İran'da Sinema

3

Baba Makhmalbaf"ın Ağzından Makhmalbaf Film Evi

1996'ların başında Samira Makhmalbaf sinema okumak için normal öğrenimini bıraktı; ama varolan üniversitelerde sinema öğrenmek/okumak yapılacak en kötü tercihti. Zira İran üniversiteleri sinema öğretiminde nadiren başarılı olurdu. Ünlü ve önemli hiçbir film yapımcısı bu okullardan mezun değildir. 30 yaşnda ölen ve bence çağdaş İran sinemasını etkileyen en iyi film olan "Home Is Black"i yapan kadın şair olan Forough Farrokhzad [bu film ve yönetmen için ilgili bölüme bakınız] hiç sinema eğitimi almamıştır. "The Runner" ve "Water, Wind, Dust" gibi önemli filmleri yapan Amir Naderi de eğitim almamıştır. Kiarostami ise malumunuz grafik sanatı eğitimi almıştır. Mehrjui ise felsefe eğitimi almıştır ve Beyzai, eğitim almak için hiç okula gitmemiştir. Diğerlerinin okulda geçirdiği günleri ben politik bir suçlu olarak hapishanede geçirdim. Bu yüzden film yapımcılarını eğitmek için bir okul gerekliydi, bizim kurduğumuz Makhmalbaf Film Evi gibi.

14 kurmaca, 3 kısa film, 28 kitap ve 22 film üretimi ile o zamanın en aktif İranlı film yapımcısı idim. Aklım fikirlerle doluydu ve kalbim yaratma heyecanı ile dolup taşıyordu. En sevdiğim filmim olan "A Moment of Innıcence"ı henüz bitirmiştim. Çalışmayı bırakarak sinema sanatını öğretmeye başladım. Film yerine film yapımcıları yaratacaktım.

Bir seçme sınavı ile 100 sinema öğrencisi kabul edeceğime ve onları 4 yıl eğitmek için yeni yöntemler kullanacağıma dair planlarını İran kültür bakanlığına açıkladım. Ancak kültür bakanlığı bunu kabul etmedi. Genç, yeni dalga film yapımcıları neslinin demokrasi yanlısı filmler yapacağından korktular ve dahası benim gibi tehlikeli bir film yapımcısının bir ülke için yeterli olduğunu ve benim gibi yüzlercesine gerek olmadığını resmen ilan ettiler. Örneğin; "Salam Cinema"da grev yapan sinema fanı olan insan toplulukları film yapımcıları olarak eğitilirse İran sinemasını denetim altında tutma imkanı olmayacağını açıkladılar. Ve böylece ailemden 8 kişi ve arkadaşlarım ile Makhmalbaf Film Evi'ni kurduk; okul yapacak bir yerimiz olmadığından evimizi okul olarak kullandık.

Okul bazen günde 16 saate uzamakla beraber günde 8 saat idi. En yaşlı öğrencim daha sonra "The Apple" ve "The Door" filmlerini yapan bir arkadaşım idi. En genci 8 yaşındaki kızım Hana idi.

Müfredatımız sinema ile sınırlı değildi aynı zamanda yaşamdan ve sanattan bölümler içeriyordu. Örneğin spor; bisiklet, yüzme ve paten. Bir film yapımcısı fiziksel olarak güçlü olmalıdır. Bir film yapımcısı iletişim yöntemlerine ihtiyacı olduğu için: günlük hayattan, araba sürme, ülke dışında seyahat etme, kent içi dolaşım, yemek pişirme, bilgisayar ve yabancı dil konularında eğitiliriz, dolayısıyla bunlarda konularımızdı; diğer sanatlardan boyama tekniklerine, fotoğrafa, şiire ve müziğe giriş, sinemadan film ekonomisi, üretim planlaması, senaryo yazımı, oyunculuk, kamera kullanımı, kurgulama, ses miksajı, dekopaj, sinema sanatı ve film analizi eğitim süreci içerisinde yer alan noktalardan.

Eğitim yöntemimiz her ay bir konu üzerinde odaklanmayı içeriyordu. Örneğin; bir ay boyunca her gün 8 saat sadece paten kayıyor ve bisiklete biniyorduk böylece ayın sonunda 8 yaşındaki Hana dahil her öğrenci kolayca 50 km bisiklet sürebiliyordu. Daha sonra, bir ayı boyama kitaplarının sayfaları arasında gezinerek dünyada kullanılan boyama yöntemlerini öğrencilere tanıtarak geçiriyorduk. Yerel İran müziği üzerine öğrencilere İran'ın farklı bölgelerinin en ilkel tonlarını öğreterek bir ay geçiriyorduk. 4 ay montaj masasında filmlerin nasıl kurgulanacağını öğrenerek geçiyordu.

Böylece en az bir ay her gün en az 8 saat olmak üzere bir konuda yoğunlaşıyorduk. Bu 4 yıl boyunca pratik eğitim olarak birçok film üretildi. Eşim Marziye "The Day I Become a Women" , Samira "The Apple" ve "The Blackboard" filmlerini yaptı. Fotoğraf ve kurgu konusunda odaklanan Maysam "The Door" ve "The Day I Become a Women"ın ilk bölümü olan 2 kısa film kurgularken bir yandan Samira ve onun film yapımcılığı üzerine "How Samira made the Balckboard" isimli bir video yaptı ve, tüm filmlerin set fotoğrafları üzerine çalıştı. Hana "The day my aunt was ill" adlı bir film yapmak için video kamera kullandı.

Ve hepsi benim yönettiğim "The Silence"da yardımcı yönetmen olarak deneyim kazandılar. Tüm bu filmler bizim evimiz olan bir ofiste üretildiği için Film Evi yapımcı olarak görüldü/isimlendirildi. Aslında Film Evi, Film Okulunun üretim bölümü idi. Bir evde hem bir okul hem de film yapım şirketi kurduk. Ama kaderin darbeleri bu evde bizi bekliyordu: "A moment of Innocence"a hükümet el koydu. Bu film borç alarak yaptığım ilk film idi ve filme el konulursa borçlarımı ödemek için evimi satmaya söz vermiştim. Ve filme el konuldu. Bakanlık filmin oynatılabilmesi için bazı sahneleri kesmemi söyledi.

Eve gittim ve konuyu ailemle tartıştım, onlara evimi yoksa fikirlerimizi mi satmamızı tercih ettiklerini sordum; bir seçenek: düşüncelerimiz ve sanatımız gibi "A Moment of Innocence"ı da parçalamak ve evin sahibi olmaya devam etmek, diğer seçenek: evi satmak ve filmin sebep olduğu borcu ödemek ve filme sonsuza kadar el konulması ama parçalanmaması ve anlamını ve mantığını yitirmemesi idi. En gencimiz olan Hana dahil herkes evi istemediklerini ve Film Evi adına sahip olmanın yeterli olacağını söyledi. Ve bu dakikadan itibaren tüm eserlerimizde bu adı kullandık. İşte kalıcı markamız ve tek varlığımız olan Makhmalbaf Film Evi adını seçmek için, "Ev"i böyle sattık. Bu okuldan bir öğrenci kameraman, diğer biri ses kayıtçısı, bir diğeri set tasarımcısı, üçü yönetmen ve biri set fotoğrafçısı ve kurgucu olarak mezun oldu.

Makhmalbaf Film Evi'nin öyküsü sürüyor...

YAŞAMI VE FİLMLERİ İLE MOHSEN MAKHMALBAF

İran sineması dediğimizde sanırım çoğunluğun aklına gelen iki isimden birisidir Makhmalbaf.

1957 senesinde Tahran şehrinde doğmuş olan sanatçı, yoksul bir aileden gelmesinden öte hakkında yapılan yaşam öyküsel araştırmalara bakıldığında aile içerisinde istenmeyen bir çocuk olarak büyükannesi tarafından büyütülüyor. Yaşamının yansısı filmlerini oluşturan yönetmen bu büyüme hadisesini de filmlerinde işlemekten geri durmuyor: Dastforoush, Nun va Goldoon, filmlerinde kullanıyor.

Yönetmenin ilk gençliği gerçektende çok yorucu ve tutarsız onlarca iş denemesiyle hayat kazanmak adına geçiyor. Bir anlamda Makhmalbaf karşmıza bir işçi devrimci kimliği ile çıkıyor: zaten yaşamının en meşhur hadiselerinden birini, Şah rejimine karş militanlık yaptığı süreçte polise karş yaptığı silahlı bir eylem sonrasında aldığı 5 senelik hapis cezası oluşturuyor. 17 yaşında hapse giren yönetmen, çektiği işkencelerin ötesinde hapis yaşamını sürekli bir öldürülme korkusuyla geçiriyor, ta ki 79 devrimiyle serbest kalan dek. Bu arada belirtmekte fayda vardır ki bu süre içinde Makhmalbaf'ın asılmamasına tek sebep yaşının el vermemesi olur.

Geçirdiği bu mevzu ettiğimiz süreçte sadece ölüm korkusuyla yaşamakla yetinmez sanatçı, "içerde" iken bir anlamda kişisel kültür rönesansını gerçekleştirir: siyasetten uzaklaştığını söyleyecektir, bu süreç onun, hızla edebiyata ve sinemaya kaydığı zaman dilimini oluşturmuştur. Yaşadığı bu yakın geçmiş onun ilk dönem filmlerini oluşturur, tıpkı çocukluğunun da bunu bir nebze yapması gibi: iç hesaplaşmalar ve kişisel çatışmaları, İtalyan yeni gerçekçiliğinden de etkilenimler taşıyarak yansıyacaktır perdeye.

