Dünya MirasıSüre - 00:30:00 Format - Belgesel, Renkli, Türkçe Bölüm Sayısı - 13 Yönetmen - Güneş Karabuda Görüntü Yönetmeni - Kemal Öner, Mete Şener, Gökhan Kolsal Antik Çağ'da sadece 7 Dünya Harikası varken, günümüzde bu sayı 582'yi bulmuştur. Bunların tümü UNESCO'nun koruması altında ve bu harikalara şimdi "Dünya Kültür Mirası" adı veriliyor. 582 dünya harikasından 445'i kültürel, 112'si doğal, 20'si de hem kültürel hem doğal özellikleri içeriyor. Akademi Production'un 2000 yılı yapımı olan "Dünya Mirası", Garanti Bankası'nın sponsorluğunda çekilen ve 13 bölümden oluşan bir dizi-belgesel. Çekimleri için Asya, Afrika ve Amerika kıtalarında çok uzun mesafeler kat edilen projenin yönetmenliğini Güneş Karabuda yaparken, görüntü yönetmenliğini Kemal Öner, Mete Şener ve Gökhan Kolsal paylaştılar. Dünya Mirası, tamamlanmasının hemen ardından NTV kanalında yayınlandı. MALİ 1.BÖLÜM "Toprak ŞEHİR DJENNE" Afrika'da, Nijer Vadisi'nin incisi, Toprak Şehir "DJENNE". 13. yüzyıldan kalma muhteşem camisi ve renkli, hareketli pazarıyla Ünlü. ARJANTİN 2.BÖLÜM "YÜRÜYEN BUZUL" "PERİTO MORENO BUZULU" Uçsuz, bucaksız Patagonya'nın(Arjantin) PERITO MORENO" buzullar yöresinde, her yıl 10-15 cm ilerleyen, görkemli "PERİTO MORENO BUZULU". KAMBOÇYA 3.BÖLÜM "KHMER TAPINAĞI Balta girmemiş ormanların içinden fışkıran ANGKOR WAT" 12.yüzyıl 'dan kalma bir sanat harikası "ANGKOR WAT". KÜBA 4.BÖLÜM "ESKİ HAVANA HABANA VIAJE" Balkonlu , cumbalı evleri , müzikte yaşam sevincini bulan sıcak insanlarıyla "ESKİ HAVANA". JAPONYA 5.BÖLÜM "KUTSAL ŞEHİR NARA" Japonya'nın 8.Yüzyıl' dan kalma kutsal başkenti..Yüksek teknolojinin öncüsü Japonya'nın başka bir yüzü olan, tapınaklar şehri "NARA". MEKSİKA 6.BÖLÜM "MAYA PİRAMİDİ CHICHEN ITZA" Meksika'nın Yucatan yarımadasında 11.Yüzyıl'dan kalma, Maya Uygarlığı'nın simetrik mimari şaheseri. VİETNAM 7. BÖLÜM "EFSANE KÖRFEZ HA LONG" Bir masal dünyasını andıran ve binlerce adadan oluşan, Vietnam'ın büyüleyici "HA LONG" körfezi. HİNDİSTAN 8.BÖLÜM "Kızıl KALE AGRA" Hint-Moğol İmparatorluğu zamanında, 16.Yüzyıl' da kumtaşından inşa edilmiş Agra' nın heybetli kalesi. PERU 9.BÖLÜM "İNKA ŞEHRİ CUZCO" İnka Uygarlığı'nın İspanyol işgalinden önceki başkenti. Daracık sokakları, taş ustalığının en güzel örneklerinin görüldüğü 15. Yüzyıl' dan kalma evler. PERU 10.BÖLÜM "SAKLI ŞEHİR MACHU PICCHU" İspanyol "Conquistador" ların hiçbir zaman bulamadıkları,yüksek dağların tepesinde bir"condor" yuvası gibi inşa edilmiş olan, saklı şehir "MACHU PICCHU". ZİMBABWE 11.BÖLÜM "GÜRLEYEN ŞELALE VİCTORIA" Afrika'da Zambezi Nehri' nin 2 km genişleyip, 100 m'den gürleyerek döküldüğü muhteşem şelale. SRİ LANKA 12.BÖLÜM "ANTİK ŞEHİR POLONNARUVA" Hindistan'ın en güney ucunda, Hint Okyanusu' na bir gözyaşı damlası gibi sarkan Sri Lanka Adası'nda antik şehir POLONNARUVA. JAPONYA 13.BÖLÜM "HİROŞİMA" İnsanlık tarihinde ilk kez atom bombasının atıldığı Japon şehri "HİROŞİMA". Tek yıkılmayan kubbeli