar ve bilinmezlikler kalıyor.
Zamanın gerisindeyiz şimdi. Birbirimize tahammül edemediğimiz, farklılıklarımızı
düşmanlık olarak algılayıp yan yana gelmediğimiz yerde.
Yeni bir doğum bu... İçerisinde sancılar olan, korkular ve umutlar barındıran
bir doğum. Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinden öğrenerek, farklı kültür ve
medeniyetleri beşiğinde büyütmüş bir coğrafyanın bilgeliğiyle kuşanarak, "yeni
bir ses ve soluk" olma kaygısıyla var olan yeni bir doğum. Farklı sesleri,
farklı solukları, farklı renkleri, farklı ritimleri, farklı çizgileri ve
cümleleri bir araya getirmeyi arzulayan "farklı" bir doğum. Güzeli çirkinle,
karanlığı aydınlıkla karşılaştıran yaşam pratiğimiz; güzeli ve aydınlığı ayırt
edecektir şüphesiz. Yeter ki güzele ve aydınlığa dair olsun düşlerimiz. Yeter ki
sancılarımızı, korkularımızı, yetmezliklerimizi ve sıkıntılarımızı birlikte
aşmaya dair olsun...
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali, yaşadığımız dönemin yaygın kültür-sanat
anlayışının dışında, Anadolu’nun çok renkliliğini ve bilgeliğini yansıtarak
gelişimi, güzeli ve emeği temsil eden, geçmişin tecrübelerinden öğrenip kendi
köklerinden yükselen yeni bir kültür ve sanat anlayışıyla hareket edecek. Söz
konusu hedef kısa bir zaman dilimi içerisinde ulaşılabilecek bir olgu olmadığı
gibi; sadece “tertip komitesi” olarak ortaya çıkan kurumların da başarabileceği
bir yerde durmamaktadır. Bu hedef bizlerin yan yana gelerek birbirinden
öğrenmesiyle ve gelişime doğru adım atmasıyla somutlaşabilir.
Festival kapsamında sekiz ayrı sanat dalında düzenlenecek “yarışmalar”
festivalin çıkış amacına uygun olarak, mevcut yarışma kültürünün dışında bir
seyir izleyecek. Rekabetçi anlayışla emeği yarıştıran bir zeminde değil;
yüzlerimizdeki tel örgüleri kaldırıp çocukların düşlerine yaslanarak kendi
sesimizle, emeğimizi ortaklaştırmak istiyoruz. Yüreğimizde ve dilimizde bin
yılları eskiten sözlerle ve susturulan onca şeyin hürmetine acıların sularında
yıkanan sesimizle, mühürsüz bir zamanın kapılarını aralayarak adımlıyoruz bu
yolu. Her şeyin susturulduğu ve her şeyin yakıldığı bu kurşun dökülmüş zamanda,
karanlıkları aydınlıkların bağrında aşacağımız adımlardan biri olan Yılmaz Güney
Kültür ve Sanat Festivali, iyinin ve güzelin gelişimine katkı sunan, ortaya
çıkan ürünleri toplumla paylaşan, emeğimizi ve çabamızı bu yönde yoğunlaştıran
uzun soluklu bir birliktelik olarak algılanmalıdır.
