Çanakkale Şehitleri




Yapım Tarihi - 1988
Süre - 00:00:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Tuncay Öztürk
Senaryo - Tuncay Öztürk
Yapımcı - Ahmet Beyazıt
Yapımcı Firma - Ajans 1400
Sponsor Firma - Faysal Finans

Mehmet Akif Ersoy'un "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiirinden yola çıkılarak yapılan, Çanakkale Savaşı sırasında iki askerin başından geçen olayları anlatan belgeseldir. Ajans 1400 tarafından yapılan belgesel TRT'ye satılarak 18 Mart 1988 tarihinde yayınlanmıştır.


Kaynak
Dönemin Denetçileri
Basın Notları








Benim jenerikte adım yok ki...

İstanbul Büyükşehir Kültür Müdürü Şenol Demiröz'Ün, ‘‘TRT'ye iki aday'' (12.4.2003) yazımız üzerine açıklama gönderdiğini bir dostumuz aracılığıyla öğrendik. Kendisini bizzat arayarak elimize böyle bir yanıtın geçmediğini söyledik.

TRT Genel Müdürlüğü'ne aday adayı olan Demiröz'Ün söz konusu yazıda adı, bir okurumuzun hatırlattığı Hürriyet'in ‘‘Atatürk'e ihanet belgeseli'' (20.4.1988) tarihli manşet haberinde geçiyordu.

Demiröz'Ün önce açıklamasını okuyalım:

‘‘Eser, sahibinin imzasını taşır. Yazınızda belirttiğiniz Çanakkale ile ilgili film hakkında önünüze gelen notu yollayanlar herhalde filmin jeneriğine bakmayı unutmuşlar. Çünkü filmin kimliği oradadır ve kimin neyi yaptığı jenerikte belirtilir. O jenerikte Şenol Demiröz ismi yoktur. Çünkü belirttiğiniz gibi filmin senaristi Şenol Demiröz değildir.''

15 yıl önceye dönelim. Hürriyet'te, Arap kökenli Faisal Finans Kurumu'na reklam ücreti alınarak hazırlatılan 'Çanakkale Zaferi' belgeselinde, Atatürk'Ün adı geçmeyince TRT'ye karşı büyük bir infial doğduğu yazılıyordu. Ayrıca belgeselin yapımcı firması Ajans 1400'Ün ortaklarından ve yönetmen Tuncay Öztürk ise senaryoyu kendisiyle birlikte Şenol Demiröz'Ün yazdığını söylüyordu:

‘‘Metin, Mehmet Akif Ersoy'un 'Boğaz Harbi' şiirinden yola çıkılarak yazılmıştır. Şiirde de hiçbir isim geçmemektedir. Biz Atatürk'ü vermeyi düşündük. Ancak şiirin ve metnin içinde yama gibi kalacağını gördüğümüz için vazgeçtik. Biz bir şiiri görüntüledik'' diyordu Öztürk...

Esen Ünür'Ün haberinde, ‘‘Programı üreten şirketin adı 'Ajans 1400'. Peki bu 1400'Ün anlamı ne? Hicri 1400 yılında kurulmuş da ondan'' diyor.

Demiröz anlatıyor:

‘‘Bu bir film şirketidir. 8-10 ortağı vardı. Ben de çalıştım bu şirkette.''

Ortaklık...
- Vardı.

Başka kimler ortaktı? Yücel Çakmaklı falan var mıydı?
- Evet, evet...

Erkan Mumcu da var mıydı?
- Yoktu, o galiba Lokman Kondakçı'nın film şirketinde çalışıyordu.

Demiröz daha sonra, belgeselin senaristi olmadığını, yapımında kendisinin bulunmadığını kesin bir dille anlatmaya devam etti ve şöyle dedi:
- Ben yaptığım şeylerin altına imzamı atarım.

Ama o gün Hürriyet'e şimdiki gibi bir açıklamanız yok.
- Çünkü üzerime alınmadım.

Bir soru daha:
Tayyip Erdoğan'ın Büyükşehir Kültür Müdürüsünüz; size TRT Genel Müdürlüğü adaylığı için önerisi oldu mu?
- Böyle bir şey, dilekçe ver anlamında arkadaş çevremden oldu.