Çizdiği bu işçi-devrimci çizgisinin sonrasında yönetmenin filmlerini "dinci" bir kimlikle görecektir izleyici: kendini bildi bileli Şah karştı bir direnişçi olan yönetmen, devrim sonrasında tabir caiz ise tam anlamıyla bir İslamcıya dönüşecektir, bu bazılarının yaptığı gibi şaşlası ve de büyütülesi bir şey değildir aslen, çünkü bu Makhmalbaf'a uzak ve yabancı değildir, kimilerinin yaptığınca onun militanlığına ve işçi devrimciliğine sosyalist imajlar yüklemek yersiz ve komiktir. İran sinemasının Vertovyen bir sinemasal gerçekçilikten etkilenimleri üzerine durmak varken bunları eşelemek hele ki sinema adı altında yersizdir. Ayrıca Makhmalbaf'ın Marksist bir kimliği yer ve zaman taşıdığını ortaya koysak ta bu düşünce ile hareket ederek net bir kimlik teşhisi yapamayız zira yönetmenin bu süreç sonrasında koyu bir İslamcıya dönüşmesi -!- ne kadar bir dönüşmedir tartışlır, zira İslamın sosyalist yapısı irdelenmeden ve İslam'i bir kimliğin Marksist bir yapıya bürünebilmesinin dinsel açıdan kuram olarak çok mümkün olduğunu idrak etmeden bu konuda ahkam kesmek yanlıştır. İslam'i Felsefe ve Sanat Kurumu kurulduğunda Makhmalbaf'ın, kadınların hiçbir şekilde perdede görünmemeleri görüşüne de bir anlamda büyük tepkiler vermemek gerekir, zira sosyalist militan bir kimlik yüklediğiniz bir adamdan nasıl böyle bir şey beklersiniz, o zaman gidin ve yüklediğiniz kimliğin sentezini bir yapın bakalım.

Tam olarak bir devinim halinde olan yönetmen, kendini bulmak adına ideolojiler arasında savrulurken ve neredeyse kültür karmaşaları ile boğuşurken bu süreç içerisinde ortaya koyduğu filmlerin de içinde bulunduğu psikolojiye benzemesi ve bu psikolojik yapı kendini bulmak adına değişimler gösterdiği sürece de bunun filmlerine yansıması çok doğal ve de matematiksel bir gerçektir.

Sürekli değişim içerisinde olduğundan bahsettiğimiz yönetmen bunu yaşamıyla hemen onaylar bize, sosyalist bir çizgi sonrasında gelen dinci bir kimlik sonrasında 1990 senesinde ülkesinde çekimlerine izin verilmemesinden dolayı filmini ülkemizde çekme kararı alan yönetmen bir dönüş daha yapacaktır ve bir anlamda yeniden bir muhalif kimliğine bürünecektir: yönetmenin, dilimizde karşlığını Aşk Zamanı olarak almış olan Nobat e Asheghi filmi yasaklanan ilk filmi olur. Filmde konuyu, başka bir erkeğe aşk olan evli bir kadın oluşturmaktadır: bu filme kadar Makhmalbaf, rejimin güvenini tam anlamıyla kazanmıştır. Bu filme kadar dememizin sebebi elbette ki bu film ile birlikte artık onun sözde güvenilmezliği söz konusudur, tüm filmleri masaya yatırılır. Bir yıl sonra çekeceği filmi her ne kadar İran'ın Irakla sürdürdüğü sekiz yıllık savaşın gazilerine adanmış olsa da bu yönetmenin sözde temize çıkmasına yetmemiştir elbet. Tüm bu olup bitenlere karşı sürekli sabır gösteren ve savaşan Mohsen Makhmalbaf, 1998 senesinde bir anlamda bir kaçış olarak adlandırabileceğimiz ya da bir tür rahatlama / nefes alma diyebileceğimiz bir hareket yapar ve Tacikistan'a giderek Sokout filmini gerçekleştirir. Zaten film de, karelerin birinde dans eden bir kıza yer vermesi sebebiyle yasaklanacaktır. Tüm baskılara rağmen filmini kesintiye uğratmaz kurgu masasında yönetmen, ama üç yıl sürer filminin orijinal hali ile gösterime sokulması. Yönetmenin film yaşamında ki en değişik hareketlerden biri Salaam Cinema filminin çekimleri için gazeteye oyuncu aradığına dair ilan vermesiyle başlar, söylenen rakam beşbin kişinin müracat ettiğidir: bu kitle arasından oyuncu seçmeleri yapmaya başlar yönetmen, herkes bir filmin içinde zaten oyuncu olduğundan habersizdir, bu, filmin ta kendisidir, tek aktör, olayı bilen Makhmalbaftır. Yönetmen bu avant-garde tavrını filmin kurgu aşamasında da sürdürecektir, dört ayrı uzunluk formatında çıkar film ortaya: 13 ve 3 saatlik iki ayrı versiyonun yanı sıra, 90 ve de 75 dakikalık toplam dört film. Film, ülkesinde izleyici rekoru kırar. Sonrasında, 96 da Gabbeh ile yoluna devam eder yönetmen, oturmuş yapısı ve kavgasız bir sistem dahilinde...

Mohsen Makhmalbaf, sanatçı kimliğini sadece sinemacı yapısıyla hak eden birisi değil, denemeleri, makaleleri, ve romanları bir çok dünya diline çevrilip yayımlanmakta, kendisi üzerine de kitaplar yazıldığı gibi belgeseller de konu olmakta. Yönetmenin en bilinen sanatsal hareketi ise şüphesiz ki kurduğu Makhmalbaf Fim Evi'dir, kendisi, eşi ve çocukları ile dünya çapında ödüle değer filmlerini üretmeye devam etmektedir. Yönetmenin tüm filmografisini sıralamakta yarar olduğu gibi, film sinopsislerine de kısaca değinmekte yarar vardır:

TOBEH NASUH:

Senaryo yazım ve yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghazizadeh. Ses kayıt: Es-hagh Khanzadi
Müzik: Hesam-e-ddin Seraj, Anousheh. Kurgu: Iraj Emami. Set Fotoğrafçısı: Ahmad Talayi. Oynayanlar: Farajolah Salahshour, Mohammad Kasebi, Esmat Jampour, Behzad Behzadniya. Prodüksiyon: Art Center
Renkli, 35 mm, 100 dakika.

Ailesine bağlı, bir banka emeklisi olan Ali Khan, bir gece evinde kalp krizi geçirir. Öldüğüne karar getiren ailesi onu gömmek için mezarlığa götürdüğünde, Khan'ın bilinci gömülmek üzereyken yerine gelir. Korkudan kaçan ailesine mezardan çıkarılması için ne kadar yardım seslenişlerinde bulunsa da ailesi geri dönmez. Sonunda evine geri dönmeyi başaran Ali Khan, artık ailesine karş eski bağlılığını hissetmemektedir; geçmişini sorgulamaya girişen Khan, insanlara karş ilgisiz davrandığı saptamasına vardıktan sonra artık bunu değiştirmek adına yaşamaya koyulma kararı alır. Yaşamında çok fazla kişiyi mutsuz kılmış birisi için bu gerçekten de yapılması çok güç bir iştir.

TWO BLIND EYES:

Senaryo,yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghazizadeh. Kurgu: Iraj Golafshan. Müzik: Hesameddin Seraj. Seslendiren: Iraj Nazeriyan. Oynayanlar: Mohammad Kasebi, Majid Majidi, Reza Cheraghi, Habib Valinezhad, Ghasem Kharrazani, Esmat Makhmalbaf, Fatemeh Meshkini, Hamid Derakhshan,
Behzad Behzadpour, Hossein Sabri, Ebrahim Majidi. 1984, renkli, 102 dakika.

Sınıra gitmekten hoşlanan İman'ın öncelikle çözmesi gereken bazı sorunları vardır. Sorunlar, kızkardeşinin düğünü ve bakmakta olduğu kör oğludur. Diğer oğlu, sakatlanmış bacağı ile sınırdan geldiğinde bu iki sorunu çözmeye çalışmakla meşgul olmaya başlar. Bu dertleri ile uğraşmaya başlayan İman, sınıra gitme işini unutur ve çocuklarını iyileştirmek adına hastane hastane dolaşmaya başlar. Çocuklarının rahatsızlıklarına hastaneler şifa bulamadığından dolayı İman artık bu konuya tek çözüm getirebilecek insanların kutsallık sahibi kişiler olduğunu düşünmeye koyulur ve nihayetinde kutsal bir mekana gider.


FLEEING FROM EVIL TO GOD:

Senaryo, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghazizaeh. Kurgu: Iraj Golafshan. Seslendiren: Iraj Nazeriyan. Oynayanlar: Mohammad Kasebi, Majid Majidi, Morteza Masaeli, Ali Derakhshi, Mohammad Takhtkeshiyan, Massoud Ghandi.1984, renkli, 89 dakika.

Beş adam Kötülük'ten kaçmaktadır. Kötülük onları selamlamaya gelir ve bir kez daha onların bir kavgaya karışmalarına sebep olur. Sonunda adamların dördü Kötülüğün baştan çıkarmasıyla ya kendilerini ya da başka birini yok ederler ve sadece biri bir bot ile adayı terk eder...

BOYCOTT:

Senaryo ve yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Faraj Haydari ve Ebrahim Ghazizadeh. Kurgu: Roubik Mansouri. Set Dizaynı: Massoud Ghandi, Mohammad – Bagher Ashtiyani. Seslendiren: Manouchehr Esmaeeli. Özel efektler: Ali Rastger, Morteza Rastgar, Hassan Saberi. Oynayanlar: Majid Majidi, Mohammad Kasebi, Zohreh Sarmadi, Ardalan Shoja-Kaveh, Saeed Kashan-Fallah, Esmaeel Soltaniyan, Bahman Rouzbehani Ali-Akbar Yeganeh, Reza Cheraghi, Irandokht Dowlatshahi, Ali Hesami Naser Forough, Ali Tavakkoli, Massoud Nabavi, Ali Shirazi, Esmat Makhmalbaf, Ebrahim Abadi. 1986, renkli, 95 dakika

Valeh, komünist bir grubun düzensiz üyesidir. Eşi hayatı "yaşamak" istemektedir ve bundan dolayı da kocasının tehlikeli uğraşlarına karşıdır. Vale, çocuklarının doğumu için eşini hastaneye götürdüğünde bir hücre evinde tutuklanır ve işkence gördükten sonra sorguya çekilir idama mahkum olarak hapishaneye gönderilir.Hapishanede arkadaşları mücadeleye devam etmesini ve bir kahraman gibi ölmesini isterler ama o arkadaşlarının tavsiyesine rağmen mücadele güdüsünü kaybetmiştir çünkü öldüğünde var olmayacaktır. Bu nedenle hayatta kalmaya ya da en azından ölmek için daha iyi bir amaç bulmaya çalışır.