Coğrafyamızda on yıllardır halktan yana tavır alan, üretimleriyle sansürü,
tabuları ve emeğin üzerindeki her türlü baskı aracını eleştiri çarmıhına geren,
yüz çiçeğin yan yana ve özgürce açması umuduyla iyiden, insandan ve emekten yana
bir kültür-sanat anlayışı için mücadele eden sanatçıların olması, festivalimizin
zeminini güçlendiren en temel dayanaklar arasındadır. Dolayısıyla ülkemizde ilki
yapılacak olan böylesi bir kültür-sanat festivalini yansıtacak en doğru
isimlerden biri kaçınılmaz olarak Yılmaz Güney’dir. Yılmaz Güney’in kültür ve
sanat anlayışı; bu uğurda sergilediği yaşam pratiği düşlerimizi olur kılacak en
güçlü esin kaynaklarımızdan birisi olarak yakıcılığını korumakta. Yılmaz
Güney’i, ait olduğu topraklarda, bu zamana kadar yeterince anlatamadık. Belki de
Yılmaz Güney’i yeterince anlayamadığımız için yeteri kadar sahiplenemedik. Geç
kalınmış da olsa, Yılmaz Güney’i ve “yeniyi” temsil eden bir kültür-sanat
anlayışıyla yoğrulan bu festivalin, gelecek açısından önemli bir adım olacağını
düşünüyoruz. Avrupa’da 10 Kasım 2007 tarihinde ADGH (Avrupa Demokratik Gençlik
Hareketi) tarafından onuncusu düzenlenen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali,
coğrafyamızdaki bu ilk adımın gelişiminde önemli bir kilometre taşı olarak yer
edinirken; Avrupa’da ve Türkiye’de düzenlenen her iki festivalin önümüzdeki
yıllarda daha güçlü adımlara vesile olacağını bu günden söyleyebiliriz.
Bu alanda ortaya çıkacak ürünlerin kalıcı hale gelmesi ve giderek gelişmesi her
birimizin bu festivali sahiplenmesinden ve aktif olarak katkı sunmasından
geçiyor.
Karanlıkları ve bilinmezlikleri geride bırakmak için; sesimizin ulaştığı her bir
yüreği birlikte yürümeye, birlikte düşünmeye ve birlikte üretmeye davet
ediyoruz.
Yılmaz Güney'i anarken
'Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün
diye
Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye
Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye
...Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim
onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.' diyordu bir şiirinde.
Yılmaz Güney Sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör.
Günümüz yönetmenlerinin birçoğunun sinema anlayışına yön veren Yılmaz Güney,
zamanın siyasi çalkantıları sırasında pek çok kez soruşturma geçirmiş ve hapse
düşmüş ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam
etmiştir.
'Bir sanatçı olarak Yılmaz Güney diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütün'dür.
Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve
baş eğmez anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz
çekirdeği demektir. 1937 yılında, Türkiye'de, bir güney şehri olan Adana'nın
Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan
biriyim?.' Diye anlattığı yaşamı bir destan gibidir.
Türkiye'de oyuncu sinemasını, yönetmen sinemasına dönüştüren ilk adam olarak
değerlendirilmesi boşuna değil.Gerçekten de belirtildiği gibi,oyuncuların değil,
bir yönetmenin kitlelerce benimsenmesi belki de Türkiye sinema tarihinde bir
ilki oluşturur.
'Sanat tek başına devrim yapmaz, fakat doğru bir çizgiye, dünya hakkında doğru
bir görüşe sahip olan bir sanatçı, eserleri yoluyla, halkla, kitlelerle çok
güçlü ve geniş bağlar kurabilir?.Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır.
çiçekler, kuşlar ve rüzgarlar gibi. ben, bazı yakın arkadaşlarımın aracılığıyla
hüzün, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım.' diyerek bir anlamda sanata ve
sinemaya olan bakışını özetleyen Yılmaz Güney, bir yandan sinemayı, kendi
deyimiyle, bir silah gibi kullanırken, diğer yandan da sinemanın kendine özgü
dilini keşfetmeye çalıştı.
