Yapım Tarihi - 2011
Süre - 00:57:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Kürtçe
Yönetmen - Veysi Altay
Görüntü Yönetmeni - Veysi Altay
Kurgu - Reşat Ayaz, Sidar Güllü
1990’lı yıllarda Kürd coğrafyasında pek çok insan gözaltında işkenceli
sorgulardan geçirildi; devletin kurduğu Jitem, Hizbul-kontra gibi, devletin
dışındaymış gibi görünen ama bütün silahını, parasını ve gücünü devletten alan
para militer güçler insanları kaybetti/ katletti. Ortak söylemleri ise hep “biz
yapmadık” oldu. Belgeseli, 1990-95 yıllarında, katliamların en acımasız şekilde
yaşandığı Cizre’de devlet tarafından kaybedilen-infaz edilen insanların
hikâyesini, 10 kayıp ailesinin tanıklığının yanı sıra, o katliamlar içerisinde
yer almış bazı itirafçıların ve Diyarbakır’da devam eden Temizöz Davası’nın
avukatıyla yapılan röportaj ve Cizre’ye ait o dönemin arşiv görüntü, fotoğraf ve
gazete manşetleri aracılığıyla anlatmaktadır.
15. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2012
Kaynak
1001 Belgesel Film Festivali
Faîlî Dewlet
Production Year- 2012
Director- Veysi Altay
Script- Veysi Altay
Cinematography- Veysi Altay
Editor- Veysi Altay
Music Composer- Erdoğan Emir
Producer- Veysi Altay
Running Time- 58min
Country- Kurdistan Turkey
Language- Kurdish, Turkish
Main Cast- Ömer a Şhin, Nazım Çalışkan
Synopsis
In the 1990s, many people were subject to interrogations in Kurdistan and
subsequently tortured and killed. Their bodies dumped into the forests,
eliminated in vats of acid or burnt in furnaces.
By interviews with the victims and other people involved, this film tells the
story of Şirnak/Cizre where the most brutal massacres happened.
Director’s Biography
Born in 1975 in Ağrı. Altay has been involved in photography and film for many
years. Besides his work as a film director, he is a published author and works
for various newspapers and magazines.
Filmography
2013 33 Years of Resistance
2012 State Is the Perpetrator
2005 Lives on Landmines
Duhok 2nd International Film Festival
2. Duhok Uluslararası Film Festivali, Irak
9-16 October 2013
Faili meçhul değil- 'Faîlî Dewlet00
Veysi Altay'ın yönettiği 'Faîlî Dewlet' adlı belgesel, Cizre'de 90'lı yıllarda
devlet eliyle işlenmiş cinayetleri anlatıyor. Filmde ilk kez kullanılan
görüntüler de yer alıyor
Geçen yıl Cumartesi Anneleri’yle ilgili kitap ve sergi çalışması yapan Veysi
Altay; daha sonra kayıplarla, faili meçhul cinayetlerle dolu 90’ların o karanlık
dönemiyle ilgili bir belgesel yapmaya karar verdi. Çerçeveyi ‘Botan kayıpları’
olarak daha geniş tutacakken, ilk durağı olan Cizre’de kararını değiştirdi.
Belgeseli ‘Devletin kendini gizleme ihtiyacı bile hissetmediği yer’ olarak tarif
ettiği Cizre’yle sınırladı. 2009’dan beri jandarma subayı emekli Albay Cemal
Temizöz, üç itirafçı ve üç köy korucusunun 1993-95 yıllarında Cizre’de işlediği
20 cinayetten yargılandığı davanın sürmesinin de bu kararda etkisi vardı.
Temizöz, bu dönemdeki faaliyetlerinden ötürü şimdiye dek yargılanan en yüksek
rütbeli subaydı.
Ağrılı Veysi Altay, daha önce İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af
Örgütü’ndeki görevleri vesilesiyle de Cizre’de bulunmuş, aileleri daha önce de
dinlemişti. Kimi kelimenin tam anlamıyla vahşi cinayetlerin ardından karakola
gidip şikâyette dahi bulunamamış insanlardı. Cesaret edip de misal Temizöz’den
şikâyetçi olacaklara “Dilekçenizi kendisine verin” denmişti. Bazen dilekçelerin
yırtılıp suratlarına atıldığını, üzerlerine köpek salınabildiğini yahut
gözaltına alındıklarını anlatıyorlardı. Altay, bir kısmı davaya müdahil olmuş
45-50 aileyle görüştü, sekiz hikâyeyi anlattı. Bu sözlü tarih çalışmasına
ihtiyacımız olduğunu düşünüyordu. ‘Faîlî Dewlet’ böyle doğdu.