Demiröz kimdir
TRT Genel Müdürlüğü'ne en yakın adaylardan sayılan Şenol Demiröz'Ün kendi kaleminden Şenol Demiröz kimdir?
AÜ SBF Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu... Çeşitli devlet memuriyetlerinin yanı sıra 6 yıl TRT'de, 12 yıl film sektöründe çalıştı, 9 yıldır da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı... 9 yıldır İstanbul'da ne yaptığı kültür ve sanat hayatını yakından takip edenlerce bilinir. Ayrıca bunlar basılı belgeler halindedir. Onunla çalışanlar, ilişkisi olanlar bilirler ki devleti korur, Türklüğün adını ve Türk kültürünü yüceltmeye çalışır, siyasal ayırım yapmaz, herkesi kucaklar, kültür ve sanat hayatının gelişmesi için ilgililerin önünü Açar, özde milliliği, biçimde çağdaşlığı savunur. Yeniliklerden yanadır, durmadan etrafındakilere Gazi Mustafa Kemal Atatürk'Ün kültür politikalarını anlatır, ölümünden sonra o politikalardan vazgeçildiği için Türk kültür ve sanat hayatının evrensel planda yer almadığını söyler. Bunu herkes Bilir, herkesin bildiğini elbette devletin ilgili makamları da Bilir!



16 Nisan 2003
Yalçın Bayer
ybayer@hurriyet.com.tr

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=140505&yazarid=42









Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu- bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun- Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk-
Sâde bir hâdise var ortada- Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki- Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o Arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı- Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir- Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide Güler!
Ne Çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır Kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o Metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek-
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra Gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy






Şenol Demiröz, TAKKELİ VE ÇEMBER Sakallı FOTOĞRAFINI YAYINLAYAN EMİN Çölaşan'A CEVAP VERDİ- BEN ATATÜRKÇÜYÜM...

TRT Genel Müdür Adayı Şenol Demiröz, Afganistan'da çekilmiş cübbeli, çember sakallı ve takkeli fotoğrafını yayınlayan Emin Çölaşan'a bir cevap yazısı göndererek, Atatürkçü olduğunu ifade etti.

25 Kasım 2003 Salı 13:32
Sayın Emin Çölaşan
Hürriyet Gazetesi Yazarı


HÜRRİYET GAZETESİ‘nde 23.11.2003 tarihinde yayınlanan 'İşte Size Hükümetin TRT Genel Müdür Adayı' başlıklı haberinize ilişkin yanıtımdır:

* 1981 yılında Sovyet işgali altındaki Afganistan'da bir haber belgeseli yapmak için bulunuyorduk. Yönetmenliğini Yücel Çakmaklı'nın yaptığı belgeselin kameramanlığını Çetin Tunca, yapımcılığını ise ben üstleniyordum. Biz Afganistan'a giren ilk Türk film ekibiyiz. Bununla da gurur duyuyoruz.

* Gülbeddin Hikmetyar 1981 yılında Sovyet işgali altındaki Afganistan'da işgale karşı mücadele veren özgürlük savaşı liderlerinden biriydi. Türk devletinin ve kamuoyunun o dönemde Sovyet işgaline karşı verilen bu mücadeleye açık ve net destek verdiğini hatırlamanızı isterim.

Afganistan'da başbakanlık görevine kadar yükselmiş ve bu çerçevede Türkiye ile yakın ilişkileri de olmuş bu kişiyle ilgili o döneme ait bilgi ve belgeyi gerek benim genel müdür adayı olarak gösterildiğim TRT'nin gerekse devletin diğer organlarının arşivlerinde bulabilirsiniz. Eğer iyi gazetecilik yapılmak isteniyorsa, bu arşivlerde yapılacak titiz bir çalışma Hikmetyar'ın o dönem Türk devleti tarafından nasıl algılandığını çarpıcı biçimde ortaya koyacaktır.