Yılmaz Güney sineması üzerine çok yazıldı çizildi ama onun ve filmlerinin Kürt
yanı genel anlamıyla es geçildi. Bu anlamda Güney'in ve filmlerinin hala
incelenmesi gereken çok yönü vardır
Türkiye'de Yılmaz Güney üzerine yazan yazarlar ve film eleştirmenleri genel
anlamıyla Güney'in Kürt yönünü ya görmezden gelmekte ya da sadece Kürt kökenli
olduğu belirtilip geçmektedirler. Umut, Seyithan, Yol, Sürü gibi birçok filmi bu
yönüyle ilgililerce değerlendirilmeyi bekleye dursun ben sözü, Yılmaz Güney
adına düzenlenen bir festivale getirmek istiyorum
***
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi tarafından
organize edilen ve 27 Ocak 2008 Pazar günü İstanbul'da finali gerçekleştirilecek
olan Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali kapsamında bu yıl da bir çok
etkinlik düzenlendi.Kısa film, tiyatro, öykü, karikatür, müzik, resim ve halk
dansları etkinliklerinin yanı sıra bir de şiir ödülü kondu.
Bu konuda yapılan açıklamada, 'verilecek ödüller, yarıştırmacı bir zihniyetten
öteye; farklı renk ve güzellikleri, farklı düşünce ve sanat değerlerini bir
araya getiren, ancak teşekkür anlamında emeği ödüllendiren ve bunu da insanlarla
paylaşan bir anlayışı hedeflemektedir? Birbirimizin fikirlerine tahammül
edemediğimiz, farklılıklarımızın düşmanlık olarak gösterildiği şu günlerde,
iyiden ve güzelden yana kolektif bir bilinç yaratabilmek hepimizin özlemidir.
Amacımız güzel olanın gelişimine katkı sunabilmek, özendirmek ve toplumsal
paylaşıma katabilmektir.' denildi
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali Yıldız Teknik Üniversitesinde ve ardından
Kocaeli'nde gerçekleşti. Konya Etkinliği ise 5 Ocak 2008 Cumartesi
yapılacak.Etkinlik: Belgesel gösterimi ?Söyleşi şeklinde düzenlendi... Ayrıca,
14 Aralık 2007 - 13 Ocak 2008 Tarihleri arasında İzmir'de birçok etkinlik
gerçekleştirilecek. Yılmaz Güney'in filmlerinin gösterilmesinin ardından
'Ülke'de Sinemanın Dünü Bugünü' tartışılacak. Şiir dinletileri ve bunun ardından
da ödül töreni düzenlenecek İstanbul'da...
Ödüle katılmak için ve Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'yle ilgili genel
bilgileri www.yilmazguneyksf.org adresinden öğrenmek mümkün.
Etkinliğe emeği geçenleri ve ödül alacakları şimdiden kutluyorum.Bu vesileyle de
bir büyük ustayı yeniden saygıyla anıyorum
Kaynak
Hicri İzgören
ozgurgundem.org
-Ülkemizde alternatif bir kültür-sanat anlayışının gelişimi yolunda onlarca
aydınımızın nice bedeller ödediğini biliyoruz. Bu bütünlük içerisinde festivali
değerlendirdiğimizde Yılmaz Güney isminin ön plana çıkmasını sağlayan nedenler
nelerdir?
-Öncelikle, ‘alternatif' kavramı yerine, niyetimizi daha içeriden
karşılayacağını sandığım ‘muhalif' tanımını tercih edelim demek isterim. Egemen
olanın iktidarını talep içerikli ‘alternatif' olmayı, hiç değilse kültür-sanat
alanının dışında tutalım. Kavramların hiç de masum olmadığının bilgisine sahibiz
az-çok, değil mi? Bu anlamda, ‘alternatif' ile ‘muhalif' olmak arasındaki
ayrımın, nasıl bir zihniyet dünyası farkına tekabül ettiği de konuşulsun
isterim. Çünkü tartışılmaya fazlasıyla muhtaç; tıpkı ‘aydın' tanımlamasının
tartışmaya muhtaç olması kadar..