THE PEDDLER:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Müzik: Majid Entezami. İlk kısım: "Bacheye Khoshbakht" "Inspired by Alberto Moravia's story". Görüntü yönetmeni: Homayoun Payvar. Makyaj: Fatemeh Ardakani. Oynayanlar: Zohreh Sarmadi, Esmaeel Soltaniyan, Mohammad Talaie, Somayyeh Ebrahimi, Maryam Shirazi, Esmat Makhmalbaf, Ali Tavakkoli, Kamran Nowrouz, Azam Bahrami, Ali Shirazi. İkinci kısım: "Birth of An Old woman" "Tavallode Yek Pirzan" Görüntü yönetmeni: Mehrdad Fakhimi. Makyaj: Abdollah Eskandari. Set Dizaynı: Hassan Farsi Oynayanlar: Morteza Zarrabi, Mahmoud Basiri, Moharram Zeinalzadeh, Davoud Ghanbari, Naser Forough, Mohsen Derakhshani, Mohmmad-Reza Bagheri, Rasoul Ahadi. Üçüncü kısım: "The Peddler" "Dastforoush" Görüntü yönetmeni: Ali-Reza Zarrindast. Makyaj: Abdolhamid Ghadirian Set Dizaynı: Hossein Khosrojerdi. Özel efektler: Reza Fatehi. Oynayanlar: Behzad Behzadpour, Jafar Dehghan, Farid Kashan-Fallah, Mohammad-Ali Mozhdehi, Davoud Rahmati, Hossein Gorouhi, Kamal Abbasi, Ahmad Khayyatbashi, Mohammad Alaghband, Habib Haddad. 1987, renkli, 90 dakika.

Bölüm Bir...

Mutlu Çocuk...

Tahran'da Kamulaştırılmış bir yer olan Halabiabad'da yaşayan fakir bir çiftin dördüncü4.çocuğu doğar. Doğumevinde çocuğun iyi beslenmezse felç olabileceğini söylerler. Akraba evliliği yüzünden zeka özürlü ve engelli üç çocuğu olan çift fakirlik yüzünden yeni doğan çocuklarına iyi bakamayacaklarını anlar ve onun da diğer üç çocuğun kaderiyle karşlaşacağından korkarlar.Çocuğun refah içinde yaşamasını sağlamaya karar verirler ve onu engelli ve özürlü çocuklar için bir sanatoryuma götürüler ancak çok kısa sürede annenin aklına çocuğun acı çekeceği geleceği gelir. Çocuğu iyi birinin alması ve refaha kavuşturması için yola koyulurlar ancak onu para için fakir insanlar almak ister. Sonunda çocuğun bir kez daha engelli ve özürlü çocukların bulunduğu bir sanatoryumu boylayacağından habersiz onu aristokratik bir evin yüzme havuzunun yanına bırakıp giderler.

Bölüm İki...

Yaşlı kadının doğuşu...

Davranışlarında ve konuşmalarında psişik işaretler olan genç bir çocuk mütevazı bir evde sabır ve anlayışla konuşma yetisi bile olmayan yaşlı ve engelli annesine bakmaktadır. Bir gün sosyal yardım aylığını almaya bankaya gitmek için evden ayrılır. Bir araçla çarpışır ve yanından geçenler parasını çalar. Annesinin durumu hakkında endişelenen genç çocuk, yaşlı kadın yokluğunda ölmüşken baş bandajlı halde hastaneden kaçar. Ama evde hala sanki annesi yaşıyormuş gibi davranır.

Bölüm Üç...

The peddler...

Ekinci el elbise satma maskesi altında kanunsuz işler yapan bir grup kaçakçı, suç ortakları ve suçlarına tanık olan bir seyyar satıcıyı öldürmek üzere zorla kaçırırlar. Grubun lideri ile hep hayatı üzerine tartışmalar yapan genç satıcı bu beladan kurtulmayı düşünmektedir. Ancak bu kaçışlar sadece zihnindedir.

THE CYCLIST:

Senaryo, set dizaynı, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ali Reza Zarrindast. Senaryo denetimi: Fatemeh Meshkini. Müzik: Majid Entezami. Seslendiren:Manouchehr Esmaeeli. Oynayanlar: Moharram Zeinalzadeh, Esmaeel Soltaniyan, Samira Makhmalbaf, Mahshid Afsharzadeh, Hossein Haj-jar, Firouz Kiyani, Mohammad-Reza Maleki, Shahnaz Babaieyan, Mansour Farnia, Mohammad Dowlatabadi. 1989, renkli, 83 dakika

Dilimize "bisikletli" olarak kazandırılmış bir diğer Mohsen Makhmalbaf filmi.
Genel de olduğu gibi bu yapımda da senaryosu kendisine ait olan Makhmalbaf, dram tarzında çektiği bu filmi 1988-1989 arasında Pakistan'da gerçekleştirmiştir.
Nesim, yoksul bir adamdır çünkü Afgan bir mültecidir kendisi ve hasta olan karısının tedavi masrafları için paraya gereksinimi vardır, kendisinde hiç olmayan paraya. İşte Cyclist, Nesim'in, eşinin tedavi masrafları için gereken bu parayı bulabilmek adına giriştiği mücadeleyi resmeden bir film.
İhtiyacı olan bu paraya kazanabilmek için bir bahisçi ile anlaşan Nesim, tuhaf bir bahse girer: tam bir hafta boyunca hiç durmadan çizdiği daire etrafında bisikleti ile tur atacaktır. Makhmalbaf, bisikletin dairenin etrafında döndüğü o uzun zaman dilimini filme aktarırken böylesi bir dar alanda sinematografik eylemin nasıl gerçekleştirilebileceğini izleyicisine ve de sinema dünyasına muazzam bir şekilde göstererek, neden büyük bir yönetmen sayıldığının da hiç gereği olmasa da ispatını yapıyor gibidir.

MARRIAGE OF THE BLESSED:

Senaryo, set dizaynı, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ali-Reza Zarrindast. Müzik: Babak Bayat. Senaryo denetimi: Fatemeh Meshkini
Seslendiren: Manouchehr Esmaeeli. Özel efektler: Reza Shrafoddin
Oynayanlar: Mahmoud Bigham, Roya Nownahali, Mohsen Zehtab, Hossein Moslemi, Ebrahim Abadi, Iraj Saghiri, Esmat Makhmalbaf, Hossein Hossienkhani, Ameneh Kholdebarin, Karim Zargar. 1989, renkli /siyah-beyaz, 70 dakika.

Patlama dalgalarının etkisinin kısmen düzelmesinden sonra, genç bir savaşçı olan Haji hastaneden ayrılır ve doktorlar tamamen iyileşmesi için evlenmesini salık verirler. Nişanlısının babası kızını zengin bir adamla evlendirmeyi planlamaktadır. Evlilik sorununu çözmeye çalışrken Haji sosyal sorunların farkına varır. Düğün sırasında hastalığı nükseder ve tekrar hastaneye götürülür. Geçen olayları düşünürken çatışma sınırının onun için tek yer olduğu sonucuna varır ve tamamen iyileşmeden hastaneden ayrılır.

NOBAT E ASHEGHİ:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf.
Görüntü yönetmeni: Mahmoud Kalari. Ses: Jahangir Mirshekari. Set Dizaynı: Mohammad Nasrollahi. Oynayanlar: Shiva Gerede, Abdolrahman Palay, Manderes Samanjilar, Aken Tunj, Jalal Khosrowshahi. 1991, renkli, 70 dakika.

Ortak yapımları çok olan yönetmenin Türkiye ortak yapımlarından birisi Aşk Nöbeti olarak tam karşlığını dilimizde buldu, film dış arenada ise Aşk Zamanı olarak oynatıldı. Duygusal bir film Nobat e Asheghi; film üç ayrı bölümün bir arada sunulmasından mürekkep. Bir çok Makhmalbaf yapımının bir şekilde ülkemizde gösterime girdiği gibi bu da perdelerimizde yansımış bir film.
Film aynı hikayenin farklı episodlarının tekrarından oluşmakta. İlk bölümde: esmer koca, karısının evlilik dış ilişkisini fark ediyor ve eşinin sarışn sevgilisini öldürüyor. Katil koca yargıcın önüne çıktığında doğal olarak ölüm cezası alıyor ve karısı da artık ölü olan sevgilisi ile tanıştığı yere giderek intihar ediyor. Diğer bölümde ise sarışn sevgili koca rolünde yer almakta ve esmer adam da sevgili... farklı bir şey bekleyen seyirci kısa süre sonra şoka uğruyor çünkü hikayede değişen sadece rollerin tiplemeleri oluyor, son aynı son. Son olarak üçüncü bölümde ise: esmer koca, sevgiliyi öldürmekten vazgeçiyor ve sevgilisi ile kadının evlenmesine izin veriyor.

THE NIGHTS OF ZAYANDEH-ROOD:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ali-Reza Zarrindast. Ses: Jahangir Mirshekari, Sassan Bagherpour. Yönetmen asistanları: Morteza Masaeli, Mohammad Nasrollahi, Siamak Alagheband, Hossein Ardakestani. Oynayanlar: Manochehr Esmaeeli, Mozhgan Naderi, Parvaneh Gowharani, Zeinab Rahdari, Mehrdad Farid, Mohsen Ghasemi, Afsaneh Heidariyan, Nahid Rashidi, Maryam Naghib. 1991, renkli, 75 dakika .

Devrimden birkaç yıl önce: üniversitede sosyoloji profesörü olan bir adam eşiyle caddeyi geçerken bir kaza geçirir. İnsanlar yanlarından dikkatsizce; umursamadan geçer ve bu ilgisizlik yüzünden adamın karısı ölür. Profesör, insanlara duyduğu öfkeden dolayı eve döndüğünde sosyoloji araştırmaları ile ilgili tüm kağıtları penceresinden insanların başna fırlatır ve kendi kendine artık onlar için çalışmayacağına söz verir.