Belgeselde, sonradan ifadelerini geri çeken itirafçıların aslında ailelerle
nasıl aynı şeyi anlattıklarını görüyorsunuz. Bir de ilk kez gün ışığına çıkan
arşiv görüntüleri var. Mesela o dönem Haşim Haşimi’yle yapılmış röportaj... Bir
de Altay’ın tesadüfen bulduğu birçok şeyin belgesi olan kayıtlar var. JİTEM,
polis, asker, güvenlik güçleri tarafından çekilip sonra el değiştirdiğini
düşündüğü görüntüler bunlar. Ya da o dönem anaakım medya muhabirlerinin
kaydettiği ama asla kullanılmayan kayıtlar...
‘Faîlî Dewlet’, kısa süre önce İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hazırladığı
‘Adalet Vakti/ Türkiye ’de 90’larda Gerçekleşen Faili Meçhul Cinayetler ve
Kayıplar İçin Cezasızlığın Sona Erdirilmesi’ başlıklı raporu daha iyi kavramaya
yarayan görsel bir kaynak aynı zamanda. Yıllardır her cumartesi toplanan Cizre
Anneleri hiçbir duruşmayı atlamıyor. Filmin ilk gösteriminde de dört aile vardı.
Altay, bazılarının Usul Usul küfrederek, söylenerek izlediğini söylüyor
belgeseli. Sordum hiçbiri yazabileceğimiz cinsten değilmiş.
Belgeselde de geçiyor, hep duyarız da. O dönem öldürülenlerin hepsinin kimliği
alınıyor ve biriktiriliyor. Hâlâ duruyor mudur sizce o kimlikler?
Aileler söylerdi, itirafçılar da bahsetti. Kanıtımız yok ama o dönem halk
arasında ‘kelleciler’ tabir edilen insanlar vardı. Temizöz’ün böyle bir ekibi
vardı. Öldürdükleri insan karşılığı para alırlardı; örtülü ödenekten, bütçeden,
bir yerden… Kimliklerini almalarının nedeni “Bu kadar terörist öldürdük”
diyebilmekti. Devletin arşivlerinde hâlâ duruyor olabilir. Mesele Cemal Temizöz
ya da Abdülhakim Güven, Kamil Atağ gibi üç-beş kişi değil. Bu bir devlet
politikasıydı; MGK’larda kararlar alınırdı, Özel Harp Dairelerinde planlar
yapılırdı, bölgede de tetikçiler görevlerini yapardı. Kimse kimi öldürdüğünü
sormuyordu zaten.
Sınırlı sayıdaki raporda da ya “ PKK öldürdü ya da PKK’li öldürdük” diye
geçiyor. O dönem öldürülmüş çok çocuk var; 12-13 yaşında… En ufak bir politik
bağı olmayanlar bile güpegündüz öldürülüyor. Cizre’yi seçmemin bir nedeni de bu-
Devletin en açık cinayet işlediği yerlerden. Devlet kendini gizleme ihtiyacı
duymamış. Diyarbakır ’da daha çok kaybedilmiş insan vardır. Alınmışlar,
cenazeleri bulunamamış. Cizre’de öyle değil. Öldürenlerin hepsi biliniyor. Biri
gözaltına alındığında insanlar “Hangi araçla?” diye soruyor birbirine. Çünkü
hangi araçla alındığında başlarına ne geleceğini biliyorlar. Toros’la alınırsan
şu olur, panzerle alınırsan bu olur…
Davanın akıbeti ne olur bilmiyoruz ama yine de nasıl oldu da Cemal Temizöz o
dönemki cinayetler için şimdiye dek yargılanmış en yüksek
rütbeli olabildi? Cizre ölümlerini ya da Temizöz’ü ayıran neydi?