Ama niyetimiz üzerinden kendi cümlemizi kurmayı deneyeceksek, doğrudur ki böyle
bir muhalif kültür-sanat anlayışının muhatapları ağır bedeller ödediler hep ve
ödemeye de devam ediyorlar. Ki zaten insanlık tarihi de benzeri ağır bedellerle
yazılıdır. Ama, ‘ah etmeden' bedel ödemişliğin sanki bir önceliği de var. Yani
herkes düş kurabilir ve hatta bunun için bedel de ödeyebilir. Değerlidir de. Ama
bir insanın bütün bir ömrünü kurduğu düşe başka bir farkındalıkla ayırabilmesi,
adayabilmesi, muhtemel her bedeli öderken dahi ‘ah' etmemesi, Yılmaz Güney
şahsında, festival için de önceliklidir. Bu festivale adını veren Yılmaz Güney
böyle bir devrimcidir çünkü. Politik, etik ve estetik kanıtlarıyla bütün bir
ömrünü düşlerine adayandır o; muhalif, mağrur ve müdahil yaşamı ve yapıtlarıyla
değer bilenlere armağandır.
A.Camus'nun ‘yaşama sebebi denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme
sebebidir de' deyişini bu güne kadar katıldığım Yılmaz Güney konulu pek çok
söyleşide özellikle paylaşa geldim. Kastım, tam da burada saklı. Yani Yılmaz
Güney'in, ideolojik, etik ve estetik tercihini, her türden bedele karşılık, ölüm
hariç değil, hem ürün hem de yaşam kanıtıyla ortaya koyan sahiciliği! Dünyanın
da, coğrafyamızın da sadece bir ‘vefa' duygusuyla değil, hakkaniyetle bundan
öğrenmeye ihtiyacı var, kanımca
Bundandır ki; edebiyatçı, sinemacı, kürt, tutsak, firari, sürgün, devrimci
politik kişiliği ve hayatıyla Yılmaz Güney, tıpkı sevgili Can Yücel'in ‘yazdığım
en güzel şiir hayatımdır' demesi gibi bir yerde karşılanmalı, orada ağırlanmalı,
oradan anlaşılıp muhalif kültür-sanat hayatına devrimci bir olanak olarak
yeniden ve hep kazandırılmalıydı. Bu niyetli çalışmalar yurt dışı ve yurt içinde
süregelmekte zaten. YGKSF de bu ısrarı çoğaltmayı düşlemekte, bunu örgütlemeye
çalışmakta, bunu gerçekleştirmek istemekte, diye düşünüyorum. Ve bunu çok da
önemsiyorum.
-Festival kapsamında yapılacak etkinliklerde “yarışma”, “ödül” gibi kavramların
kullanılması festivalin temel yönelimiyle karşıtlık barındırmıyor mu? Bu
kavramları kullanarak insanları birbiriyle yarıştırmış olmuyor muyuz?
-Kesinlikle! Yani bu son derece doğru bir yaklaşım. Tıpkı az yukarıda sözünü
ettiğimiz ‘alternatif' ya da ‘aydın' meselesi gibi. Bunlar, tartışılmaya muhtaç
kavramlar, tanımlamalar. Bunlar, etik-ideolojik evrenin de uzun zamandır dert
edindiği meseleler ayrıca. Bu nedenledir ki, egemenlikçi zihniyet dünyalarından
ödünç aldığımız kimi tanımlar ve ifade araçları, niyetimizi dahi boşa
çıkartabilecek bir yıkıcılığa sebep olabilirler. Eşyayı adıyla çağırmak burada
da önem kazanmaktadır yine.
Bugün, bir gazetede ‘Yarışmayın! Katılın ve Paylaşın' başlığıyla benzeri bir
etkinliğin duyurusuyla karşılaşınca düşündüm yine. Evet, Y. G. Kültür ve Sanat
Festivali'nin meramı da tam da burada saklı olsa gerekir, diye. Yani bu yıl ilki
düzenlenen bu festival 8 alanda etkinlikler düzenliyor. Ödül de verildiğine
göre, katılım çağrısı ‘yarışma'ya davet gibi gözükebiliyor. Oysa değil .
