Yapım Tarihi - 2020
Süresi - 00:20:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Yunus Emre Ökmen
Isparta’nın kırsal bölgesinde geçen gerçek bir yaşam hikayesini ele alıyor.
1. Doğal Afet Arama Kurtarma İlk Yardım Kulübü Derneği Umut Film Festivali,
Mansiyon Ödülü. 2020
1. İGSAŞ Toprağın İzinde Kısa Film Yarışması, Finalist. 2021
Kaynak
Yunus Emre Ökmen
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Arş.
Gör. Yunus Emre Ökmen’in yönetmenliğini yaptığı “Tren Ali: Bir Çobanın Hikayesi”
belgeseli Umut Kısa Film Festivali’nde mansiyon ödülünü kazandı. Film,
Isparta’da modern yaşam koşullarına rağmen doğa içinde yaşayan bir çobanın
öyküsünü beyaz perdeye yansıtıyor.
Doğal Afet Arama Kurtarma İlk Yardım Kulübü Derneği proje yürütücülüğünde,
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle her sene umut
temalı filmlere ev sahipliği yapan ve bu temadaki filmlere yarışma aşamasında
yer veren Umut Kısa Film Festivali’nin 2020 mansiyon ödülü sahibi İstanbul
Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Arş. Gör.
Yunus Emre Ökmen’in yönetmenliğini yaptığı “Tren Ali: Bir Çobanın Hikayesi”
oldu. Senaryo aşamasının 2019’un Ocak-Şubat aylarında başladığı Tren Ali
Belgeseli, Isparta’nın kırsal bölgesinde geçen gerçek bir yaşam hikayesini ele
almasıyla ön plana çıkıyor. Çalışma, modern yaşamın keşmekeşinden uzakta yaşayan
Tren Ali’nin çobanlık hikayesini, lakabının neden tren olduğunu anlatırken,
Isparta’nın Davraz yöresinin doğal güzelliklerini de izleyicilerle buluşturuyor.
İÜ Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
Doğaya Meydan Okuyan Bir Çobanın Hikâyesi: Tren Ali
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Arş.
Gör. Yunus Emre Ökmen yeni bir belgesel filme imza attı. Modern dönemde bilimsel
yolla elde edilemeyen bilgilerin bir çobanın hikâyesi üzerinden deneyimlendiği
ve izleyiciye sunulduğu “Tren Ali: Bir Çoban Hikâyesi” adlı belgesel, toplumsal
belleğe ve sözlü kültüre önemli katkılar sağlıyor.
Sanayileşme ve modernleşmeyle birlikte ortaya çıkan kent hayatı, geleneksel
üretim ve tüketim biçimleri üzerinde önemli dönüşümler gerçekleştirdi. Varlığını
yeni üretim biçimlerine ve doğanın zorlu koşullarına direnerek devam ettiren
çobanlık mesleği ise bir meslek dalı olmasının yanı sıra geleneksel değerlere
dair pek çok ipucunu ortaya koyuyor. İşte bütün bu kültürel hafızayı sinema
sanatının incelikleriyle gözler önüne seren “Tren Ali”, bizlere bir çobanın
hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor.
Geleneksel ve Modern Arasında Bir Kıyas
Yönetmenliğini yaptığı Tren Ali belgeselinin fikir aşaması hakkında
açıklamalarda bulunan Arş. Gör. Yunus Emre Ökmen, bu belgeseli kişisel
deneyimlerinden yola çıkarak çekmeye karar verdiğini belirtti. İstanbul’da
yaşıyorken bir dönem Isparta’ya geçtiğini ve metropolden küçük şehre geçince iki
şehir arasındaki farkları gözlemleme ve kıyaslama fırsatı bulduğunu kaydeden
Arş. Gör. Ökmen, geleneksel olgular üzerinde modernleşmeyle birlikte ortaya
çıkan dönüşümlerin, bilimsel çalışmalarını gerçekleştirirken de odaklandığı bir
konu olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı: “Geleneksel dönemdeki üretim ve
tüketim biçimleri ile modern dönemdeki üretim ve tüketim biçimleri arasında
ciddi farklar gözlemliyordum. Radyo Televizyon ve Sinema bölümüne mensup bir
akademisyen olarak bütün bunları çalışma konularım üzerinden görsel ve işitsel
olarak nasıl dışa vurabileceğimi düşündüğümde, hep doğaya, ekmeğini doğadan
kazanan insanlara ulaşıyordum. Bütün bu tanımlamalar beni modern dönemin
kentlerine bulaşmamış çobanlık mesleğini anlatmaya götürdü.”