Bence devlet artık kaçamadı. Koruculuk yapan bir kişi çıkmış, yaptığı her şeyi
anlatıyordu. Kaçamadılar. Kişisel fikrim; Temizöz Kayseri’ye atandı, orada bazı
ihalelere karıştı. Kendi içlerinde, örneğin Fethullahçı diyebileceğimiz gruplar
arasında çatışmalar yaşandı. Bir intikam duygusu gelişti diye tahmin ediyorum.
Temizöz kurban edildi biraz. Katıldığım birkaç mahkemede “Devletin verdiği
görevi yaptık, kurban ediliyoruz” dediklerinde de katılmıştım çünkü benzer
binlerce insan var, onlar seçilmiş yargılanıyor.
Şu anda sanki her şey Temizöz’ün ya da Kamil Atağ’ın kendi kararıymış gibi.
Kısmi bir haksızlık bu. Davadan kaçamadılar ama genişletmediler de. İtirafçılar
sonra itiraflarını geri almış olabilir. Ailelerin anlattıklarıyla yüzde 95 aynı
şeyleri söylüyorlar, aynı yerleri tarif ediyorlar. Bir de tabii işledikleri 20
cinayetten yargılanıyorlar sadece. Sadece 20 cinayet işlemediklerini biliyoruz.
300-350 insandan söz ediliyor. O 20 ailenin de tamamı halen ifade vermiş değil.
Üç yıl oldu. Davanın bu şekilde ilerlemesi devletin bir şekilde bunun üzerinden
kendini temize çıkaracağı anlamına da geliyor. Devletin iradesiyle açılmış bir
dava değil ama o yedi kişi ceza alırsa “İşte biz faili meçhul cinayetleri
yargıladık, cezalandırdık” olacak.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün tam da davayla ilgili bir raporu yayınlandı kısa
süre önce. Oradaki uyarılara ekleyeceğiniz var mı?
Kısmen okudum. Zaman aşımı, davanın dar tutulması ortak kaygımız. Raporda
katılmadığım bir nokta, hükümetin son süreçte olumlu adımlar attığının
söylenmesi. Bence adım yok. Benim için pratik adım önemlidir. Erdoğan, Cumartesi
Anneleri’yle görüştü, “Bu benim meselemdir” dedi, iki yıl geçti, hiçbir şey
olmadı. Ape Musa dedi, Cegerxwin’den bahsetti, Diyarbakır’da ismi yasaklandı.
CHP gibi statükocu, devletçi, Kemalist, bu ceberrut rejimin sahibi
diyebileceğimiz bir parti kayıplarla ilgili komisyon kurma önerisi getirdi, AKP
reddetti. İsmi bu cinayetlerde zikredilen bazı isimler hâlâ siyaset yapıyorsa o
dönemle yüzleşme şansınız sıfır zaten.
Ayhan Çarkın , Arif Doğan, Abdülkadir Aygan, hepsi bir sürü şey itiraf etti,
hiçbirine soruşturma, dava açılmadı. Bir Ergenekon koydular önümüze, insanlık
suçu işleyenler hükümete darbe yapacaklardı diye yargılanıyor. Hiçbiri yaktığı
köy, işlediği cinayet ya da tecavüz ettiği kadından dolayı yargılanmıyor. AKP
olumlu adım atıyor derken neyi esas alacağız? Bir Temizöz davası var elde, onun
da AKP’yle ilgisi yok. İsmi geçen generaller, jandarma bölge komutanı, bir sürü
insan var. Sadece davanın açılmasına yol açan Binzet’in mektubu çerçevesinde
tetikçi birkaç kişi yargılanıyor. Onun dışında raporun kaygılarına katılıyorum
tabii ki.
‘Atış serbest’ deniyor sonra...
“Süleyman Gasyak’ın taksi olarak çalıştırdığı bir Toros’u var. O gün dört
kişiler- Yahya Akman 13, Aziz Gasyak 14 yaşında. Bir de Ömer Candoruk var. Botan
Karakolu’nun orada ekip durduruyor. Birlikte giderken Candoruk kendini arabadan
atıyor. Kalaşnikovlarla tarıyorlar, yaralı halde bagaja atıyorlar. Uzaktan gören
kadınlar var. Kalan üçünü de tarayarak öldürüyorlar. Yahya’nın altın yüzüğünü
almak için parmağını kesiyorlar, kesilen kulaklar, burunlar… Aileler şahitlerin
tarif ettiği yola gelince üzerilerine toprak atılmış cesetleri buluyor. Toros’a
da el koyuyorlar, plakasını değiştirip JİTEM’in aracı olarak kullanıyorlar.