harabe bina, savaşı anımsatan bir barış simgesi. Kaynak Akademi Production ![]() Hindistan Japonya - Hiroşima 19’unda “Başka dünyalar göreyim” diye çıktığı yolculuğu hâlâ sürdürüyor Güneş Karabuda. ‘Dünya Mirası’ belgesel dizisinde güzellikleri gösteriyor şimdilik. Son bölümde ise insanın yaratıcı gücüyle ne kadar yıkıcıda olabildiğini anlatacak. Kaynak Emine Algan makalesi Dünya Mirası Antik Çağ’da sadece 7 Dünya Harikası varken, günümüzde bu sayı 582’yi bulmuş. Bunların tümü UNESCO’nun koruması altında ve bu harikalara şimdi “Dünya Mirası” adı veriliyor. 582 harikadan 455’i kültürel, 112’si doğal, 20’si de hem kültürel hem doğal özellikleri içeriyor. “Dünya Mirası” 114 ülkeye dağılmış durumda. “Dünya Mirası” bize atalarımızdan kalmış, bizim de gelecek kuşaklara bırakacağımız, tüm insanlığın paha biçilmez mirası... Japonya - Hiroşima İnsanlık tarihinde ilk kez atom bombasının atıldığı Japonya’nın Hiroşima kenti bu hafta Dünya Mirası’nda Güneş Karabuda tarafından tanıtılacak. Tek kubbeli harabe bina, savaşı anımsatan bir barış simgesi… “Dünya Mirası” belgeseli 05 Temmuz Çarşamba günü saat 22:05’de NTV’de… Kaynak NTV web sitesi ![]() Güneş Karabuda Türkiye’de belgesel denince akla ilk gelen isimlerden biri. Dünyayı gezdi dolaştı, filmler çekti. Birikimini şimdi de siz Gazete Pazar okurlarıyla paylaşacak. Daha ayağımın tozunu silemeden bu yazıyı kaleme alıyorum! Üç kıtayı kapsayan ve üç ay aralıksız Süren uzun bir yolculuktan sonra, yeni dönmüş bulunuyorum. Gezi gerçekte sona ermiş olsa da, içinizdeki yolculuk öyle kolay bitmiyor. Siz daha uçaklara inmeye binmeye, şehir - köy, dağ bayır dolaşmaya devam ediyorsunuz. O renkler, kokular, içinizi karartan, aydınlatan, coşturan duygular ve o gözlerinize cümbüş yaptıran olağanüstü görüntüler!.. Hal ve tavrımızda bir gariplik seziyorsanız hiç şaşırmayın, her şey normaldir. Siz sadece, bir öğütme ve hazım dönemi geçiriyorsunuz. Benim gibi uzun yıllardır dünyayı dolaşan, İleri demeyim de katmerli olgunluk yaşında olan birinin, bazı avantajları olduğunu itiraf etmeliyim. Örneğin, kırk yıl önce yolculuk yapmak nasıldı, şimdi nasıl? Ülkeler, insanlar bu süre içinde değişti mi? Kırk yıl geriye gidelim, o devirde uçak yolculuğu bir ayrıcalık olup kendinizi sanki "uçağa binenler kulübü" üyesi hissederdiniz. Şimdiyse uçaklar daha çok kocaman dolmuşları andırıyor, kapıda bir "Hadi, Singapur bir iki!" diye bağıran değnekçi eksik... Doğal olarak çok şey değişti, teknoloji hızla kendini yeniliyor ama benim geçmişten unutamadığım görüntüler var. Örneğin, Laos Hava Meydanı’ndan kalkmakta olan pervaneli uçağın pilotunun, önünde otlayan inekleri kaçırmak için pencereden dışarı uzanıp, eliyle uçağın "kaportasına" vurması veya Hint Okyanusu üzerinde uçmakta olan köhne uçağın hostesinin, cankurtaran yelekleri dağıtırken, bunun yanında bir de Keskin hançer vermesine hiçbir anlam verememiştim. Sorduğumda, kızcağız en masum tavrıyla "uçak