Yapım Tarihi - 2000
Süre - 00:25:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Bölüm Sayısı - 13
Erenlerin İzinden 13 bölümden oluşan bir belgesel olarak tasarlandı. Bölümler, Gazi
Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş
Veli Araştırma Merkezi'nce gerçekleştirilen proje çerçevesinde Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından çekildi. Tüm proje
T.C. Başbakanlık Tanıtma fonu katkılarıyla gerçekleştirildi. Çekimler Kazakistan'dan Macaristan'a geniş bir coğrafyada
yapıldı. Post-production dahil tüm proje 2 senede tamamlandı. Projede iki yüzden fazla kişi görev aldı.
Teknik Metin
Prof. Dr. Alemdar Yalçın
Prof. Dr. Mürsel Öztürk
Prof. Dr. Michael Kiel
Ali Yaman
Baki Öz
Metin
Doç. Dr. Peyami Çelikcan
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Alemdar Yalçın
Prof. Dr. Mürsel Öztürk
Prof. Dr. Zafer İlbars
Doç. Dr. Belkıs Temren
Yrd. Doç. Dr. Atilla Erden
Erol Sertkaya
Proje Danışmanları
Prof. Dr. Irene Melikoff
Prof. Dr. Michael Kiel
Prof. Dr. Süreyya Farooqi
Prof. Dr. Barbara Frischmuth
Prof. Dr. Nurhan Karadağ
Dr. Armağan Elçi
Dr. İsmail Ergin
Ahmet Hazerfen
Yapım Sponsorları
Halkbankası Genel Müdürlüğü
Kodak Professional Türkiye Temsilciliği
Medya İlişkileri
N’PR Halkla İlişkiler ve Tanıtım
KATKILARINDAN DOLAYI
Dışişleri Bakanlığı
Kültür İşleri Genel Müdürlüğü
TİKA Başkanlığı
Türkiye’nin Türkmenistan, Kazakistan, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Makedonya, Arnavutluk Büyükelçilikleri
TİKA-Türkmenistan ve Kazakistan Koordinatörlükleri Bosna-Hersek ve Kosova Türk Askeri Birlikleri;
İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Makedonya’nın Türkiye Büyükelçilikleri
İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan Devlet Televizyonları, Girit K Televizyonu ve Denge Animasyon ile İlgili Sivil Toplum Örgütleri ve İnanç Önderlerine
TEŞEKKÜR EDERİZ
Yapım
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Arş. Mrk. ve İletişim Fakültesi
Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu Katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.
2000
Genel Koordinatör - İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Alemdar Yalçın
Proje Başkanı - Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Enver Hasanoğlu
Belgeselin Yapımı
Kaya Özakgün / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi
Peyami Çelikkan / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi
Şahin Karasar / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi
Ünlen Demiralp / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi
Şükrü Küçünen / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi
13. yüzyıldaki Türk hümanizmi 'Kazakistan'dan Macaristan'a Erenler' adlı bir belgesele konu oldu.
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacıbektaş Veli Araştırma Merkezi, 13. yüzyılda Anadolu'da Türk hümanizminin kaynaklarını ortaya koyan bir dramatik belgesele imza attı. Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun tahsis ettiği bütçeyle TRT'nin eşgüdümünde gerçekleştirilen 'Kazakistan'dan Macaristan'a Erenlerin İzinden' adlı belgesel, 13 bölümden oluşuyor. 13 ülkede toplam 200 çekim gününde tamamlanan belgeselin 45 dakikalık İngilizce CD-Rom versiyonu, Türkiye hakkında araştırma yapan kurumlara, turistlere ve kültür araştırmacılarına Türk hümanizmi konusunda ışık tutacak. TRT Int kanalıyla bütün Asya ve Avrupa'da yayımlanacak.
Kaynak - Kültür Sanat
'İnsanın izinde 100 bin kilometre
Gazi Üniversitesi tarafından hazırlanan 'Kazakistan'dan Macaristan'a Erenlerin İzinden' belgeseli için 13 ayrı ülkeye gidildi. Alevi-Bektaşi kültürünü belgelemeyi amaçlayan çalışma için 150 saatlik görüntü, 20 bin kare fotoğraf çekildi.