Festival temel yöneliminin böylesi bir kapitalist yarıştırmacı ahlakla
uzak-yakın bir ilişkisi olmasa gerekir. Bu her ne kadar katılım metinlerinde
dile getirilmeye çalışılsa da, kendi özgül tanımları üzerinden dile gelemeyince,
geleneksel olanla bir tutulması, dışarıdan öyle görünüyor olması mümkün gibi.
Festival sürecinin ön göreceği olgunlaşmalardan bir de bu olmalı.
O halde daha açık söylemek gerekmektedir:
YGKSF, bir entelektüel vicdan pratiği olarak, kolektif kılınmış bir muhalif
kültür-sanat hareketine katılım niyetlidir. Muhalif kültür-sanat pratiklerinin
açığa çıkarılmasına, birbirleriyle buluşturulmasına katkı niyetlidir.
Kültür-sanattaki muhalif arayışlara ifade olanakları sunma, unutturulmaya
çalışılan değerleri, onlardan öğrenerek yaşatma ve sürece yeniden kazandırma
niyetlidir. Bu ve daha pek çok gerekçesiyle bu festival bir ‘yarıştırma'
organizasyonu değildir. Ödül de emeğe teşekkür etme, kültürel birikimi açığa
çıkartma, motivasyon ve olanak sunma amaçlıdır. Evet, etkinliklerin bu yılki
formatlarında ve terminolojisinde ‘yarışma' da, ‘ödül' de yer alıyor görünse
bile, niyet az yukarıda ifade edilendir. En azından ben böyle anlıyorum. Ve bu
süreçten öğrenileceklerle sonraki Y.G. festivallerinin, format ve terminoloji
anlamında da olgunlaşacağı, festivalin de, emek verenlerin de vaadi zaten.
Ayrıca diliyor ve umuyorum ki, bu festival, bu tür deneyimler, kendi
pratiklerinden de öğrendikleriyle, muhalif kültür ve sanat sürecine müdahil
olmanın olanaklarını çoğaltsınlar. Hepimizi boğan bu kuşatılmışlıkta, bu emek ve
iyimserliğe gerçekten de ihtiyacımız var gibi. Unutmadıklarımız,
unutturmayacaklarımızla, ayrıca..
-Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'nin alternatif kültür-sanat anlayışına
ne gibi katkılar sunacağını düşünüyorsunuz?
-Az yukarıda sözünü ettiğim ve daha da sözü edilebilecek katkıları sunabilir bu
festival. Süreci hazırlayan niyet ve çabadan haberdar olarak iddia edebilirim
ki, bu niyet ve çabanın hakkı yeterince verilebilirse, önemli bir açılım
sağlanabilir. Çünkü biliniyor, egemenlikçi sistemler, kendilerine tek tek
muhalif oluşlardan çok da rahatsız değil artık. Yalnızlaştırarak, yasaklayarak,
teslim alarak ya da etkisiz kılıp vitrine alarak, olmadı, yok ederek bir şekilde
meseleyle başa çıkabiliyor, şimdilik. Ama bu durum onun gücünden çok, muhalif
duruşların ‘birlikte' davranışa dönüşememesiyle; hem kültür-sanat alanında hem
de yaşamın diğer alanlarındaki muhalif çabaların kolektif bir mecraya
kazandırılamamasıyla ilgili bir durum aynı zamanda. Demektir ki, YGKSF, kapsamı,
yönelimi ve arzu ettikleriyle birlikte düşünüldüğünde, gerçekten de
kolektif-muhalif bir kültürel buluşmanın önemli katalizörlerinden biri olabilir.
Tabii, arzu düzleminde dile gelenlerin pratik kanıtlarının da aynı sahicilikle
hazırlanabilmesi kaydıyla.