denize düşerse, köpek balıklarına karşı" demişti. Eh.. doğru ya, yüzlerce köpek balığına karşı bıçaksız hiçbir şey yapamazdık.. Eskiden uçaklar ufak ama daha rahattı, şimdi ne kadar konforlu gözükse de sıkışık ve dar. Balık istifi "yüklenen" yolcular, neredeyse kucak kucağa oturur gibi. Hele önünüzdeki yolcu, yemek servisi sırasında tok olup arkaya yaslandıysa, sizin tepsiniz midenize dayanır! Uyanık ve uyuyan insan aynı değildir. Uyanık iken derli toplu, kibar olan yolcu uyurken ölçüleri kaçırır, kendi oturma sınırlarını aşar. Bir kez, yanıma Japon "Sumo" güreşçilerini andıran irikıyım bir adam düşmüştü. Normalde beni rahatsız etmemek için küçülen, büzülen adam, uyku bastırıp kestirmeye başlayınca, ufaktan bana doğru meyilleşmeye yönelmişti ve sonunda adam başını getirip omzuma dayamıştı. Bu "laubali" durumdan fena halde sıkılmış, ancak hostesle beraber adamı zar zor dikey pozisyona getirebilmiştik. Mikroskobik ülkeden, azman bir ülkeye, Hindistan’a geçelim. Kırk yıl önce ilk gittiğimde, bu ülkenin nüfusu 200 milyon civarındaydı. Her ziyaretçi gibi, Kalküta’nın sınırsız, acımasız sefaleti etkilemiş, fena sarsmıştı beni! Great Eastern Oteli’nden gece biraz hava almak için çıkmak istediğimde, yerde kaldırımlarda yatan yüzlerce insanın üstünden atlamak zorunda kalmıştım. Bir sokak lambasının ışığı altında, uzanmış kitap okuyan yaşlı adamı şaşkınlıkla izlemiş, merakımı gizlemeyerek adama yaklaşıp ne okuduğunu sormuştum. Adam beyaz sakalını sıvazlamış, gülümseyerek "Tagor" demişti. Yaşlı adam şiir okuyordu, Hindistan’ın Nobel ödüllü şairi Rabin Dranat Tagor’un şiirlerini... 99 sonbaharında uğradığımda, Hindistan’ın nüfusu 1 milyarı geçmişti. insanların yaşam koşullarında eğer bir fark olduysa, bu gözle görülür türden değildi. Geceleri, kaldırımlar gene kıvrılmış, iki büklüm vücutlarla doluydu. İnsanların yiyecek ekmeği yoktu ama, bu kez Hindistan’ın nükleer silahı vardı! Kaynak Milliyet Gazetesi / 30 Ocak 2000 Angkor Wat: Bir dünya harikası Güneş Karabuda Siem Reap, Kamboçya'nın kuzey batısında küçük, sevimli bir şehir. Çemberlitaş hamamının nemli sıcağını andıran bir iklimde, palmiye, mango, lotus ve vahşi orkidelerin cömertçe etrafa yayıldığı, iki tekerlekli vasıtaların yollarda sel gibi aktığı tipik bir Uzakdoğu şehri... Ortasından, şehirle aynı adı taşıyan nehir geçiyor. Veren ve alan bir nehir Seam Reap; yörenin tüm su ihtiyacını karşılayan, atılan çöpleri alıp götüren, kanalizasyon görevini yerine getiren, hep aynı emektar nehir! Şehir geçimini turizmden sağlıyor. Dünyanın dört bir yanından turistler buraya, yılın her mevsiminde akın ediyor. Bunun tek nedeni, şehrin 20 kilometre dışında, Unesco'nun "Dünya Mirası" listesinde yer alan bir dünya harikasının, Angkor Wat'ın bulunması. Yaşamımda gördüğüm, insan elinden çıkma en görkemli, en ince, rafine sanat eserleriyle süslenmiş yapıtlardan biri Angkor! Bunun, bir de 12'inci yüzyılda, örneğin Osmanlı İmparatorluğu