Devrimden birkaç yıl sonra: devrim İran'da doruk noktasında iken profesör aynı pencereden kalabalıkların ayaklanmasına tanık olur. Bazı insanlar yaralınmış diğerleri onları kurtarmak için ölmüştür. İnsanlar artık dikkatsiz ve umursamaz değildir.

Zaman çok daha ilerlemiştir: profesör evde oturmaktadır. Bir kaza sesi duyar ve pencereden dışarı bakar. Bir araca çarpan genç bir bisikletli ölmekte ve insanlar dikkatsizce/aldırmadan geçip gitmektedir.

ONCE UPON A TIME CINEMA:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Yönetmen asistanı: Fatemeh Meshkini. Görüntü yönetmeni: Faraj Haydari. Müzik: Majid Entezami. Set Dizaynı: Hassan Farsi. Ses: Ahmad Askari. Oynayanlar: Ezzatollah Entezami, Mehdi Hashemi, Mohammad-Ali Keshavarz, Akbar Abdi, Fatemeh Motamed-Arya, Dariush Arjmand, Mahaya Petrosiyan, Jahangir Forouhar, Morteza Ahmadi, Saeed Amirsoleimani, Moharram Zeinalzadeh, Parvaneh Massoumi. 1992, renkli / siyah-beyaz, 92 dakika

Sinemaya karş olan ve filmleri kendisi sansürleyen Kral eski bir filmin aktrislerinden birine aşk olur ve aşğını elde etmek için tahtı terkederek sinemayla uğraşmaya başlar...

ACTOR:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Yönetmen asistanı: Fatemeh Meshkini. Görüntü yönetmeni: Aziz Sa'ati. Müzik: Ahmad Pezhman. Set Dizaynı: Reza Alaghemand. Ses: Jahangir Mirshekari, Sasan Bagherpour. Oynayanlar: Akbar Abdi, Fatemeh Motamed-Arya, Mahaya Petrosiyan, Hamideh kheirabadi, Parvin Soleimani, Hossein Panahi, Mohammad-reza sharifinia, Hossein Shamlou. 1993, renkli, 86 dakika.

Akbar Abdi, sadece ciddi sanat filmlerinde rol almak istemiş fakat maddiyat başta olmak üzere bir çok nedenden dolayı ticari yapımlarda yer almak zorunda kalmıştır. Abdi, bir kez daha asla ticari yapımlarda yer almayacağına karar verir ama karısının çocuk sahibi olmak istediğini anlaması üzerine bu aldığı karar değişmek zorunda kalır...

SALAAM CINEMA:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Moshen Makhmalbaf
Görüntü yönetmeni: Mahmoud Kalari. Ses: Nezameddin Kiaee
Oynayanlar: Azadeh Zangeneh, Maryam Keihan, Feizollah Gheshlaghi, Hamid Gheshlaghi, Hamed Gheshlaghi, Shaghayegh Jowdat, Mohammad – Hadi Mokhtariyan, Nader Fazli, Maziyar Alipour, Arezou Ghanbari... 1995, renkli, 89 dakika

Mohsen Makmalbaf gazeteye bir ilan vererek oyunculukla ilgilenenleri bazılarının sinemanın doğuşunun yüzüncü yılı nedeniyle yapılacak bir filmde oynamak üzere deneme çekimiyle seçilebileceklerini bildirir. Seçim günü deneme alanına bir çok insan toplanır, herkes deneme alanına yaklaşmaya çalışmaktadır. Bu isteklilik taşkınlığa dönüşür ve kalabalık sinemaya yaklaşmalarını önleyen kapalı kapıyı söker. Açık kapının diğer tarafında ilgilenenlerin her biri kameranın ve müstebit bir temsil/rol ile onların istekliliklerini ve yeteneklerini değerlendiren bir yönetmenin masası önünde isteklilikleri hakkında konuşuyorlardır. Her biri sinema kapılarının herkese açılması ve sinema dünyasına girmek için hepsine yer olması gerektiğinde ısrar ediyordur. Aralarında küçük şehirden gelen 16 yaşnda iki kız diğerlerinden daha isteklidirler ve diğerleri arasından seçilirler. Yönetmen kendilerine layık nesli kendileri seçsin diye masasını onlara verir ancak bu iki kız yönetmenlik masasının arkasına oturur oturmaz yöntemi değiştirirler ve bir önceki yönetmen ile kıyaslandığında daha zor bir deneme ile ilgilenenlerin hiçbirinin sinema dünyasına girmeye layık olmadıkları kararını alırlar. Yönetmen onları seçme masasının arkasından kaldırdığı zaman bunun da denemenin bir parçası olduğunu söyler ve onlar yine sıradan bir insan olmanın acı tadını alırlar.

GABBEH:

Senaryo, kurgu, sahne ve ses düzenleme, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Mahmoud Kalari. Ses: Mojtaba Mirtahmasb. Müzik: Hossein Alizadeh. Oynayanlar: Abbas Sayyahi, Shaghayegh Jowdat, Hossein Moharrami, Roghayyeh Moharrami, Parvaneh Ghalandari. 1996, renkli, 72 dakika.

Gabbeh: güzelliğe, doğaya, aşk ve sanata adanmış, gözalıcı derecede renkli, çok romantik bir methiyedir. M.M ilk başta neredeyse tek olan göçebe kabilesinin yaşamlarını belgelemek için güneydoğu İran'ın uzak bozkırlarına yolculuk etmiştir. Bu gezgin aileler yüzyıllar boyunca Gabbeh denen özel halılar yaparak hem sanatsal anlatıma hem de dokumacıların otobiyografik hayatlarının kayda geçmesine hizmet etmişlerdir. Egzotik kırsal çevrenin ve Gabbeh'lerin ardındaki masalların büyüsü ile M.M belgeseli Gabbeh'i geçmiş ile bugünü, hayal ile gerçeği harmanlayan sihirli bir hikaye anlatım aleti olarak kullanan kurgusal bir aşk hikayesi haline getirmeye niyetlenmiştir.

Yaşlı bir kadın ve kocası bir derenin kıyısında Gabbeh'lerini yıkamaktadır. Bu halıdan epik hikayesini paylaşan Gabbeh denilen genç güzel bir kadın çıkar: Kadın sürekli olarak kabilesini takip eden gizemli bir atlıya umutsuzca aşktır. Babası adamla evlenmesine razı olmasına rağmen mevsimden mevsime atlı Gabbeh'i takip eder, gece olduktan sonra hep bekler, inleyen aşk şarkıları söyler.

Hayatları doğanın ritmi ve içgüdüsel olarak hayatın neşe ve üzüntülerini şarkılarla, şiirlerle ve gözalıcı tonlardaki dokumalarında anlattıkları hikayelerle şekillenen insanlar bu basit ve dokunaklı aşk hikayesi ile hassasca birleştirilmiştir.

Makhmalbaf Gabbeh hakkında şunları yazmıştır:

Sanırım Gabbeh'ler iyi İran filmleri gibi. İran filmlerinde yabancı izleyicileri etkileyen şey filmlerin basitliği ve doğanın yeniden şekillenişi/yaradılış. Bunlar Gabbeh'leri yabancı pazarlarda popüler yapan iki niteliktir aynı zamanda. Doğu ülkelerinde insanlar, zor, karmaşk ve zahmetli durumlarla bunalmışlardır. Sinemaya gittikleri zaman çevrelenmiş oldukları aynı karmaşa ve şiddeti görmek istemezler. Bu yüzden onlara doğayı hatırlatan basit İran filmlerinden büyülenirler. İran Gabbehlerinde aynı zamanda huzur duygusu veren bir tür doğasal şiirsellik vardır. Doğayı oturma odanıza sermiş/yaymış gibi hissedersiniz.

Gabbehlerin bir bakıma çocukların basit resimlerine benzer yatıştırıcı/sakinleştirici tasarımları/şekilleri vardır. Ne yazık ki, her on bin İranlıdan yalnızca birinin evinde bir Gabbeh'i vardır ya da her on bir İranlıdan yalnızca biri Gabbeh adını duymuştur. 40 yıl önce oturmak için ne kullanıyorduk? Halı yada kilim. Ve bir halı nedir, biraz yün ve renk ve dokuyanın emeğinden başka? Ve yün nedir çobanın emeğinden başka? Ve renk nedir tarlalarda çiçek toplayan kızların emeğinden başka? Ve biz tüm bunları kendi emeğimizle kendi malzemelerimizden yapmıyor muyuz? Gabbeh göçebe toplumların halılarının en orijinal çeşididir.

A MOMENT OF INNOCENCE:

Senaryo, kurgu ve yönetmen: Mohsen Makhmalbaf
Ses: Nezameddin Kiaee. Müzik: Majid Entezami. Set Dizaynı: Reza Alghemand
Oynayanlar: Mirhadi Tayyebi, Ali Bakhshi, Ammar Tafti, Maryam Mohammad – Amini, Moharram Zeinalzadeh, Fariba Faghiri, Maryam Faghiri, Lotfollah Gheshlaghi
Mohsen Makhmalbaf, Hana Makhmalbaf. 1996, renkli, 78 dakika.

Şah rejimi esnasında 17 yaşnda bir gerilla olan Mohsen Makhmalbaf yine gerilla olan bir kız ile silahını almak için polise saldırırlar. Makhmalbaf ve polis birbirini yaralar, kız gözden kaybolur.
20 sene sonra Makhmalbaf, 37 yaşnda bir yönetmen iken "Salam Cinema" filminin karakterlerini seçmek için gazeteye bir ilan verir. O polis Makhmalbaf'ın evine gider ve Makhmalbaf'ın genç kızı Hana vasıtası ile filmde bir rol verilmesi için haber gönderir. Makhmalbaf, bugünün bakış ile 20 yıl önceki silahsızlanma ile ilgili bir film yapmaya karar verir. Gençliğini oynaması için 17 yaşnda genç bir adam seçer. Sonra kazanın 20 yıl önce olması gerçeğini izlemek için her biri ayrı bir kamera ile kendi gençliklerini takip eder. Her ikisi de iki farklı yönlerden silahsızlanma bölgesine yetişir ancak Makhmalbaf'ın gençliğini oynayan aktör adalet için bile, şiddetle hareket etmeye ve polisi yaralamaya istekli değildir. Öte yandan saldırı kazasını bilmeyen polisin silahını almak için Makhmalbaf ile gelen gerilla kıza yavaş yavaş aşk olduğu ortaya çıkar. Ve yaralandığında ve bilinci yerinde olmadığında kızın sırrını anlamaz ve kalbinde 20 yıl bu aşkın üzüntüsünü taşr ve tüm bu yıllar boyunca kayıp aşkını arar. Şimdi gerçeği anladığında kaybettiği 20 yıla tepki gösterir.