Celal BAŞLANGIÇ
Karadağ sınırından giriyorlar Arnavutluk'a. "Hayırdır inşallah! Burada ne işiniz var" gibisinden bakıyor Arnavut gümrük memurları. Çekim ekibi rahat. Çünkü sınırı kolayca geçmelerini sağlayacak faksın çoktan çekilmiş olması gerekiyor gümrük kapısına; "Alevi-Bektaşi kültürü üzerine bir belgesel çekimi yapan Gazi Üniversitesi mensuplarının Arnavutluk'a girmesinde bir sakınca yoktur" diye.
Ancak gümrük memurlarının kuşkulu bakışlarını görünce sormadan edemiyorlar:
"Faks geldi değil mi?"
Arnavutlar şaşırıyor- "Ne faksı? Bu sınır kapısında faks yok ki!"
Bu sefer şaşırma sırası Türkiye'den gelen ekipte. "Peki" diyorlar, "Buradan elçiliğimize bir telefon edebilir miyiz?" Arnavutlar çaresiz- "Burada telefon da yok."
Ekipten birini en yakın telefona ulaşabilmek için Arnavut gümrük memurlarıyla birlikte yola çıkıyor. Ekibin geri kalanı gümrük binasında bekliyor.
Saatler geçiyor. Ne gelen var, ne de giden. Gümrükteki memurlar "Bir an önce gelseler de gümrüğü kapatıp gitsek. Çünkü mesaimiz bitti" diye sabırsızlanıyor.
Sekiz saat sonra geri dönüyor gidenler. Sorun çözülmüştür.
Hava karardığı için gümrük memurları tedirgin. "Şimdi" diyorlar, "Sizi İşkodra'ya kadar biz götüreceğiz. Yol boyunca bizi çok yakından takip edin. Araya başka bir aracın gireceği kadar bir boşluğu sakın bırakmayın."
Gece karanlığında düşüyorlar yola. Otele geldiklerinde ilk işleri araçlarını yerleştirecek güvenli bir yer bulmak. Çünkü daha önce aldıkları bilgiye göre, Arnavutluk'ta arabanın teybi ya da içindeki eşyası çalınmıyor. Birkaç dakika içersinde araba tümüyle yok oluyor.
Ertesi gün yapılan görüşmeden sonra İşkodra müftüsü geliyor otele. İlk konuşmadan 'İslamiyet'le ilgili bir belgesel' sanmış yapılacak çalışmayı. Ancak ekibin 'Alevi-Bektaşi kültürü üzerine' bir belgesel hazırladığını öğrenince "Bana ne" deyip gidiyor.
Tiran'da Dünya Bektaşiler Merkezi'ne ulaşıyorlar sonunda. Amaçları Kreye'de Sarı Saltık'ın çıktığı
mevkie ulaşmak. Arnavutluk'taki Bektaşilerin en önde gelen adı Reşat Bardi'den (Dede Reşat) sonra gelen dini lider Edmond Baba yapacak rehberliklerini. Çünkü Arnavutluk'ta çatışan gruplar var. Polis bile güvenilir değil. Bu yüzden yol çok riskli.
Edmond Baba oturuyor minibüsün en önüne; başında sarığı, üzerinde Yeşil cüppesi, içinde yakasız gömleği ve belinde işlemeli, kalın kuşağıyla. Bütün kapılar açılıyor yolda. Edmond
Babayı görünce ne polis kesiyor yollarını, ne de çatışan gruplar. Çünkü hemen herkes tanıyor Edmond
Babayı. Arnavutluk nüfusunun yüzde 60'ı Müslüman. Ama bu Müslümanlar içinde Alevilerin oranı yüzde 60.