Düşünün o araba her gün ailenin evinin önünden geçiyor. Davut Amca’nın
hikâyesini de unutamam; beş çocuğunu ve eşini öldürüyorlar. Aydın Binbaşı denen
birinin talimatıyla gerilla kıyafetli üç kişi geliyor. Aileden Lokman’ı
istiyorlar, vermeyince “Atış serbest” deniyor. Biri üç, biri beş yaşında çocuk,
biri de sekiz aylık bebek. Filmde olaya şahit olan Lokman Elgün’ün eşi anlatıyor
cesetlerden kapının nasıl açılmadığını… Bir hafta sonra Aydın Binbaşı köye gelip
hepsini kendisinin öldürttüğünü, bu konuda konuşanları da öldürteceğini
söylüyor. Aile hiçbir şey yapamıyor… Tutanak, soruşturma, hiçbir şey yok...”
radikal.com.tr
20/09/2012
Pınar ÖĞÜNÇ
Faillerin izinde iki belgesel
90’lı yıllarda Cizre’de işlenen cinayetler nedeniyle açılan ve Türkiye’de ilk
Jitem davası olarak bilinen davada 20 cinayetin sorumlusu olarak 7 kişi
yargılanıyor. Oysa ölümler binlerle ifade ediliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü
de geçen hafta davanın yetersizliğini bir raporla açıkladı.
İki belgesel, ikisi de failleri hâlâ bulunamamış cinayetleri anlatıyor. Biri
1948 yılında Bulgaristan sınırında öldürülen Sabahattin Ali’nin hikâyesi.
Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf eden Ali Ertekin, dört yıl hüküm giymiş
ancak birkaç hafta sonra çıkarılan aftan yararlanarak serbest kalmıştı. Cinayet
hâlâ karanlıkta. “Sabah Yıldızı” adlı belgesel, Türk edebiyatının büyük ismi
Sabahattin Ali’nin aşkları, düşünceleri, edebiyatçı yönüyle birlikte
öldürülmesine giden süreci de yakın arkadaşlarının tanıklığıyla anlatıyor.
21 Eylül’de vizyona girecek belgesel, İFSAK’ın da katkılarıyla Almanya,
Bulgaristan ve Türkiye’de çekildi. Araştırmalar ve çekimi iki yıl Süren
belgeselin yönetmenliğini Metin Avdaç üstlenmiş..
“Faili Dewlet”, faillerin izini Süren ikinci belgesel. 1990-1996 arasında
Cizre’de devlet tarafından kaybedilip infaz edilen insanların hikâyesini, kayıp
ailelerinin ve katliamlarda yer almış bazı itirafların anlatımıyla birlikte ele
alıyor. Tabii Cemal Temizöz ile ekibinin yargılanmakta olduğu Jitem Davası’nı
da...
Belgeseli Veysi Altay çekti. 12 yıldır fotoğraf ve sinemayla uğraşıyor Altay.
Yurtdışı ve yurtiçinde birçok fotoğraf sergisi açtı. Mayın mağdurlarıyla ilgili
dökümanter bir çalışma ve “Kaybolan Biz” adlı siyasi kayıplar konulu bir
Fotoğraf Albümü’nden hatırlarsınız. Altay’la belgeseli ve süreci konuştuk.
- Güneydoğu’da 90-96 arasında işlenen cinayetlerle ilgili olarak Cemal Temizöz
davasını seçmenizin özel bir nedeni var mı?
- Aslında Diyarbakır’da Süren, Cemal Temizöz davası diye adlandırılan Jitem
davası özel olarak seçilmedi. Belgesel, yoğun cinayetlerin yaşandığı 1990-96
yıllarında, Temizöz öncesi birçok cinayet mağdurunu da anlatan bir belgesel.