ve Rönesans'tan bile önceki dönemlerde gerçekleşmiş olduğu düşünüldüğünde, şaşkınlık ve hayranlık sınır tanımıyor! Angkor Wat hem en büyük tapınağın, hem de tüm yörenin adı. Birbirinden ilginç bir düzine tapınağın bulunduğu bu alanda, 12'inci yüzyılda 1 milyona yakın insanın yaşadığı sanılıyor. Tropik ormanın içinden yükselen Angkor'a ilk bakışta tutulmamak olanaksız! Önünüzde göğe yükselen merdiven basamakları, yüzlerce sütun, iç içe geçen avlular, yontu sanatının harikası dev insan suratları, bulutlara değen lotus çiçeği şeklindeki beş, on katlı kuleler!... Angkor Wat'ın bir özelliği de, sonra gelenin kendinden öncekinin yaptığını bozmaması. Bu sayede Angkor, Hinduizm ve Budizm sanatının en değerli örneklerini her bir yanında taşıyor. Görülmesi "elzem" üç harika! Bunun dışında, görülmesi "elzem" üç harika daha var. Bayon, gezdiğiniz her yerde, gülümseyerek bakışlarıyla sizi izleyen 200 dev insan yüzünün, 12 bin metre uzunluğunda, duvarlara yontulmuş ba- rölyeflerle, 800 yıl önceki günlük yaşamın en ince ayrıntılarıyla anlatıldığı tapınak. Ta Piolim ise, anıt ve duvarları bir ahtapotun kolları gibi sıkı sıkıya saran dev ağaç köklerinin olduğu tapınak. Angkor Thom'un içi kadar dışı da ilginç. Giriş kapısında, su yılanı tanrısı "Naga"yı kuyruğundan tutmuş 54 Cengaver heykeli, içerde daha neler göreceğinizin habercisi... Kendimi bu sayısız harikalara kaptırmış dolaşırken, bir müzik sesi beni çağırırcasına kendine çekiyor. Yaklaşıyor ve gördüğüm manzara karşısında duraklıyorum; duvardaki saray dansözü "Apsara" motiflerinin yanında, bacakları ve bir kolu olmayan genç bir adam oturmuş, gülümseyerek kemençeye benzer aletle hüzünlü bir hava çalıyor. Yanından geçenler önündeki teneke kutuya bozuk paralar atıyor. Genç adamın kol ve bacaklarını bir mayın tarlasında yitirdiği kesin. Güzel bir rüyadan uyandırılıp, kabusun içinde buluyorum kendimi! 17 Nisan 1975 günü Kızıl Khmer güçleri, Kamboçya'nın Başkenti Phnom Penh'i ele geçiriyor. Üç milyon insanın şehirden kırsal alana sürülmesiyle, inanılmaz bir terör dönemi başlıyor. Gaddar diktatör Pol Pot'un baş sorumlusu olduğu rejimin amacı, sınıfsız, herkesin tarım alanında çalıştığı, paranın yok edildiği bir toplum yaratmak! Kızıl Khmer'lerin bu yeni döneme koydukları tarih: Yıl 0... Sonra, Nazi Almanyası'ndan bu yana en korkunç soykırım gerçekleşerek, iki milyon Kamboçyalı kanlı bir şekilde yaşamlarını yitiriyor. 25 yıl süren iç savaşta, 30 ila 40 bin insanın sakat kaldığı belirlenmiş. Bugün Kamboçya'da, savaş sırasında yerleştirilmiş olan milyonlarca mayın, hala tehlike oluşturuyor! Şiddetli çarpışmaların olduğu Angkor Wat yöresi, tüm savaş süresince doğal olarak halka kapalı tutulmuş. Angkor üzerinde çok şey söylenip yazılmış. Ama bunlar içinde en orijinal (!) lafı da, zamanında Pol Pot etmiş: "Angkor Wat gibi bir şaheseri yapmış olan bizler, her şeyi yapmaya muktediriz!" demiş ve... Sonra ne yaptığı hepimizin malumu!... |