SILENCE:

Senaryo, yönetmen, kurgu, set dizaynı: Mohsen Makhmalbaf
Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafouri. Yönetmen asistanları: Samira Makhmalbaf, Marziyeh Meshkini, Akbar Meshkini. Ses: Behrouz Shahamat. Oynayanlar: Tahmineh Normat Ova, Nadereh Abdollah Yeva
Prodüksiyon: Makhmalbaf Film Evi, MK2. 74 dakika

Müziğin tine dokunduğu nokta ve iç sesimizle buluştuğumuz an...



Makhmalbaf'ın "sessizliği" çok sesli bir sessizlik elbette. İran ve Tacikistan yapımı olan bu ortaklıkta Fransa'nın da parmağı var. Yönetmen her zaman Kur'an-ı Kerim'in kendisine her konuda en büyük yol gösterici olduğunu beyan eder; bu rehberliği real-sürreal bağlamında da öncü edinen Makhmalbaf, izleyicisine 10 yaşnda gözleri kör bir erkek çocuğu olan Hurşid'i resmediyor. Kahramanımız, küçük bir kasabada ailesi ile birlikte Tacikistan topraklarında yaşam sürmektedir ve belirttiğimiz gibi gözleri görmemektedir; babası Rusya da işçilik yapan ve annesi de çalışan Hurşid, sürekli olarak yalnız başna kalmaktadır, bol boş zamanı ve körlüğün getirisi olan keskin işitme duy-g-usunu geleneksel müzik enstrümanlarının akordu ile iş haline getirir Hurşid. Otobüs ile işine gittiği günlerin birinde, aynı otobüste bulundukları ve aşk hikayeleri anlatan bir müzisyeni duyar ve bir anda dünyasının değiştiğini hisseder; onu takip etmek istediğinde ise doğal olarak kaybolur, zaten sürekli işe geç kaldığını bahane eden patronu da Hurşid'i işten kovar. Ve kahramanımızın yolculuğu başlar: müzisyeni aramaya devam eder genç adam...simgelemi bol, satır araları okunmalık bir film.


KANDAHAR:

Yönetmen, senaryo ve kurgu: Mohsen Makhmalbaf
Görüntü yönetmeni:Ebrahim Ghafouri. Müzik: Mohamad Reza Darvishi
Ses: Behrouz Shahamat, Faroukh Fadai. Yönetmen asistanı: M.Mirtahmaseb ve Kaveh Moinfar. Set Dizaynı: Akbar Meshkini
Görüntü yönetmeni asistanları: Hossein Amiri, Hashem Gerami
Prodüksiyon: Makhmalbaf Film Evi (Iran) ve Bac Fillms (Fransa)
2001 / 35 mm / renkli / mono / 85 dakika / 1: 1.85 format

Önsözde de belirttiğimiz gibi, bu bir yönetmen ya da yönetmenler kitabı olmadığından dolayı, bazı noktalarda derinlere dalmamak kitabın doğası gereği uygun. Lakin, Makhmalbaf gibi bir yönetmen üzerine yazarken ister istemez teknik çerçevenin dışna çıkmak zorunda kalıyorsunuz: bu her ne kadar bir Makhmalbaf ya da Kiarostami vs kitabı değilse de önem noktası kazanmış bazı olgulara diğerlerine nazaran daha fazla yer ayırmak gerekiyor. Bir İran sineması yönetmenleri kitabı hazırlamak mümkün olur mu olmaz mı bilinmezliğinden dolayı da yönetmen ya da yönetmenlerin öneme binen ifadelerine yer vermek farz oluyor. Sinopsislerine kısaca değinmekle yetinmek zorunda kaldığımız ustanın Kandahar'ında biraz durakladık zira kendiside bu filmde durakladı ve hiçbir filminde olmadığı kadar bu çalışması üzerine demeç verdi ardından ve önünden araştırmalar yaptı. Şimdi, klasik olarak filmimizin konusu üzerinden bir geçip yönetmene kulak kesilelim:

Nafas, Kanada da yaşayan dahası mülteci statüsünde oraya göçmüş olan Afgan bir kadındır: bir gün Afganistan da ki kızkardeşinden bir mektup alır, kardeşi sistemin -elbetteki Taliban rejiminden bahsediyoruz- üzerindeki baskısına daha fazla dayanamayacağını ve kısa bir süre sonra intihar edeceğini yazmaktadır. Pekiyi Nafas ne yapacaktır, umutların umutsuzluğa dönüşmüş olduğu Afgan topraklarında kardeşine ulaşmaya çalışacak ve yönetmende bize inanılmaz bir film sunacaktır.
Film için bir kurmaca demek pek mümkün değil, belgesel niteliğine de bürünen film aslında sadece bir ayna görevi yapmakta: bizlerde perdeden, coğrafyanın ve Taliban zihniyetinin tüm çıplaklığını izlemekteyiz. Filmin önem noktası aslında bir anlamda bir dış etken ile ilintili: her ne kadar çekimleri o meşhur 11 Eylül olayından önce yapılmış olsa da tüm dünyanın 11 Eylül sonrasında gözlerini Afganistan'a çevirdiği bir zaman dilime de denk gelmesi ister istemez filmi dünya da odak kılmıştı. Hoş, umarız yakın bir zamanda bir dünyalı yönetmen tıpkı Taliban'ın ortaya koyduğu bu tabloyu Mohsen'in perdeye yansıtması gibi Amerikanın bir başka anlamda Afgan topraklarında yaptığı Talibanlığıda gözler önüne koyar.

Başta da dediğimiz gibi bazı noktaları açılımlamak şart oluyor, zira bu filmin doğum noktasında yatan hikaye tek başna bahsedilmeye değer bir konu: Makhmalbaf'ın anlattığı önemli hadise şöyledir: günün birinde Kanada da yaşayan bir Afgan mültecisi kadın , Mohsen'i görmeye gelir ve Kandahar da çaresizlikler yüzünden intihar etme kararı alan bir arkadaşndan mektup aldığını anlatmaya başlar. Ve bu kadın her ne olursa olsun Afgan topraklarına geri dönüp arkadaşna yardım etmek istiyordur. Kadın, yönetmenden kendisiyle beraber bu yolculuğa çıkmasını ve tüm yolculuğu filme kaydetmesini istemektedir.
Makhmalbaf, kadınla birlikte gitmez ama Afgan topraklarına gizlice giderek tüm gerçekleri kendi gözleriyle görür. Ve bu gezi ardından inanılmaz bir belge taramasına ve okumalara girişir. Şu var ki yönetmenin çektiği Kandahar filminin çıkış noktasını kesinlikle bu kadın ve hikayesi oluşturmaktadır.
Makhmalbaf'ın filmin ana karakteri olan Nafas'e bu ismi takması da elbet sıradan bir iş değil: bu isim Afgan dilinde soluk anlamına gelmekte -Türkçesinden de anlayabileceğiniz gibi- ve bu direk olarak Afgan kadınının sözde yerelleşmiş giysisi olan "burka" ile ilintili, bu elbise kadınların vücutlarının nefes almasını tamamıyla engelliyor.
Makhmalbaf, bu filmi bir gezinti niteliğinde görebileceğimizi söylüyor; filmle ilgili izahlara girerken de sürekli olarak ve de doğal olarak Afganistan da ki politik yapıya değinmek durumunda kalıyor. Afgan halkının modern olana karş direniş gösterme noktasında adeta aşlı olduğunu öne süren yönetmen, "İmajsız kalmış bir ülke Afganistan" isimli çalışmasında da Taliban rejiminin görüntülerle olan problemine eğilmişti; Makhmalbaf direkt olarak, Taliban'ın imajlarla bir problemi olduğunu düşünüyor ve bunda da son derece haklı zira kendisinin de belirttiği gibi, bu topraklarda, görüntü adına bırakın sinemayı televizyon dahi yok, dahası yasak. Tabi bunun yanında fotoğraf ve resim de öyle. Bu elbette ki İslam gibi kutsi bir yapıyı yüce bir felsefe sanat oluşumunu idrak edemeyecek kadar küçük beyinli ve yüreksiz olan avamdan da daha aşağı ve taşdığı isimle bile ters düşen zavallı Taliban rejiminin İslam'a dayattıkları sapkın fikirleriydi.


IMAGES FROM THE GHAIAR DYNASTY:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü Yönetmeni: Aziz Sa'ati. Müzik: Ahamd Pezhman
Ses: Ahmad Kalantari. 1993, renkli / siyah-beyaz, 18 dakika.

İran'daki tablolar, fotoğraflar ve ilk sinematografik görüntüler üzerine 90 yıl öncesine ait belgesel bir çalışma.

STONE AND GLASS:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf
Görüntü yönetmeni: Aziz Sa'ati. Anlatıcı: Parviz Bahram. 1993, renkli(video), 20 dakika.

Charlie Chaplin filmlerindeki imajlara paralel olarak kurgulanan nükteli diyaloglar ile cam üretim yöntemi hakkında bir anlatı filmi çalışması.

WIND, RUINED THE SCHOOL:

Senaryo, kurgu, yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Mahmoud Kalari. Müzik: Hossein Alizadeh. Ses: Mojtaba Mirtahmasb. Set fotoğrafçısı: Mohammad Ahmadi. Oynayanlar: Abbas Sayyahi, Mohammad-Hassan Karami, Abdollah Jahanpour, Tahmineh Jahanpour, Maryam Jahanpour, Marziyeh Jahanpour, Zahra Jahanpour, Afrasiab Jahanpour. 1997, renkli, 8 dakika.