“Tren” Lakabının Hikâyesi…
Isparta’nın temiz havası, yeşil alanları, düşük düzeydeki sanayileşme özelliği
ve çobanlık mesleğinin hala aktif bir şekilde devam ettiği bir alan olmasından
dolayı bu konu için oldukça elverişli bir yer olduğunu belirten Arş. Gör. Ökmen,
sosyal bilimlerde araştırmacının rolünün, kimliğinin ve gözlemlerinin çok önemli
olduğunu vurguladı. Isparta’daki bireysel ilişkileri sonucu Tarım İl
Müdürlüğü’nden tanıdığı kişilerin ve çobanların bu belgeselin ortaya çıkmasını
sağladığını aktaran Arş. Gör. Ökmen, belgeselin isminde bulunan Tren Ali’nin de
bu çobanlardan birisi olduğunu söyleyerek şu şekilde konuştu: “Isparta’nın en
önemli çobanlarından biri olan ve belgeselimizde ana karakter olarak yer alan
çoban Ali, yaşadığı bölgede ‘Tren’ lakabıyla tanınıyor. Bu lakap aslında Ali
Abi’nin babası Abdullah Amca’dan geliyor. Abdullah Amca’nın bir gün askerden
kaçması ve memleketi Isparta’ya geldiğinde trenden erken inmek için atlaması
sonucu kendisini görenler oluyor. O günden sonra bütün köyde trenden atlayan
Abdullah olarak anılırken, bu isimlendirme zamanla Tren Abdullah’a dönüşüyor. Ve
daha sonra aile, Hacılar Köyü’nde ‘trenler’ olarak anılıyor. Belgeselimizin
karakteri çoban Ali Abi’nin lakabı da buradan geliyor.”
“Şehir Merkezinde Kalmaya Dayanamıyorum”
Bir çoban ne yapar? Nasıl yaşar? Yaz, kış ve bahar aylarında konargöçer yaşam
tarzına nasıl uyum sağlar? Belgeselde bütün bu soruların cevabını bulmak mümkün.
Kent yaşamının konfor içeren birçok özelliğine rağmen yıpratıcı yanını ve
sağlıklı bir yaşam sürmenin önündeki engelleriyle insanları şikâyet etmeye
götüren taraflarını vurgulayan Arş. Gör. Ökmen, bir çobanın hayatında ise
bunların hiçbirinin görülmediğinin, çobanların; elektriğin, suyun, yolun
olmadığı çok zorlu şartlarda yaşamalarına karşın, doğaya kentlerde yaşayan
insanlara göre çok daha iyi şekilde adapte olduğunun altını çizdi. 2 bin 500
metre rakıma varan yükseklikte hayvanlarla baş etmek durumunda olan çobanların
doğaya meydan okuyarak hayatlarını sürdürdüğüne dikkat çeken Arş. Gör. Ökmen
sözlerini şöyle sürdürdü: “Ali Abi’ye de bunu sorduk. Şehre inip inmediğini,
indiğinde ne yaptığını merak ettik. Aldığımız cevap ise ‘Şehre inince
duramıyorum, Isparta şehir merkezinde kalmaya dayanamıyorum’ oldu. Bize
çobanlıkla uğraşmayan; memur olan, farklı iş kollarında çalışan ve şehirde
yaşayan çocuklarının olduğunu söyledi. Çocuklarının şehirde yaşayabildiğini ama
kendisinin yaşayamadığını anlattı. Belgeselimizde bunu vurgulamak, geleneksel ve
modern arasındaki farkı ortaya koymak istedik. Modern dönemin ve kentlerin
birçok değeri yok ettiğini anlatmaya çalıştık. Modernleşmeye direnen çobanlık
mesleğinin önemini ve artık bitmeye başladığını gözler önüne sermeyi amaçladık.”