1993’e kadar Cemal Temizöz Cizre’de değildi. 1993’te Cizre’ye atandı ve 1996’ya
dek görev yaptı. Dolayısıyla görev yılları cinayetlerin en yoğun yaşandığı dönem
olduğu için belgeselin büyük bölümü Cemal Temizöz dönemini kapsıyor.
- Jitem hakkında açılan ilk dava olması nedeniyle belgeseli yaparken mahkeme
kayıtlarında ulaştığınız Jitem nasıl bir örgüt? Devletin nerelerine kadar
tırmanıyor?
- Jitem aslında özellikle 90'lı yıllarda var olan devletin ta kendisidir. Devlet
dışında bir örgüt ya da yapı değil. Devlet, o dönem sadece Jitem’i kurmadı,
koruculuk sistemi ve hizbulkontra gibi değişik paramiliter güçlerle cinayetler
işledi. Cumhurbaşkanı, başbakan, olağanüstü hal valisi, bölge komutanları vs
gibi devletin en üst kademelerinde yer alan görevliler milli güvenlik
kurullarında kararlar alır, planlar Özel Harp Dairesi’nde yapılır ve bölgedeki
paramiliter güçler de o kararlar doğrultusunda “Devlet İçin Tehlikeli”
cinayetler işlerdi. Bu cinayetler çoğu zaman halkın gözü önünde açıkça, bazen de
insanları kaybederek işlenirdi. Ama her zaman bu iş, resmi kıyafetli devletin
kolluk kuvvetleri, bazı “sivil”ler, korucular ve Hizbullah’ın içinde bulunduğu
ekiplerce yapılırdı. Parasını, silahını, gücünü genelkurmaydan, parlamentodan ve
Ankara’dan alırlardı. Devlet, Jitem’i hiçbir zaman kabul etmedi çünkü bölgede
yapılan vahşetin farkındaydı ama son dönemlerde ortaya çıkan pek çok itirafçı o
dönem işlemiş olduğu bu cinayetleri itiraf etti ve devletten aldığı para
makbuzları, onur ödülleri ve sahte kimlikleri kamuoyuyla defalarca paylaştılar.
- Bu dava tahmini olarak bölgedeki Jitem yapılanmasının ne kadarlık bir bölümünü
oluşturuyor?
- Bu davada tutuklananlar 20 cinayetten yargılanıyor. O dönemle ilgili
zikredilen rakamlar ise 10 bin üzerinde kayıp ve katledilmiş insan ve
dolayısıyla bu dava oldukça küçük bir kısmını ifade ediyor. Buna benzer binlerce
davanın açılması ve o dönem görev almış birçok üst düzey kolluk kuvvetinin
yargılanması gerekiyor.
- Davanın gidişine göre sizce bu iş sadece korucubaşı Kamil Atağ ve çevresindeki
aşiret üyeleriyle sınırlı mı kalacak?
- Davayı takip ettiğim kadarıyla, bu iş sadece o dönem tetikçilik yapmış Kamil
Atağ, ailesinden bazı kişiler ve o dönem koruculuk yapan birkaç kişi dışında
Cemal Temizöz ve ekibiyle sınırlı kalacak gibi görülüyor. Belki o dönem tetiği
bu kişiler çekti ya da çektirdi, cinayeti bizzat işledi ya da işletti fakat bu
bir devlet politikasıydı o küçük gruba mal edilecek kadar basit şeyler değildi.
Ama maalesef davanın gidişatı sadece 6-7 kişiyle sınırlı kalacakmış gibi.
Halbuki 90-96 yılları arasında devlet adına Cizre’de görev yapan doktorlar,
savcılar, hâkimler, kaymakam, vali, emniyet müdürleri, askeri personelin
hepsinin bu cinayetlerde bir şekilde parmağı olmuştur. Kimi hazırladığı
raporlarla, kimi verdiği kararlarla, kimi tetiği çekerek, kimi emri vererek…
Çünkü Cizre’de 90-96 yıllarında 350’ye yakın kaybedilmiş ya da katledilmiş
insandan bahsediliyor. Bunlardan pek çoğunun cesedi ailelerinin kendi çabasıyla
bulunmuş olmasına rağmen pek çok olayda savcılık herhangi bir soruşturma açma
gereği duymamış, araştırma yapılmamış… Hazırlanan bazı raporlarda öldürülen
sivil insanların ya PKK tarafından öldürüldüğü ya da çatışmalarda öldürülen
PKK’liler olduğu yazılmıştır. Kimi savcı ve hâkimler soruşturma açmaya cesaret
edememiş ya da bilerek bu işe ortak olmuştur.