Yaşlı bir adam gezici bir okula girer. Öğretmen adamın milli eğitim bakanlığından bir müfettiş olabileceğini düşünerek ortalama zeka katsayısının ne olduğunu anlamak için öğrencilere sorular sormasına izin verir. Öğrencileri tanık olarak dinlerken önceden gelen bir mesele olan, okulun çadırının çalınması olayının aslında hiç gerçekleşmemiş olduğunu, bunun sadece rüzgarın yaptığı bir şey olduğunu anlar. Sonra yaşlı adam bir müfettiş olmadığını geçmişte kendisi gibi öğretmen olduğunu ve gezici okula anılarını tazelemek için geldiğini anlatmaya koyulur öğretmene...


THE DOOR:

Senaryo yazarı ve yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Kurgu: Maysam Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Mohammad Ahmadi.
Oynayanlar: Mohhamad Nabhan, Nourieh Mahigiran. Ses: Nezam Kiaee
Prodüksiyon: Kish Island. 22 dakika

Yaşlı bir adam, çölde omuzları üzerine yüklü, kendine kalan son eşyası olan eskimiş bir kapı taşmaktadır, örtülü kızkardeşi ve bir keçi de peşi sıra gitmektedir. O esnada bisikleti ile bir postacı çıka gelir ve ihtiyarın omuzlarında taşdığı kapıya bir mektup bırakır. İhtiyar adam mektubu almak için kapıyı sırtından yere indirir ve mektubu açar; gelen postanın kızkardeşine yazılmış bir aşk mektubu olduğunu gören adam mektubu yırtar kapıyı kapatır ve tekrar omuzlanarak yoluna devam eder ta ki...

TESTING DEMOCRACY:

Yönetmen:Mohsen Makhmalbaf, Shahabeddin Farokhyar. Yönetmen asistanı: Najmeddin Farokhyar. Ses: Behrouz Shahamat, Hassan Serajiyan. Prodüksiyon: Kish Island. 39 dakika

The Door filminin çekimleri için gittiği adada Mohsen Makhmalbaf, filmi 35 mm formatında çekmekte bir takım zorluklar ile karşlaşr; fasilite eksikliği, sinema ekipmanları eksikleri, sansür, profesyonel olmayan yerel aktörlerle çalışmanın getirdiği zorluklar yönetmeni iyice yormuştu. Ta ki bir arkadaş elinde ki mini kamera ile onu görmeye gelene dek. Makhmalbaf 35 mm kamerasını ve profesyonel platosunu orada bırakarak arkadaşnın 'handycam'i ile Tahrandaki seçimleri videoya almaya gitti. Ortaya özgün bir video çalışması olan ve seçim görüntülerinden oluşan bu film çıktı.

AFGHAN ALPHABET:

Oynayanlar: Maryam Ozbak, Ghafour Barahouyi ve İran'daki Afgan mülteciler. Yönetmen asistanları: Samira Makhmalbaf, Hana Makhmalbaf. Set fotoğrafçısı: Marzieh Meshkini. Ses: Mojtaba Mirtahmasb
Müzik: Mohamadreza Darvishi. Senaryo, kamera ve yönetmen: Mohsen Makhmalbaf. Uluslar arası sorumlu: Mohammad Reza Safiri. Teknik ekipman: Sibal Honar Stüdyosu. Yapım: Makhmalbaf Film Evi. Global Dağıtımcı: Wild Bunch Co. Devamlılık süresi: 46 dakika, Dijital kamera kaydından 35 mm peliküle baskı. Yapım yılı: 2001


Mohsen Makhmalbaf, dijital kamerası ile sınır köylerinde okula devam etmeyen çocukları izlemekte ve neden eğitilmediklerini sorgulamaktadır. Bir yörede UNICEF sınıflarında ders çalışan kızları bulur. Kızlardan biri Afganistan'dan kaçmış olması ve Taliban'ın orada olmamasına rağmen burkasını çıkarmak istemez. Taliban'dan çok onun yarattığı korkunç "Tanrı"dan korkmaktadır. Öğretmen uğraşr....

Makhmalbaf, bu çalışması üzerine şunları yazmıştır:

Taliban, Afganistan'da politik bir rejim değil hâlâ bir kültürdür. Bombalama politik bir rejimi mahvedebilir ama bir kültürü değiştiremez. Bir roket ile burkasına hapsedilmiş bir kadını özgür kılamazsınız. Afganlıların eğitime ihtiyacı var. O ne bilmediğini bilmiyor. O tutsak ama yoksulluğun, ilgisizliğin, önyargının, erkek şovenizminin ve batıl inancın tutsağı olduğunu bilmiyor. Afganistan'sa, kadınların %95'i erkeklerin %80'i Taliban'dan önce bile okula gitme şansına sahip olmadı. Film Afganistan'ın kültürel sorunlarının kilidini açabilecek olan kayıp anahtarı arar.

SAMIRA MAKHMALBAF

15 Şubat 1980'de Tahran kentinde doğdu. Henüz yedi yaşnda iken yönetmen babası Mohsen Makhmalbaf'ın The Cyclist [bkz: Mohsen Makhmalbaf bölümü] filminde yer aldı. Samira Makhmalbaf için normal bir zeka demek açıkçası pek değil hiç mümkün değil: henüz 14 yaşnda iken olağanüstü sınıf atlamaları ile bitirdiği okul mu desek, beş yaşnda iken artık sinemayı öğrenmiş olması ve Makhmalbaf Film Evindeki aktif yerini alması mı desek, onyedi yaşna gelmiş olduğunda iki video yapımı ve bir sinema filminin altına imzasını atmış olması mı desek, ya da onsekiz yaşna gelip Cannes Festivalinde boy göstermesi mi? özellikle The Apple filmi ile dünyaya adını duyuran genç yönetmen, bu filmi ile yüzden fazla uluslararası festivale katıldı ve bu festivallerden bolca ödüller topladı. 1999'a gelindiğinde ise kızımız, The Blackboard filmini çekti; ve bu film ile 2000 Cannes'ın da ödülünü kucakladı. Yönetmenin, şu meşhur 11 Eylül toplamasında yer alan çalışması da tüm filmlerinde olduğunca ilgi gördü. Şimdi bunlar üzerine ufak bir sohbet ettikten sonra Samira'nın kısa sinopsis ve lgili yazıları ile devam edeceğiz.

Samira Makhmalbaf'ın Yönetmenlik Filmografisi:

SİB / THE APPLE / ELMA

Yönetmen: Samira Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafouri
Kamera: Mohammad Ahmadi. Ses: Behrouz Shahamat. Senaryo ve kurgu: Mohsen Makhmalbaf. Yönetmen asistanı: Marziyeh Meshkini, Akbar Meshkini
Kamera asistanı: Reza Sheikhy. Senaryo denetimi: Hana Makhmalbaf
Oynayanlar: Masoumeh Naderi, Zahra Naderi, Ghorbanali Naderi, Azizeh Mohammadi, Zahra Saghari Saz, Sara Saghari Saz, Amirali Khosrojerdi,
Amirhossein Khosrojerdi, Soghra Behrouzi, Fatemeh Mahdavi zadeh Charmi
Asghar Meshkini, Iraj Sarbaz, Abbas Ramezan Zadeh. Prodüksiyon: Makhmalbaf Film Evi, 1997


Bir baba iki çocuğunu iki yaşndan onüç yaşna kadar onbir yıl boyunca eve hapseder. Komşular bunu farkettiğinde gelip çocuklara yardım etmeleri için sağlık bakanlığına haber verirler. Kızlar gerizekalı olmuştur ve yaştlarının yaptığı gibi konuşup yürüyememektedirler. Bir süre sonra sağlık bakanlığı bir daha hapsedilmemeleri kaydıyla çocukları yine babalarının yanına gönderir ancak babaları onları yine hapseder. Çocuklara bakmak için eve gelen bir hemşire çocukları sokakta oynamaya çıkarabilmek için babalarını eve kilitlemek zorunda kalır. Sokağa adım atan çocuklar ilk sosyal yaşamlarını denerler ve evde kilitli babaları tutuklu kızlarının durumunu anlar. Sonunda artık özgür olan kızlar babalarını ev hapishanesinden çıkarmaya çabalarlar.

Yönetmenin Film Hakkındaki Görüşü

Başta belgesel bir film gibi görünen bu film, erkek çocukların en ayrıcalıklı imtiyazı olan sokaklarda oynamanın buna şansı olmayan kadınlara oranla erkek çocukların daha sosyal olmalarına nasıl yardım ettiği konusunda bir araştırma gerçekleştirmeme bahane oldu. Film aynı zamanda anne babaların çocukların gardiyanı gibi hareket ettikleri zamanki güdülerini keşfetmek için bir vasıtaydı. Aynı zamanda çevredeki insanların etraflarındaki bir hapishaneden habersiz kalmalarının nasıl mümkün olduğunu ya da bu felaketten haberdar olduklarında nasıl böyle ilgisiz kalabildiklerini bilmek istedim. Ve açıkçası bu son soruya yanıt bulamadım!