Zorlu Çekim Süreci
Belgeselin senaryo aşamasının 2019’un Ocak-Şubat aylarında başladığını, çekim
sürecinin ise Haziran-Temmuz aylarında gerçekleştiğini ifade eden Arş. Gör.
Ökmen, “Senaryo aşamasında izin alma sürecini de yürüttük. Isparta Valiliği,
Isparta Belediyesi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Tarım İl Müdürlüğü ve
Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği Kooperatif Derneği ile görüşmelerimizi
senkronize bir şekilde gerçekleştirdik. Isparta’da bulunduğumuz için
çekimlerimizde Süleyman Demirel Üniversitesi’nin ekipmanlarından yararlandık.
Radyo Televizyon ve Sinema bölümü öğrencileri bize gönüllü olarak destek verdi.
Öğrencilerin kuramsal eğitimin dışına çıkarak sahada bu şekilde pratik
yapmalarının, onlara da çok şey kattığını düşünüyorum. Başta karakterimiz Ali
Abi olmak üzere bölge halkı çok misafirperver davrandı. Belgeselimizde emeği ve
katkısı olan bütün kişi ve kurumlara teşekkürlerimizi iletiyoruz. İki şehir ve
farklı kurumlar arasında yardımlaşma sağlayarak bağ kurabildiğim için de ayrıca
mutluyum” dedi. Davraz Kayak Merkezi’nin 2 bin 500 metre yukarısında, zorlu
şartlarda çekim yaptıklarını belirten Arş. Gör. Ökmen, Temmuz sonunda çekimlerin
bittiğini ve sonrasındaki 2-3 aylık kurgu sürecinin ardından Ekim ayında
belgeselin son halini aldığını sözlerine ekledi.
“Bir Akademisyen Olarak Yönetmenlik Deneyimini Yaşamalıydım”
İfadelerine Tren Ali’nin festival süreci hakkında değerlendirmelerde bulunarak
devam eden Arş. Gör. Ökmen, filmi yarışmalara göndermeye başladıklarını; Kar
Film Festivali’ne ve TRT Belgesel Ödülleri yarışmasına gönderdiklerini dile
getirdi. “Filmimizi kamu kuruluşlarının ya da benzer kurumların festivallerine
göndermeye devam edeceğiz ama her festivale de katılmayacağız. Çünkü tek
derdimiz festival değil. Çok büyük prodüksiyonlu yapımların olduğu platformlarda
bizim meramımızın tam olarak anlaşılmayacağını düşünüyorum” şeklinde konuşan
Arş. Gör. Ökmen, Radyo Televizyon ve Sinema bölümündeki bir akademisyen olarak;
bir filmin, bir belgeselin nasıl çekildiğini, yönetmenliğini yapmadan
anlatmaması gerektiğini düşündüğünü vurgulayarak, böyle bir sorumluluğu bu
sebeple üstlendiğini kaydetti.
