VER DOLARI, AL ÖDÜLÜ.

Mevcut koşullarda kültürel-sanatsal bir üretim için iki seçenek bulunuyor. Kapitalizme teslimiyet ya da dayanışma. Dayanışma kültürüne sahip olmak için de örgütlü mücadelenin ne kadar güçlü olduğuna ve dayanışmanın kazanımlarına ikna olmak gerekiyor. Burjuvaziye boyun eğmeden üretmek isteyenler için bu gerçekler hayati önem taşır. Kapitalizm, yaşamını sürdürmek için kendisiyle bağ kurmak zorunda kalan tüm dinamikleri burjuvazinin suretinde yansıtarak var ediyor ve bu durumdan kısa film festivalleri de nasibini alıyor. Özellikle kapitalizmin derinleşmesi ve festivallere ulaşmanın, film göndermenin kolaylaşmasıyla beraber kısa film festivalleri sayısında da ciddi bir artış gözlemleniyor.

KİME GÖRE “EN İYİ”
Peki, en iyi film, ödül alan film midir? En popüler festival olan Oscar’dan ödül aldığı için yüzüne maske takıp katılan ve “Hiçbir şey beni ahlaki olarak Oscar almaktan daha fazla tiksindiremez” diyecek Buñuel’i örnek alırsak, onu değerli kılan o Oscar heykelciği midir yoksa filmlerindeki duruşunu destekler nitelikteki bu tavrı mı? Birkaç kişinin bir araya gelip “evet, en iyisi bu” kararı da bu sebeple tartışmaya açık. Örneğin milyonlarca çocuk işçinin olduğu dünyamızda, siyasetten bihaber birisinin çocuk işçi konulu bir filmi “manipülatif” bulması kadar doğal ne olabilir? Tüm filmlerinde bireylerin acısını anlatan bir yönetmenin, bir festivalde ödül verirken “biraz daha izlesek yaşamın sebebini anlayacaktık” açıklaması onun ödülü verirken neyi gözettiğini yeterince ortaya koyuyor.

Mevcut düzen bir taraftan bireyi bencilleştirip dayanışmadan uzaklaştırırken, diğer yandan “ödül” mekanizmasını devreye sokuyor. Yüzlerce film festivali, binlerce kategori, on binlerce ödül. Amaç ise “en iyisi benim” diyebilmek. Peki “En iyi” ilan edilenin ilan edenin görüşünden bağımsız olması mümkün mü? Bireyci hikayeler, üzerine saatlerce konuşulası ve “Mühim olan izleyince bir şey anlamamak. Ne kadar anlaşılmaz olursa, o kadar iyi” diyerek değer biçen kişiler. Bu karamsar tabloya karşın hala kaygıları olan festivallerin borç içinde ve sadece dayanışmayla gerçekleştiriliyor olduklarını da eklemeliyiz.

FESTİVAL DEĞİL DARPHANE
Dünyanın pek çok kasabasında, üniversitelerde, derneklerde kısa film festivalleri düzenlenir ve onlarca ödül dağıtılır. Tek bir site üzerinden dünyanın farklı noktalarındaki yüzlerce festivale ulaşmak ve tek tıkla üretimleri ulaştırmak mümkün. Burada karşımıza çıkan tek engel düzenin her köşesinde olduğu gibi para. Paran var mı? Yok mu? Örneğin X ülkesinin Y şehrinin Z kasabasında ilk defa düzenlenen festival başvuru için onlarca dolar isteyebiliyor. Karşılığında ise 30 farklı kategori ve her kategoriden 10 tane “en iyi” ödül vadediyor. Filminiz ödül alamadıysa hiç üzülmenize gerek yok, çünkü tüm bu ödüller sadece tek bir ay için geçerli. Kabaca bir hesapla her ay 300 ödül ve yılda toplam 3600 ödül veriyor bu pek değerli festivaller. Ödül sayısının iki katı başvuru alınması halinde ise başvuran bir filmin ödül kazanma ihtimali %50 oluyor. Bu kadar başvurunun bir kâr kapısı olarak görülmesi ise kapitalizmin “yolunacak kaz” stratejisi olarak görülüp para kazanalım gayesiyle adete koca bir endüstri halini alıyor. Peki ya teknik yeterlilik? Estetik kaygı? Filmin neyi anlattığı? Tüm bunlar festival dahilinde “entelektüel” bir perspektifle tartışılıyor ve festivale yakışır konumda bulunan bilirkişiler tarafından karara bağlanıyor. Parası olan fikrini söyleyebilir, peki olmayan ne yapmalı? Dayanışma yaşatır…