Çekimleri bitirip Tiran'a dönüyorlar. Ancak bir de Arnavutluk çıkışına kadar olan yol var. O bölüm de güvenli değil. Dünya Bektaşi Merkezi'nin binasından Reşat
Dedenin çerçeve
içersinde, koskocaman bir fotoğrafını getiriyorlar. Bağlıyorlar minibüsün önüne. Fotoğrafı gören yolu açıyor. Böylece başlarına bir iş gelmeden çıkıyorlar Arnavutluk'tan. Bu elbette tek bir ülkede başlarından geçen bir olay.
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi, Türkiye dışında;
İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Macaristan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve Kosova'da toplam 100 bin kilometre kat ederek 'Kazakistan'dan Macaristan'a Erenlerin İzinden' adlı bir belgesel hazırlıyor. Başbakanlık Tanıtma
Fonundan sağlanan 500 bin dolarla tamamlanan belgesel için tam 150 saatlik görüntü, 20 bin kare fotoğraf çekilmiş. Dizi yakında TRT 1'de gösterilecek.
Araştırma enstitüsünün müdürü de olan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alemdar Yalçın, böyle bir çalışmayı bir üniversitenin ilk kez gerçekleştiğini söylerken önemli bir noktanın altını çiziyor:
"Arşivlenmesi gereken ne varsa ulaşmaya çalıştık. Dijital datayı değerlendirebilecek bir bilgi merkezinde bu malzemeleri tüm bilim dünyasına sunacağız."
Belgesel için üç ayrı ekip çalışmış. Asya'da 57, Balkanlar'da 58, Anadolu'da da 85 gün olmak üzere toplam 200 gün boyunca yapılmış çekimler. Prof. Dr. Yalçın belgeselin amacını anlatırken "Anadolu'da Türk hümanizminin kaynaklarına ulaşmayı hedefledik" diyor.
Fakültenin Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Peyami Çelikcan genel yönetmenliğini, Metin yazarlığını ve bazı bölümlerin çekim yönetmenliğini üstlenmiş. Öğretim üyesi Dr. Şahin Karasar ise belgeselin yapımcısı olmuş. Ama bazı bölümlerde şoförlük yapmak gibi, birçok iş de üstlenmiş. Öğretim üyesi İbrahim Demirel ise belgeselin hemen tüm çekimlerine katılıp 20 bin kare fotoğraf çekmiş.
Belgesel çekimleri boyunca ilginç gözlemlere ve bilgilere sahip olmuşlar.
Örneğin ziyaret edilen, adak adanan üç bin 'maddi kaynak' belirlemişler. "Bunun ancak 40'ına gidebildik" diyor Prof. Dr. Yalçın, "Yalnızca Sivas'ta böyle 300 yer var. Her yaz Hacı Bektaş Veli'yi 350 bin kişi ziyaret ediyor. Bin yıllık sözlü bir gelenek olarak yaşıyor bu öğreti. Adam göçebe. Kışı İslahiye'de, yazı Kozan'da geçiriyor. Dört çocuğunu da motosikletinin sepetine koyup ziyarete geliyor. Budapeşte'deki Gülbaba Tekkesi'ni 80 yaşında bir Katolik hanım gönüllü olarak bekliyor. Örneğin Yunanistan'daki Mürsel Baba şenliklerine dört bin kişi katılıyor, adak kurbanlar pişiriliyor. İşin ilginci Ortodokslar da katılıyor bu şenliklere."
Alevi-Bektaşi kültürü ve bunun maddi kaynaklarına ilişkin pek çok yanlış bilginin de düzeltilmesi sağlanmış bu belgesel çalışmaları sırasında. Örneğin bir kaynak, Bulgaristan'daki Hasan Baba türbesinin Karadeniz kıyısında olduğunu yazmış. Yıllardır da herkes bu kaynaktan alıntı yaparak yazmış. Yani eldeki tüm kaynaklara göre Hasan Baba'nın türbesi Karadeniz kıyısında. Ancak bu belgesel sırasında ortaya çıkmış ki, aslında sözü edilen türbe tüm kaynakların aksine Deliorman'da. Karadeniz kıyısında değil. Mevcut bilgiler içerisinde yüzde 40'a yakın bu türden kaynak hatası belirlenmiş belgesel çalışmaları sırasında.