Bu anlamda festival, muhalif bir kültürel evrenin oluşmasına, diğer mücadele
alanlarındaki benzeri pratiklerle buluşmasına, müdahil olmaya dair de bir vaad
ve olanak gibi durmaktadır. Biraz da bundandır ki, sürece katkı ve katılım sunan
herkese şimdiden ve kendi adıma da teşekkür etmek isterim.
Kaynak
Mehmet Çetin
Devrimci Demokrasi Gazetesi, Sayı 125
Yılmaz Güney, Sürgün ve Onur
“…Birden bire/ vurulmuş gibi/ kuş gibi kanadından/ yaralı bir atlı yuvarlandı
atından/ bağırmadı/ gidenleri geri çağırmadı/ baktı yalnız dolu gözlerle/
uzaklaşan atların parıldayan nallarına/…” Nazım Hikmet
Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali'nin şiir seçkisinde, jüride yer alıp
alamayacağımı sordu arkadaşlar. Ben de onur duyacağımı bildirdim. Çocukluk
yıllarımdan beri hayranlıkla izlediğim ve Paris'te tanışma, söyleşme olanağı
bulduğum ve o görkemli, şanına yakışır cenaze töreninde görevli olduğum Yılmaz
Güney için heyecanlanmıştım. Yılmaz Güney'le aynı siyasi kulvarda yer almadığım
halde, o beni ve benim gibi tüm politik mültecileri de sabırla dinler,
görüşlerimizden yararlanmak, bilgi alış verişinde bulunmak isterdi. Sol içi
görüş ayrılıkların zenginlik olabileceğini savunurdu. ‘Yüz çiçek açsın, yüz
fikir yarışsın' sloganını, o, kendi hayatında içselleştirmiş, savunan ve yaşayan
bir devrimci sanatçıydı. Onun filmleriyle, öykü ve romanlarıyla beslendim,
büyüdüm. Sonra günün birinde sürgünde yollarımız kesişti.
Sürgün dedim de, bu kelime birçok insan için romantizmi çağrıştırabilir,
kimileri için ise mağdur olmayı. Ama asıl sürgünün anlamı (Yılmaz Güney'in,
Mehmet Uzun'un, Ahmet kaya'nın, Ho Chi Ming'in, Lenin'in ve daha bir çok dünya
devrimcisinin bir dönem Paris'te yaşamak zorunda kaldığı gibi), yaşamayanların
empati yapmakta zorlanacağı bir derinlik-trajedi barındırır. Edward Said ‘Kış
ruhu'nda bunu çok iyi anlatır. Yine benim ‘Sürgün Araf ya da Öteki' başlıklı
denemem bu konu hakkında yazılmıştır. Ülkeden uzakta yaşamak ve dönme yasağının
olması. Gönüllü sürgün, küsme, protesto, yabancılaşma değil söz konusu olan.
Yasak… Yasak nedeniyle gidememek, dönememek. Türkiye'de 12 eylül darbesinden
sonra, sol çevrede yaygın olan anlayış: ‘Avrupa veya İskandinav ülkelerine
iltica etmek doğru değil.' v.s. idi. Sonra bu eleştiriyi getirenler de bir
biçimde Avrupa ülkelerine iltica etmek zorunda kaldılar. Ya da örgütleri
koruyamadıkları kadrolarını idamlardan, işkencelerden, yargısız infazlardan,
zindanlardan kurtarmak için yurt dışına yollamaya başladı. Bu konuda eleştiriler
kişisel, münferit olarak kaldı. Bu empati yapmaktan yoksun, ilkel bakış açısı
sürgünlere, Lenin'den, (Paris'te bulaşık yıkayarak hayatını kazanmaya çalışan)
Ho amcaya, Yılmaz Güney'den, Ahmet Kaya'ya, Mehmet Uzun'a ve diğer politik
mültecilere yapılan bir saygısızlıktı. Zaten sağ basın ve psikolojik harp
dairesi sürgündeki devrimciler için iftira kampanyası açmıştı.