THE BLACKBOARD

Yönetmen: Samira Makhmalbaf. Senaryo: Mohsen ve Samira Makhmalbaf
Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafouri. Ses: Behrouz Shahamat
Müzik: Mohammad Reza Darvishi. Kurgu: Mohsen Makhmalbaf
Yönetmen asistanı: Mojtaba Mirtahmaseb, Marziyeh Meshkini, Kaveh Moeinfar
Kamera asistanı: Hossein Amiri, Majid Ghafari. Oynayanlar: Saeid Mohammadi, Behnaz Jaffari, Bahman Ghobadi, Mohammad Karim Rahmati, Rafat Moradi, Hayas Rostami, Saman Akbari, Ahmad Bahrami, Mohammad Moradi, Karim Moradi, Hassan Mohammadi, Rasol Mohammadi, Somaeh Veysi. Prodüksiyon: Makhmalbaf Film Evi, 1999


Film anahatları ile şu şekilde gelişir: Bir gurup erkek öğretmen, İran-Irak [buna İran'ın Kürt kesimi de diyebiliriz] sınırında verdikleri öğretimi sürdürebilmek adına yazı tahtalarını sırtlarında taşyarak dağlarda yürümektedirler. Duydukları helikopter sesi sonrasında saklanırlar ve sonrasında öğretmenlerden Said ve Reeboir, ana gruptan ayrılır: Reeboir çalınmış mallar taşyan bir grup çocukla karşlaşr ve onlara okuma yazma öğretmek adına ikna çalışmalarına başlar, ama okuma yazmadan daha önemli bir şey vardır çocuklar için, hatalarını kazanmak. Said'e gelince; ilkin tüm kapıların yüzüne kapandığı ve terk edilmiş bir imajı olan bir köye varır ve yoluna devam eder: Iraklı göçebe bir kabileye rastlar ve sınıra kadar onlara izcilik yapar; bu ailenin tek amacı anavatanlarını bulmak ve orada huzurlu bir şekilde ölmektir. Genç bir anne olan dul Halaleh'in evlenmesini ölmeden önce görmek isteyen ailesi okuma yazma dersleri ile ilgilenmemektedir ama kızları ile evlenebilecek bir adam değil midir Said, evlenmesi için çeyiz olarak sunacak başka bir şeyi olmayan öğretmen, çeyiz olarak karatahtasını verir. Genç Makhmalbaf'ın çektiği en iyi filmi olmasa da sinematografik netlik açısından gerçekten iyi bir iş çıkmıştır ortaya. Şu var ki filmi izlerken aklınıza kesinlikle İran sinemasına dair belirleyici bir sound oluştuğunu ve oturduğunu idrak ediyordunuz, bu bir İran filmi, hayır: coğrafyası Kürtçe ya da Farsça'sından kaynaklı bir varım değil bu, sinematografik bir varım. Bu herşeyi ile bir İran filmi, çünkü artık İran sinemasının belirleyici unsurları var, ulus olarak bunu başarabildiler. Samira Makhmalbaf'ın bu film ile 2000 Cannes Film Festivali'nde Jüri Büyük Özel Ödülü'nü kazanmış olduğun da hatırlatalım.

GOD, CONSTRUCTION AND DESTRUCTION

Senaryo ve yönetmenler: Ken Loach, Claude Lelouch, Danis Tanovic, Sean Penn, Shohei Imamura, Amos Gitai, Youssef Chahine, Idrissa Ouedraogo, Mira Nair, Alejandro Inrritu ve Samira Makhmalbaf. Episod adı: "God, Construction and Destruction". Senaryo ve yönetmen: Samira Makhmalbaf. Görüntü Yönetmeni: Ebrahim Ghafouri. Ses: Sasan Bagherpour. Yönetmen asistanı: Marzieh Meshkini
Fotoğraf: Mohammad Ahmadi. Ses Mix: Houssein Mahdavi. Kurgu: Mohsen Makhmalbaf. Yapımcı: Universal Company, French Executive: Galatte Film
Süre: 11 mines, 9 second, 1 frame. 35mm, renkli, 1-1/86

"...küreselleşme için görsel medyayı kullanma gücü her şeyden önemli. Eğer haberler, radyo aracılığıyla görüntüsüz olarak verilseydi, kimse olanlara inanmazdı. Olayı farklı açılar ve perspektiflerden değerlendirebilmek için ve görüntünün üzerimizde yarattığı monoloğu diyaloğa dönüştürebilmek için, farklı kültürlerden insanların bir araya gelmesi gerekiyordu. Tek boyutlu gerçeklik, gerçeğin tamamını kapsamaz. Bu tarz tek boyutlu gerçeklikler insanlığın içindeki uyumu bozup yanlış anlamaları arttırıyor. Gerçek, kişilerin bakış açılarından bağımsızdır. Evrensel gerçeklikten bahsettiğimizde de olaylara küresel bir bakış açısıyla yaklaşmalıyız..."
"Her ne kadar Afganistan'da son 20 yılda iki buçuk milyon insan savaş ve kıtlık nedeniyle öldülerse de, bu gerçek, görüntüler canlı olarak yayınlanmadığı için unutuldu."
"Doğulu bir kızın, batıda olan olaylar yüzünden karş karşya kaldığı tehditleri göstermek istedim. Doğulu bir kızın, oradaki hayattan tamamen habersiz olabileceğini göstermek istedim. Doğuda yaşayan bir kızın, batıda olan bir olay yüzünden hayatı değişebiliyor. Batıda yaratılan bir fırtına, doğudakileri vurabiliyor. Batıdaki bir şehirde yıkılan iki kulenin, doğudaki pek çok şehirde yıkıma yol açabildiğini anlatmak istedim. Kulelerin yıkımında hiçbir rolü olmayan, hatta o kulelerin varlığından bile haberdar olmayan insanların bu olay nedeniyle yerlerinden yurtlarından olabildiklerini göstermek istedim."
"Küreselleşme sorununu ne zaman düşünsem aklıma, iletişim araçlarının gelişimi ve bu araçların sundukları imkanlar geliyor. Bu, bir gün tüm ülkelerin aynı hayat standartlarında, adil ve eşit bir şekilde yaşacakları anlamına mı geliyor? Farklı ülkelerde bulunup, Afganistan ve gelişmiş ülkelerin arasındaki farkı gördükçe aradaki fark beni hayrete düşürdü. Çöken binaları, canlı olarak televizyonda izlediğimde, bunun kısa bir süreliğine olsa da, tüm insanlık için çökenin kendi evleri olduklarını düşünebilecekleri ve kendilerini başkalarının yerine koyabilecekleri özel bir an olduğunu düşündüm. Şunu sormak zorundayım, neden dünya üzerinde, kimsenin yaşayanların acıları ve çektiklerini bilmedikleri, Afganistan diye bir devlet var ki? Hâlâ bu koca dünya üzerinde pek çok ülke sanki hiç yokmuş gibi, duyulmadan ve görülmeden yaşyor. Tüm küreselleşme trendlerine karşn, dünya üzerinde hâlâ hiç kimsenin bilmediği ve içinde yaşayanlar için sinema denilen şeyin gerçek dış olduğu yerler var.Görünen o ki, televizyonda gösterilmeyen hiçbir şey gerçek sayılmıyor. Zengin devletler, ancak kendi çıkarları tehlikeye düştüğünde yoksul ülkeleri dikkate alıyorlar. Ancak o zaman tüm devletler ve medya bu konuya önem veriyor."


5 IN THE AFTERNOON

Yönetmen: Samira Makhmalbaf. Senaryo: Samira Makhmalbaf. Yönetmen asistanı: Marzieh Meshkini, Akbar Meshkini, Kaveh Moeenfar. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafoori. Kamereman asistanları: Reza Sheikhi, Mehdi Amiri, Abdoljamil Ghanizadeh, Mirveis Ahmadi. Ses kayıt: Behrooz Shahamat, Farokh Fadaee
Müzik: Mohamadreza Darvishi ( geleneksel Afgan müziği) Kurgu: Mohsen Makhmalbaf. Yapım yönetmeni: Siamak Alaghehband. Özel efektler: Ghias Vaset
Renk koordinatörü: Hasan Niknezhad. Stüdyo: Filmsaz. Oynayanlar: Agheleh Rezaee, Abdolghani Yusef-zay , Marzieh Amiri , Razi Mohebi, GholamjanGardel, Halimeh Abdolrahman, Bibigol Asef , Jerom Kazagh , Mina Anis, Shpkraneh Hatefi , Vakileh Govah , Mohamad Yunes, Mahboobeh Ebdali , Nadimeh Ebdali , Fatemeh Rasooli , Yasamin Rasooli , Mohamadnader Khageh , Sohrab Mohamadnaser Ghomandan , Halimjan Seifodin , Akhtar Mohamad-afzal , Foroozan Feizi. Prodüksiyon: Makhmalbaf Film Evi. 2003, 105',35 mm, 1-1/85

Genç bir kız, Afganistan'da Taliban rejiminin çöküşünden sonraki yeni dönemde varolan özgürlüğü bir kadın olarak sosyal gelişimi için en iyi şekilde kullanmaya çalışmaktadır.

MARZIYEH MESHKINI

Marziyeh Meshkini 1969'da Tahran'da doğdu. Sinema üzerine tüm öğrenimini beş yıllık bir süre zarfında, Makhmalbaf Film Evi'nde aldı; Film yapımcılığına eşi Mohsen ve kızı Samira Makhmalbaf'ın yönetmen asistanlıklarını yaparak başladı.

The Day I Became a Woman

Yönetmen:Marziyeh Meshkini. Yapım: Makhmalbaf Film Evi. Senaryo:Mohsen Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafouri, Mohammad Ahmadi. Ses: Behrouz Shahamat. Müzik: Mohammad Reza Darvishi. Senaryo denetim: Hana Makhmalbaf. Kurgu: Shahrzad Poya, Maysam Makhmalbaf. Set Dizaynı: Akbar Meshkini. İran, 2000. 78 dakika, 35 mm, renkli.

Bu film İran'da kadının durumunu anlatan üç farklı hikayeden oluşur.

İlk hikaye "Havva":
Havva adındaki küçük bir kız bir sabah uyanır ve kadın olduğunu farkeder çünkü o şimdi 9 yaşndadır ve o günden sonra sokaklarda erkek çocuklarla oynamak günah sayılacaktır.
Havva ağlar ve büyükannesinden sokağa çıkıp çocuklara son bir kez hoşça kal demek için izin ister...

İkinci hikaye "Ahoo":
Bu bölüm; siyah, geleneksel peçesi ile kadınlar arası bisiklet yarışlarına katılan ve yarış esnasında kocasının bisiklet biniciliğini bırakmazsa kendisini boşamakla tehdit ettiği genç bir kadın hakkındadır.

