Dogma Akımı

Yeni Başlayanlar İçin Dogma, Romantik Komediler ve İtalyanca

Fikir babası Avrupa’nın dahi çocuğu Lars von Trier olan Dogma akımının, sinema tarihindeki etkilerini araştırmak için belki henüz erken. 1995 yılında yazılan manifestoya uygun filmlerin çekilmeye başlaması, ancak 3 yıl sonra, 1998 yılında gerçekleşebiliyor. Yine de geçen beş sene içinde dünyanın dört bir yanından 30’un üzerinde Dogma filmin çekildiği düşünülürse, son yirmi yıl içinde etkisi en geniş sinema hareketi ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

Yeni gösterime giren Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca da bir Dogma filmi. Manifestoya bağlı olarak çekilen 12. film olan yapım, biraz farklı bir Dogma filmi olduğu iddiasında. Filmin Berlin’de aldığı Gümüş Ayı ödülünün yanı sıra, aldığı FIPRESCI Eleştirmenler Birliği Ödülü’nün açıklamasındaki “Dogma akımına yaptığı katkılar ve akıma getirdiği insancıllık ve mizah..” ifadesi de bu farklılık iddiasını doğruluyor. Ancak esas tartışma da bu farklılık iddiası ile başlıyor.

Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’yı önceki Dogma filmlerinden farklı kılan ilk etken, filmin rejisörü Lone Scherfig’in bu akıma göre film çeken ilk kadın yönetmen oluşu. Filmin, genel Dogma filmlerinin aksine pozitif ve umut dolu bir atmosfere sahip olması; kamera kullanımında titrek kamera yerine daha geleneksel kullanımların tercih edilmesi ve mizahın hiçbir Dogma filminde olmadığı kadar ön plana çıkması filme Light Dogma, Yarı Dogma gibi etiketler yapıştırılmasına yol açtı. Dogmacıların Bağlılık Yemini adını verdikleri on maddelik kurallar bütününün, tür sinemasını yasakladığı, buna karşın Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’nın ise romantik komedi janrına göz kırpması, filme Kadınsı Dogma da denmesinin belki de en önemli nedeni.

Lone Scherfig, filmine fon olarak Danimarka orta sınıfının günlük hayatını alıyor. Günlük hayatın kalabalığı ve sıkıcılığı arasında rasgele seçtiği altı karakter, İtalyanca öğrenmek için geldikleri sınıfta hem yeni bir dili hem de hayatlarında eksikliğini en çok hissettikleri şeyi, sevgiyi öğrenmeye çalışıyorlar. Her birinin, film tarafından da son derece ciddiye alınarak işlenen bir takım sorunları var. Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca, işte bu sorunlara çözüm olarak romantizmi, sevgiyi ve aşkı öneriyor. İlk bakışta bu formül, Hollywood sinemasının romantik komedilerinin şablonunu andırıyor. Sorunlu karakterlerin film boyunca türlü aksiliklerle uğraşıp finalde aşkı bulduğu onlarca Meg Ryan veya Julia Roberts filmi saymak mümkün. Bu açıdan bakıldığında filmin, sinemayı özgürleştirmeyi ve doğallaştırmayı hedefleyen Dogma akımına ihanet ettiğini bile söyleyebiliriz.

Büyütecimizi biraz daha yaklaştırıp Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’nın karakter kuruluşunu incelediğimizde, filmi sıradan bir Nora Ephron romantik komedisi ile aynı kefeye koymanın da haksızlık olduğunu görüyoruz. Bu değerlendirme için, romantik komedi türünün geçmişini değerlendirmek yeterli. Hollywood romantik komedileri, başlangıçlarından bu yana neredeyse iki boyutlu karakterlerle ilgilendiler. Romantik komedi tarihinin önemli örneklerinden Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast At Tiffany’s) filminde Audrey Hepburn, Holly Golightly adında istediği hayat standardını tuturamayan ve jigololuk yapan erkek arkadaşıyla partilerden partilere koşan son derece güzel bir kadını canlandırır. Film boyunca, Holly’nin yaşayabileceği zorluklar, ya es geçilmiş ya da parodize edilmiştir. Günümüz romantik komedilerinde de durum farklı değil. Mesajınız Var’da (You’ve Got Mail) Meg Ryan’ın canlandırdığı Kathleen karakteri; Özel Bir Kadın (Pretty Woman) filminde Julia Roberts’ın hayat verdiği Vivian, Gerçek Öpücük’te (Never Been Kissed) Josie tiplemesi temelde hep akrabalık bağları taşıyor. Filmlerin genel konusunu, üzerlerine son derece eğreti gelen sorunlarından kurtulmak için, yakışıklı prenslerini arayan kadınların hikayesi olarak özetlemek mümkün. İzleyiciye imreneceği büyülü bir dünya sunup, karakterlerine yapıştırılmış sorunları parodize edip filmin mutlu son etkisini artırmaya çalışan tüm bu filmler, aslında çokça tutmuş, çokça kullanılmış klişelerden oluşuyor.

Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’nın yukarda bahsedilen romantik komedi ikonalarından temel farkı ise, karakter seçiminden kaynaklanıyor. Lone Scherfig, filmdeki karakterlerini peri masalından alıp özdeşleşmeyi kolaylaştıracak bir yol seçeceğine, sıradan insanlara el atıyor. Karakterler daha filmin başında, peşinen şaşkın, hayatlarının hatalarla dolu ve mutsuz olduklarını kabul ediyorlar. Bu alışılagelmiş film dünyasına değil de günlük hayata özgü olan farkındalık, karakterlere övgü ile bahsedilen gerçekliklerini katmakta, bir bakıma en önemli unsur olmuş. Filmdeki karakterlerin yaralı ya da çürük yanlarının hepsi ustaca nedenlendirildiği için, onlara kızmak yerine insan ancak karakterler için empati besleyebiliyor.

Açıkçası Scherfig’in karakterleri için çizdiği hayat alternatiflerinin hepsi, filmin sonu kadar da pozitif değil. Filmin tamamı boyunca karşımıza çıkan bütün yaşlı oyuncular, hayatlarını neredeyse acı ve yalnızlık içinde harcamış tipleri oynuyorlar. Tüm bu yaşlı karakterler, hayatın ipleri elden kaçtığı takdirde dönüşülecek hüzünlü ve yalnız bir kuşağı temsil ediyor. Yaşlı Peder Wredmann’la, onun yerine atanan genç rahip Andreas’ın birbirlerini fazlasıyla çağrıştıran hikayeleri kuşaklar arasındaki kontrastın en güzel örneğini oluşturuyor. Her ikisi de eşlerini yakın zamanda kaybetmiş din adamları olan Wredmann ve Andreas, dini anlamda karmaşa içindeler. Wredmann’ın kendini hapsettiği yalnızlık ve acısının onu dönüştürdüğü aksi ihtiyar, bir anlamda Andreas’ın da olası geleceklerinden birisi. Opera kariyerini ve geri kalan hayatını başarısızlıkla geçiren Karen’ın alkolik annesi ve kendi başına yemek yiyip giyinmekten aciz ve ancak buna rağmen kızını beceriksiz bulan Olympia’nın babası da, diğerlerinin ileride benzemekten korktukları örnekler olarak duruyorlar.

Scherfig karakterlerinin motivasyonları, kendi içinde çok tutarlı bir bütün olarak anlatılıyor. Jorgen Mortensen’ın cinsel gücünün yittiğine karşı inancı ile işyerinde uğradığı otorite kaybı arasındaki bağ ustaca anlatılıyor. Halv-Finn’in etrafındakileri kıran sivri dilli ve kızgın halinin, ilk yumuşadığı yerin, kuaför salonunda saçları yıkanırken olduğuna dikkat etmemek elde değil. Halv-Finn’in yetimhanede büyümüş olduğu ve onu bu kadar kızgın yapan şeyin anne şefkatine karşı duyduğu özlem olduğunu belki seyrederken ilk anda bilincine varmak zor. Ancak berberde saç yıkama sahnesinde seyircinin yüzünde oluşan gülümseme, Scherfig’in öyküsünü insanın gözüne sokmadan, söze dökmeden de anlatabileceğini gösteriyor.

Tüm bunların üzerine bu altı karakterin hayatlarını değiştirmek üzere karşılarına çıkacak şey ne bir gemi kazası ne de nükleer bir facia. Tek istedikleri günlük hayatlarının kasvetli havasını dağıtmak olan bu grubun yollarının kesiştiği yer: bir İtalyanca kursu. Hikayenin dönüm noktası olarak seçilen mekanın, metaforik bir anlamı olduğunu düşünmemek elde değil. Birbirlerine çok yakın mekanlarda yaşayan ve bir çoğu birbirini tanıyan ancak o güne kadar hiç gerçek bir iletişim kurmamış bir grubun, bir dil kursunda toplanmalarında yadırganacak bir şey yok gibi. İtalya ve İtalyanca karakterler filme romantik bir doku katarken, yeni bir dili öğrenemeye çalışan kişilerin zaman zaman düştükleri komik durumlar abartılmadan düzeyli bir üslupla anlatılıyor. Zaten filmin geneline yansıyan mizah duygusu hiçbir zaman düzeyini yitirmiyor. Scherfig, iktidarsızlığından dolayı üzülen bir karakterle dalga geçmek yerine, bize onun kaygılarını anlatmayı tercih ediyor.

Sonuç olarak, romantik-komedi janrına göz kırpan ancak sırtını tamamen ona dayamak yerine onu geliştiren bir senaryoya imza atmış Lone Scherfig. Dogma’nın o bildik samimi yanına, insancıl bir şefkat duygusu ve romantizm eklemiş. Ortaya belki melez bir Dogma filmi çıkmış ama bu değişiklik de mesela ünlü sinema yazarı Roger Ebert’a göre sevdiği ilk Dogma filmini görme imkanı tanımış. Bağlılık yeminine ilk imza atan, o metini ortaya koyanlar bile kendi kurallarını zaman zaman çiğnediklerini söylerken şunu ekliyorlar: “Bağlılık Yemininin ünlü 10 Emir gibi tamamını uygulamak imkansız değil, ama esas önemli olan kurallar değil, Dogma ile film çeken yönetmenlerin içtenliği.”

Tunç Şahin



Kaynak
http://www.dogme95.dk/
http://de.wikipedia.org/wiki/Dogma-Film