Oysa 12 Eylül darbesinden sonra Avrupa'ya giden sürgünler, yan gelip yatmıyor,
keyif çatmıyordu. Dil sorunu, aş sorunu, barınak sorunu yaşarken bir yandan
Türkiye'ye yönelik faaliyet yürütüyorlardı. Kamuoyu oluşturulup Türkiye
cezaevlerine heyetler gönderiliyor, idamlara karşı yasal veya korsan gösteriler
yapılıyor, bağış kampanyalarında cezaevlerine para yollanmaya çalışılıyordu.
Gazete, dergi çıkarılıyor, paneller düzenleniyordu. Ama bu çalışmalar, sürgün
ruh halini, yalnızlık duygusunu tedavi edemedi. Birçok arkadaşımız intihar etti.
Ya da yoksulluk içinde öldü. Kimisi de, Türkiye'de bolca örneklerini gördüğümüz
gibi lümpenleşti. Ya da eve kapandı. Ama Yılmaz Güney ve diğer özverili adsız
kahramanlar gibi ülkeden uzakta da üretmeye devam eden sürgünler vardı. Ne yazık
ki onların da birçoğu, memleket hasretiyle, Nazım'ın, girişte alıntı yaptığım
‘salkım söğüt' şiirinde betimlediği gibi yaralanıp düştüler. Erken gittiler.
Yılmaz Güney sürgünde hayatını kaybettiğinde henüz kırk yedi yaşındaydı. Ahmet
Kaya kırk beş.
Bugün, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Demokratik Gençlik Hareketi'nin Yılmaz
Güney anısına bu kadar kapsamlı bir festival düzenlemesi beni heyecanlandırıyor.
Öyle ya Yılmaz Güney'in toplumculuğuna, sanatta insanı merkez alan anlayışına
her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Zira dünyada neo liberalizmin-
küreselleşme adı altındaki talanı, savaşlar, sömürü hayasızca sürüyor ve bu
ekonomik uygulama kendi felsefesini ve sanatını yaratıyor, adına post modernizm
deniyor ve şiirden, öyküden, romandan, sinemadan ‘insan' uzaklaştırılıyor.
12 Eylül darbesinin üzerinden neredeyse çeyrek yüzyıl geçti. O yaralar hâlâ
sessizce kanıyor. Sessizce diyorum çünkü ağız birliği etmişçesine tüm toplum
susuyor. Bir avuç insanın dışında şairler, yazarlar, aydınlar susuyor. Üstelik
bu susuş, Adorno'nun Austcwitz toplama kampında gördükleri karşısındaki dehşet
susuşu değil. Onun, ‘Austcwitz'ten sonra şiir yazılamaz' diyerek faşizme karşı
aldığı tavra da benzemiyor. Bu susuş suç ortaklığını çağrıştırıyor. Salt korku,
yaşanılan travma değil açıklaması. 12 Eylül darbesinden zarar görmeyenler de
susuyor. Ve o dönem unutturulmaya çalışılıyor. Yeni kuşak tarihin o karanlık
sayfasını okuyamıyor. Belleksiz, kişiliksiz, heyecansız bir gençlik yaratılıyor.
Hiçbir siyasi analiz, psikanaliz o susan şair ve yazarları, ‘aydınları' haklı
kılamaz. Bir avuç duyarlı insanın dışında, Yılmaz Güney'in benimsediği, insanı
merkez alan toplumcu sanat yapmaya kimse yanaşmıyor. O bir avuç insanın da toz
duman arasında, egemen medyanın yarattığı iletişim kirliliği içinde sesi
duyulmuyor.
İşte böyle bir ortamda Yılmaz Güney'in anılması, adına festival düzenlenmesi
ayrıca bir anlam taşıyor.
Kaynak
Adil Okay
Devrimci Demokrasi Gazetesi, Sayı 125