Belgesel çekimi boyunca, Türklerin İslamiyet'ten önceki Şaman inancının ilk kaynaklarından, Bektaşi geleneğinin bugün yaşayan unsurlarındaki ritüel benzerliğine ilişkin pek çok bulgu saptanır. Kazakistan'ın Alatau Dağları'nda yaşayan Şamanların dilek bezlerinin aynısı Türkmenistan'da dilek ağacına asılır. Anadolu'nun dört bir yanından geçip Balkanlara, Kırcaali bölgesindeki Orman Baba türbesine kadar insanlar dileklerini aynı bez parçalarıyla dile getirirler. Belgeselin ilk bölümündeki saptamaya göre "Türklerin İslamiyet ile
tanışmadan önce sahip oldukları inanç sistemlerine ait öğeler, İslam inancının benzer özellikleriyle kaynaşarak, farklılıkların çatışma değil, kaynaşma aracı olarak kullanılabileceğini gösteren zengin örnekler olmuşlardır".
Elbette böyle bir çalışmanın gerçekleşmesi insanın aklına "Devlet kendi Alevi'si ile barışıyor mu?" ya da "Aleviliği tüm muhalif kimliğinden soyutlayıp, sistemin bir parçası olarak devletin resmiyeti içersinde eritmek mi hedefleniyor?" gibisinden sorular getirebilir.
Ama, amaç ne olursa olsun, Gazi Üniversitesi'nin yaptığı bu çalışma, en azından Alevi Bektaşi
kültürüne ilişkin bugüne dek hiçoluşturulmamış zengin bir bilgi ve belge birikimi yaratmıştır.
Hem, insanların din, dil, ırk, cinsiyet ve bütün diğer farklılıklarını bir zenginlik olarak gören ve bu yüzden farklılıklara saygı Duyan, buna hoşgörüyle yaklaşan Anadolu hümanizminin ardından yola düşülmüştür bir kez.
Anadolu erenleri "Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" deyip düşmüşler insan sevgisinin peşine.
Elbette bilim aydınlıktır ve hiçbir zaman karanlıkta aranmaz ki insan sevgisi...
En kapsamlı Alevilik belgeseli...
Hacıbektaş Veli'nin Orta Asya, Anadolu ve Balkanlar'daki izini süren belgeselin galası Nisan sonunda Çankaya Köşkü'nde yapılacak.
Şimdiye kadar siyasi ve inanç boyutuyla gündeme gelen Alevilik ve Bektaşilik artık belgeseliyle de gündem oluşturacak.
Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacıbektaş Veli Araştırma Merkezi'nin Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun parasal desteğiyle Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne hazırlattığı
belgesel, konuyla ilgili bugüne kadar yapılanların en kapsamlısı.
Belgesel, aynı zamanda bir üniversite tarafından gerçekleştirilen belgesellerin de en büyüğü.
Galası Nisan sonunda Çankaya Köşkü'nde yapılacak ve ardından TRT'de ekrana gelecek olan belgesel, Hacıbektaş Veli öğretisinin Orta Asya, Anadolu ve Balkanlar'daki izlerini sürerek Türk hümanizminin kaynaklarını araştırıyor. 90 bin kilometre yol
kat edilerek gerçekleştirilen belgeselde yer alacak görüntülerin yaklaşık yüzde 60'ı ilk kez izleyeceğimiz özgün görüntüler olacak.