Çekimlerde Son Teknoloji Ekipmanlar Kullanıldı
Tren Ali’nin bir diğer özelliği de çekimlerin dijital çağa uygun son teknoloji
ekipmanlarla gerçekleştirilmiş olması. Belgeselde yeni anlatım dillerini ve yeni
çekim denemelerini uyguladıklarını belirten Arş. Gör. Ökmen, belgeselin görüntü
yönetmenliğini Harun Arslan ve Armağan Abanuz’un, kurgusunu ise Harun Arslan’ın
yaptığını; ayrıca ses, kamera ve ışık ekibi ile görev dağılımına dayalı önemli
çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktararak şunları söyledi: “Prodüksiyon
anlamında da güzel bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Günümüzde yeni çekim
teknikleri geliştiriliyor. Görüntüler artık hareketli, hızlı, etkileyici
sonuçlar veren drone ve gimbal gibi ekipmanlarla üretiliyor. Biz de bunların
gerisinde kalmaktan kaçındık. Eski ya da full frame olmayan kameralar kullanmak
istemedik. Dijitalleşmeyi, modernleşmeyi yakalamış ekipmanları tercih ettik.
Belgeselimizde de görüleceği üzere; 4K görüntü kaydı yapan kameralarımız, drone
görüntülerimiz, son teknoloji ekipmanlarla çekilmiş aktüel görüntülerimiz
bulunuyor. Bu anlamda da güzel ve kaliteli bir içeriğe sahibiz.”
“Kent Hayatında Elde Edemeyeceğimiz Deneyimler Kazandık”
Tren Ali belgeselini çekerken çok önemli bilgiler öğrendiklerini ve doğayla baş
başa kalmanın getirdiği gözlemlerden büyük deneyimler elde ettiklerini
vurgulayan Arş. Gör. Ökmen, doğruluğu kabul edilmiş bilimsel bilgilerin yanı
sıra, bu yolla öğrenilemeyen bilgilerin de oldukça önemli olduğuna dikkat
çekerek ifadelerini şu şekilde tamamladı: “Bu aralar çok sık tartışılan ‘Örüntü
Algısı’ kavramının bir örneğini çobanımız Ali Abi'de gördük. Elektrik, su,
internet ve yol gibi çok temel şeylerin bile yokluğunda doğayla baş başa
kalındığında mantıksal akıl yürütmelerin ve doğanın dilini gözlemlerle
çözebilmenin ne kadar önemli olduğunu anladık. Belgeselimizi çekerken çadır
hayatını da gözlemleme fırsatı bulduk. Çobanların giyim kuşamlarından yeme
alışkanlıklarına, konuştukları dilden kullandıkları kelimelere, sosyal
hayatlarından özel hayatlarına kadar birçok bilgiyi yerinde öğrenme şansı
yakaladık. Çok zorlu şartlarda çalışan çobanların ve çobanlık mesleğinin yok
olmaması için işlerini kolaylaştırmamız gerektiğini gördük. Örneğin Anadolu’da
çobana kız vermezlermiş. Evlenmeleri dahi büyük problemmiş. ‘Çoban adam bu,
yerinde durmaz, nereye gideceği belli olmaz, kızımı ona vermem’ derlermiş.
Hayvanların özelliklerini gözlemledik; aynı anda doğaya yayılan yüzlerce
hayvanın, hava karardığında nasıl da kendi ahırına döndüğünü izledik. Çobanlar
ve ormancılar arasında yaşanan sorunlara şahit olduk, bu sorunlara biz çözüm
bulunması gerektiğinin farkına vardık. Karakterimiz Ali Abi’nin eşini tanıdık;
bağımsız, güçlü, eşine her türlü desteği vererek birçok zorluğun üstesinden
gelebilen bir kadın figürünü gördük. Gökyüzüne bakarak hava tahmininde
bulunabilmeyi öğrendik. Bunlar kent hayatında asla elde edemeyeceğimiz
deneyimlerdi. Bundan dolayı çok mutluyuz. Toplumsal belleğe ve Isparta’nın sözlü
tarihine katkı sunmayı amaçladığımız belgeselimizde anlattıklarımız, belki de
bundan 40-50 yıl sonra çok daha büyük önem kazanacak. Umuyoruz ki; bu
belgeselimiz çağa ayak uydururken geleneksel değerlerimizi de korumamız
gerektiğine dikkat çeker.”
Haber: Tuğçe Ayçin
İÜ Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
09 Nisan 2020