* Köşe yazınızda yayınladığınız fotoğraf bu film prodüksiyonu sırasında hatıra resmi olarak çekilmiş, bir çalışmadır. Ayrıca özellikle belirtmek isterim ki; Sovyet işgaline karşı direnen, aralarında işgalin sona ermesinden sonra devlet başkanlığı görevini yürüten Burhaneddin Rabbani'nin de yeraldığı, diğer liderlerle de fotoğraflarım bulunmaktadır.

* Fotoğraflarda üstümde bulunanlar yerel kıyafetlerdir; bölgede dikkati çekmeden bir gazeteci olarak daha iyi çalışmak ve iklim şartlarına uyum sağlamak için giyilmiş yerel giysilerdir. En son Afganistan savaşında Türk ve dünya medyası mensuplarının yerel şartlara uyum sağlamak için benzeri kıyafetleri giyip çalışma yaptıkları da malumunuzdur. Resimdeki sakal bir ay boyunca Afganistan'ın dağlarında yapılan zorlu bir gazetecilik serüveninin tabii bir sonucudur. Hayatımda ilk ve son kez sakallı göründüğüm resimler de köşenizde yayınladığınız bu fotoğraflardır. Savaş şartları altında çalışan gazeteciler, yerel kıyafet giyip sakal ve bıyık bırakarak, dikkat çekmeden çalışma yöntemini çok sıkça kullanırlar. Savaş alanlarında bu tür kamuflajlarla hareket edildiğini sizin de gayet iyi bildiğinizi tahmin ediyorum.

* Bana yakıştırmaya çalıştığınız 'çember sakallı ve takkeli' ifadelerinin benden tamamen uzak sıfatlar olduğunu özellikle belirtmek isterim. Benim yaşantım aile hayatım, ailemin fertlerinin yaşam biçimi, bugüne kadar yaptığım işler, bana yakıştırmaya çalıştığınız resme uygun değildir. Ben 'laik, demokrat ve Atatürkçü' kimliğiyle tanınan bir insanım. Yaptığım işler de bunun açık ve net delilidir. Sizin bilerek veya bilmeyerek ortak olduğunuz 'karalama kampanyasının' başarılı olma şansı yok. Olamayacaktır da.

*1981 yılında Afganistan'da yapılan belgesel nitelikli film çalışması sadece Türk medyası için değil, dünya medyası çapında yapılmış, gurur verici bir gazetecilik başarısıdır.

Yazınızda ortaya koyduğunuz diğer iddialara gelince;

*1988 yılında TRT'de yayınlanan 'Çanakkale Şehitlerine' başlıklı belgeselin yapımcısı olduğum iddia edilmektedir. Bu iddia tarafımdan bir çok kez tekzip edilmiştir. Tekrar belirtmek istiyorum ki, adı geçen yapımın ne senaristi, ne yapımcısı, ne de yönetmeniyim. Konuyla ilgili olarak 'Çanakkale Şehitlerine' belgeselinin yönetmeni Tuncay Öztürk tarafından yapılan ve 12 Mayıs 2003 tarihinde çeşitli gazetelerde yeralan açıklamayı bilgilerinize sunuyorum. Açıklamada bu çalışmanın yapımcısının Ahmet Beyazıt olduğu kendileri tarafından belirtilmektedir.

* Kaldı ki, bu çalışmanın, basında ısrarla çarpıtıldığı gibi bir 'Çanakkale Belgeseli' değil, Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitlerine' adlı şiirinin bugünkü deyimle 'klip çalışması' olduğu da yönetmeni tarafından defalarca kamuoyuna duyurulmuştur.

* Akbil davasıyla ilgili iddialarınıza gelince; Akbil davası siyasi içerikli bir davadır. Benim bu davayla ilgim 1997 yılında Belbim AŞ Yönetim Kurulu Üyesi olmam dolayısıyladır. Suç isnadıyla ilgili herhangi bir Yönetim Kurulu kararı yoktur. Belgeye ve delile dayanmayan bu suçlama tarafımdan reddedilmiştir.

* Benim TRT Genel Müdür'ü olup olmam önemli değil ancak, sizin kişiliğime yönelik önyargılı saldırılarınızdan duyduğum rahatsızlık üzerine bu açıklamayı yapma gerekliliğini hissetim.

Bilgilerinize sunarım.
Şenol Demiröz

http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=108006