Üçüncü hikaye "Hoora":
Bu bölüm; yıllar süren yoksulluktan sonra ömrünün son yıllarında biraz mirasa sahip olan ve ölmeden önce tüm bu parayı tüm hayatı boyunca almak isteyip de almadığı her şeyi alarak harcamaya karar veren bir kadın hakkındadır.

Film Hakkında Yönetmenin Görüşü

Doğu toplumları zengin kültürel birikimlerine ve egzotik çekiciliğine rağmen pek çok iptidai sorunla yüz yüzedir. Kadın olmak bu sorunlardan biridir ve öyle ki insanlar bir kız bebekleri olduğu andan itibaren zaman zaman bir sonraki bebeğinin erkek olacağı umudu ile avunur. Kadınlara toplumda önemsiz roller verilir ve sonuç olarak onlar üretici olmaktan sırf tüketici olmaya dönüşürler ve toplumun üretici kısmına yük olurlar.

Aynı zamanda, toplumun kadına karşı tutumu duygusaldır. Kadınlar ya anne ya da eştirler. Ve bu yüzden her erkek annesinin ya da eşinin tek sahibi olmaya çalışır. Sonuç olarak ev kadının korunabileceği en enim yer haline gelir.

"Kadın Olduğum Gün" "The Day I Became a Woman" kadınların sosyal sorunlarını anlatır. Film nefret edildikleri için değil sevildikleri için eve hapsedilen, kişisel bağımsızlıklarını ve aktif sosyal pozisyonlar kazanmak için duygusal bağlılıklarından feragat etmek zorunda olan kadınların hayatları üzerinde odaklanır.

STRAY DOGS

Yazan ve yöneten: Marziyeh Meshkini. Yönetmen Asistanı: Kaveh Moeinfar, Hana Makhmalbaf. Görüntü yönetmeni: Ebrahim Ghafouri. Kamera asistanları: Reza Sheikhi, Mehdi Amiri. Ses: Farrokh Fadaei. Kurgu:Mastaneh Mohajer. Müzik: Mohammad Reza Darvishi. Lab: Filmsaz Co. Yapım: Makhmalbaf Film Evi / Wild Bunch. Yapım tarihi: 2003 Kabil, Afganistan. Süre: 93 dakika. Renkli, 35 mm


Afganistan'da Kabul'da yaşayan kardeş olan bir kız ve bir erkek çocuk yabancılara ait bir köpeği ona zarar vermek isteyen çocuklardan kurtarırlar ve şehir hapishanesine başvururlar. Gardiyan onlara ziyaret saatinin bittiğini söyler ancak onlar ziyaretçi değil tutuklu olduklarını iddia ederler. Gardiyan onlara neden dışarıda olduklarını sorar ve çocuklar gece tutukluları olduklarının söyler. Fiziksel bir muayeneden sonra annelerinin bir tutuklu olduğu ve çocukların gidecek yerleri olmadığı için geceleri annelerinin yanında kalmalarına izin verildiği ortaya çıkar.
Ertesi gün hapishane yöneticisi durumu anladığında hapishaneye girme istekleri reddedilir ve boş yere girmek için yalvarırlar. Onlara hapishanenin öksüzler yurdu veya evsiz insan barınağı olmadığı suçluların tutulduğu bir yer olduğu söylenir. Bu yüzden barınacak bir yer bulmak için suç işlemeye çalışırlar.

Film Hakkında Yönetmenin Görüşü

Geçen yıl Samira Makhmalbaf'a Afganistan'da yardımcı yönetmen olarak eşlik ettim. Aktör ve mekan bulmak için her yere baktık.
Bir gün kadınlar hapishanesinde dışarıda bakacak kimseleri olmadığı için çocuklarını hapishanede tutan bir kadınla karışlaştım. Kadının suçu iki kere evlenmekti. İlk kocası bir gün kaybolur ve yıllarca onun dönüşünü beklemiş ancak tüm haberler onun öldüğünü göstermektedir. Yardım edecek kimsesi olmayan kadın onlara bakacak ikinci bir adamla evlenir. Bir yıl sonra Afganistan'ın güvensiz ortamında ikinci eşi öldürülür ve o sırada kadının ilk eşi dönerek kadını zina suçundan hapse attırır.

HANA MAKHMALBAF


"Ev"in küçük kızı, ama daha şimdiden en çalışkanı demek mümkün olduğu gibi ileride yapacağı işleri kestirmek de mümkün: Mohsen Makhmalbaf'ın bu küçük kızı 1988 Tahran doğumlu: en sevdiği şey Film Evi içerisinde erkek ve kız kardeşi ile birlikte çalışmak. Sinema eğitiminin babası tarafından verildiğini söylemeye gerek olmasa da belirtmiş olalım. İlk filmi olan kısa metraj "The Day My Aunt Was lll" eserini ortaya koyduğunda sadece 8 yaşındaydı yönetmenimiz ve film evi içerisinde fotoğrafçılıktan kısa öykü yazımına kadar bir çok işi görmekteydi. Hana, 13 yaşına geldiğinde ise ilk kitabını yayımlattı, ilk şiir kitabını [Visa for One Moment ], kitap Farsça haricinde ve İran dışında İngilizce ve de Fransızca olarak da basıldı. Joy of Madness filmini 2003 senesinde gerçekleştirerek Venice Film Festivali haricinde, Güney Kore ve Tokyo da katıldığı festivallerde ödüller kazandı.

THE DAY MY AUNT WAS ILL

Hana'nın halası rahatsızlığı için hastaneye gittiğinde büyükbaba çocuklarla ilgilenmek için onların yanına gelir. Çocuklar oyun oynamak için "ağaçlı yol"a giderler ama burasının emniyetli bir oyun alanı olmadığını düşünen büyükbaba çocukları eve çağırır. Çocukların bu teklifi kabul etmek için bir şart öne sürdüğünü görürüz; video kamera ile beraberce bir film çekmeyi büyükbaba kabul ederse çocuklarda eve gelecektir...

Senaryo ve yönetmen: Hana Makhmalbaf. Kamera: Maysam Makhmalbaf. Kurgu: Mohsen Makhmalbaf. Oynayanlar: Sara Saghari Saz, Zahra Saghari Saz, Abolfazle Saghari Saz, Asghar Meshkini, Mahbobeh Meshkini. Yapım: Makhmalbaf Film Evi.
Format: Betacam, 24.30 dakika. 35 mm ye transfer

JOY OF MADNESS
Samira Makhmalbaf; 5 in the Afternoon filmini yapmak için Afganistan'a Kabil'e gider; genelde yaptığı gibi oyuncularını seçmek adına sıradan insanların arasına karışır. Gel gelelim Afganistan'da kimse bir filmde oyuncu olmaya yanaşmamaktadır. Zira insanlar Taliban'ın geri geleceği ihtimalinin korkusunu yaşamaktadırlar. Tüm bu olup bitenler esnasında Samiranın kız kardeşi Hana, ablasını ve tüm çabalarını sadece gözleri ile değil video kamerası ile de izlemektedir. Film geneli itibarıyla dört ana nokta/karakter üzerinde yoğunlaşmaktadır: çılgın bir aile, bir molla ve iki kadın...

Senaryo, görüntü ve yönetmeni: Hana Makhmalbaf. Oynayanlar: Agheleh Rezaei, Agheleh Farahmand, Bibigol Asef, Sima Asef, Haji Rahmodin, Razi Mohebi, Azizola Vakil, Kaveh Moeinfar, Samira Makhmalbaf, Marziyeh Meshkini, Mohsen makhmalbaf. Müzik: Mohammad reza Darvishi. Set fotoğrafçısı: Maysam Makhmalbaf. Kurgu ve miks: Mastaneh Mohajer. Laboratuvar: Filmsaz Studio Yapım: Makhmalbaf Film Evi. 35 mm73 dakika, renkli, 2003.

MAYSAM MAKHMALBAF

"Film Evi"nin tek erkek çocuğu 1981 doğumlu olan Maysam: ailenin en şanslı bireyi denebilir zira okuldaki eğitim süreci içerisinde neredeyse sadece diğer aile bireylerini gözlemleyerek bile eğitiminde çok önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Daha çok kameramanlık, kurgu ve set fotoğrafçılığı ile uğraşan Maysam, pelikülden daha çok dijital ile ilgilenmekte ve ilk filmi olan belgesel çalışması da bir video zaten. Ablası Samira'nın "Karatahta" filminin çekim ve yapım aşamasını belgelediği bir çalışma bu. Genç yönetmenin çalışması hakkındaki görüşleri şöyle:
How Samira Made the Blackboard sadece basit bir sahne arkası görüntüleri bütünü değildir. Ben Samira ile aynı evde büyüdüm, onun çocukluk arkadaş, sınıf arkadaş, filmlerinde editörü, video yönetmeni ve set fotoğrafçısı oldum. Daha ilk filmi ile uluslararası platformlarda ilgi çeken bir yönetmen olan ablamla çalışmak bir film yapımcısının film yapması noktasında bana inanılmaz bilgiler verdi. Ben bu video filmimde sadece filmini yapan onunla Cannes'a giden ve ödül alan bir yönetmeni ortaya koymadım, Samira'nın Film Okulunda öğrenim sürecinde aklımda kalan şeyleri, onun çocukluğuna ve gelişimine dair hatırladıklarımı da filme yansıtarak ortaya sadece bir yönetmen portresi değil bir insan olarak da Samira'nın portresini koydum. Babasının kucağında film setlerinde ağlayan küçük bir kız çocuğundan, film yapımcılığına başlayan ve Cannes'da ödül alan İranlı kadın bir yönetmene vardım. Bu aslında ve bir anlamda Samira'nın videotik günlüğüdür demek mümkün.

Video görüntü yönetmeni, yönetmen, kurgu: Maysam Makhmalbaf. Ses: Mojtaba Mirtahmasb. Yapım: Makhmalbaf Film Evi © 2000




Şenol ERDOĞAN
[Şeyh Bedreddin Film Kolektifi - ŞBFK]
http://www.seyhbedreddin.net

Her Hakkı Açıktır... Yazar Adı, Web Site Ve ŞBFK Kaynak Gösterilerek Kullanılabilir...