Başkanı olduğu G.Ü. Türk Kültürü ve Hacıbektaş Veli Araştırma Merkezi'nin Türkiye'de alanındaki ilk ve tek bilimsel araştırma merkezi olduğunun ve dernekle karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen G.Ü. İletişim Fakültesi Dekanı ve projenin genel koordinatörü Prof. Dr. Alemdar Yalçın, Hacıbektaş
Velinin bilimsel açıdan pek bilinmediğine dikkat çekiyor. Projenin amacını "Hacıbektaş
Veliyi, onun yaşamını, etkilerini ve kültürümüzdeki yerini geniş topluluklara doğru tanıtmak" şeklinde ifade eden Yalçın, "13. yüzyılda şaşılacak kadar engin bir insan sevgisi kavramı var Anadolu'da. Bilim, teknoloji birikimi var. İstedik ki, bu hümanist bilgi birikimini insan hakları konusunda köşeye sıkıştığımız bir zamanda dünyaya tanıtalım. Hacıbektaş Veli diyor ki esas olan insan. 72 milletin hepsi bir onun gözünde.
2000 yılının 'İnanç ve Hoşgörü' yılı ilan edilmesi de belgesele denk düşmüş oldu. Yaklaşık 60 dakikalık bir CD hazırlayıp
İnternet üzerinden tüm dünyaya sunmak istiyoruz" diyor.
Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun tahsis ettiği 500 bin dolar, Halkbank, Kodak'ın sponsor desteği ve Gazi
İletişimin teknik olanaklarıyla gerçekleştirilen belgeselde çeşitli üniversitelerden yüzün üzerinde akademik personel ve öğrenci görev aldı. Senaryo çalışmasına dört öğrenci katıldı. Anadolu çekimlerinde beş, Orta Asya'da iki, Balkanlar'da bir öğrenci görev aldı. Kazakistan'dan Macaristan'a Erenlerin İzinden projesinin bir diğer özelliği de ünlü fotoğraf sanatçısı İbrahim Demirel'in çektiği 20 bin kare
dia.
Demirel, fotoğrafları üç ayrı albüm şeklinde bastırmayı düşünüyor. Orta Asya'da karşılaştığı manzaradan çok etkilenen Demirel, "Bana dünyada en büyük icat nedir diye sorsanız,
'Sovyetlerin Orta Asya'da yaptığıdır' derim. Çölde, susuz, çadırda hayvanlarla yaşayan bir topluluğu sen yerleşik hayata geçir. Çöle su getir, müthiş kentler kur, tiyatrosu, operası, balesi... 70 yılda
Sovyetlerin Orta Asya'da Türklere yaptığı iyilik en büyük mucizedir" diyor.
Görüntülenmesi gereken ne varsa hepsini hem video, hem de fotoğraf olarak belgelediklerini anlatan Peyami Çelikkan ise geniş bir alan içinde Bektaşilik kültürünün kaynaklarını ve varolan türevlerini aradıklarını belirtiyor:
"Balkanlar'da ve Anadolu'da bu öğretinin bugün yaşanan kısmını gördük. Karşılaştırdığımızda Balkanlar'da öğretinin daha iyi korunabildiğini gördük. Nedeni şu, bu kültürü devam ettiren ülkeler Doğu
Bloğu ülkeleri. Oralardaki özel durumlar nedeniyle Alevi topluluklar biraz içine kapanıp geleneğe sarılmışlar. Şimdi serbestlik ortamı oluşunca da kültürlerinin gereğini rahatlıkla yerine getirebiliyorlar. Anadolu'da ise bir takım sosyal nedenlerden dolayı özgün halini kaybetmeye başladı. Özellikle Orta Asya'da İslamiyet'in kabulünden sonra eski Türk inançlarının bir şekilde muhafaza edildiğini ve bugüne taşındığını gördük. Hacıbektaş
Velinin öğretisinde ırk, dil, din ve cinsiyet ayrımı gözetmeyen büyük bir hoşgörü var."
Belgeselin çekimleri sırasında kaynakların verdiği bazı bilgilerin yanlış olduğu ortaya çıkmış.
Mesela kaynaklarda Romanya'nın Karadeniz kıyılarında olduğu söylenen Demir Baba Türbesi aslında Bulgaristan'da Deli Orman bölgesindeymiş. Belgeselde ayrıca Mostar Köprüsü'nün yıkılmadan önceki halini de görmek mümkün.