- Belgeseli hazırlarken karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi? Bir
engelleme çabası oldu mu?
- Görüşmelerimi çok Gizli yürüttüm. Zaten tek başıma gittim. Birkaç kere
bölgedeki kolluk kuvvetlerinin dikkatini çekmiş olup kısa süreli gözaltı ve
Cizre içinde birkaç sefer kimlik kontrolü dışında ciddi bir sıkıntıyla karşı
karşıya kalmadım. Çünkü çekimlerin çoğunda kamerayı sakladım; dışarıda mümkün
olduğunca çekim yapmamaya Özen gösterdim. Ama Cizre’de yapmak istediğim pek çok
çekimi bu zorluklardan kaynaklı çekemedim çünkü çekim esnasında bir yeri
keşfediyorum suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanabilirdim.
Altay’ın belgeseli önce yurt dışında festivallere gidecek. Şili, Arjantin,
Paraguay gibi aynı acıları yaşayan Güney Amerika ülkelerinde de gösterilecek. Bu
belgesel bir kez daha gösteriyor ki en azından ailelerin acısını hafifletmek
için faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonuna ihtiyaç var. Siyasi irade
her ne kadar bunu reddetse de şimdi bu cinayetlerle ilgili olarak AKP’den,
CHP’den, DP’den milletvekili, belediye başkanı olan pek çok siyasinin de adı
geçiyor. Yoksa biz bu gidişle daha çok 60 yıl öncesinin, 20 yıl öncesinin faili
meçhul cinayetlerini anlatan belgeseller yapmaya devam ederiz. (Ayşe Yıldırım/
Cumhuriyet Pazar Eki)
Odatv.com
11.09.2012
Beyaz Toros Devleti
Simgesiydi; dönemin fail-i meçhul cinayetlerinin. Herkesin bildiği "sır" olarak,
bölge halkının zihnine "mıh" gibi çakılmış "kaybedişlerin" işbirlikçisiydi.
"Sürücüleri" arasında Balyoz Davası'ndan 18 yıl hapis cezası alan emekli albay
Cemal Temizöz de vardı. Diyarbakır'da görülen, "tek" olması nedeni ile
kurbanların "gözü gibi" izlediği davanın hesap sorulabilirliğin sınırları
şimdiden kaygılandırıyor; gerçeği ve adaleti arayanları. İnsan Hakları İzleme
Örgütü'nün "tanıklar baskı altında" uyarısı da bu kaygıları doğruluyor.
Davanın kararlı takipçisi ailelerin anlatılarını, tanıklıklarını ve
itirafçıların itiraflarını belgeselleştiren Veysi Altay, işte bu dönemi kayıt
altına alıyor. Alırken de yıllardır zımni olarak söylenenin adını koyuyor;
"fail-i meçhul" değil, "fail-i devlet" diyor.
Belgesel 1990-1996 Cizre'deki siyasi cinayetleri konu ediniyor. Dayandığı temel
ise, dönemin Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ'ın o dönem çocuk yaşta korucu
olan kardeşi Mehmet Nuri Binzet ile Tükenmez Kalem, Sokak Lambası kod adlı
kişilerin mahkeme tutanaklarına geçen itirafları.
Altay 1700 sayfalık dosyayı tek tek okuyor. İtiraflarla ailelerin anlatımlarını
karşılaştırıyor. Bu arada 50 aile görüştüğünü not düşelim- "Bir anlamda teyid
ettik. Aile, yaşananları bir yere kadar getirebiliyordu. İtiraflar ise neler
yaşandığını tamamlıyordu."
Belgeselde, Cumartesi Anneleri'nden ilham alan ve yine her cumartesi Cizre
Lisesi'nin önünde toplanarak katledilen yakınlarının fotoğraflarını taşıyanları
da görüyoruz. İlçe sınırları içinde 400 cinayetin işlendiğini söylüyor Veysi
Altay.
Aradan geçen süre düşünüldüğünde, hafızanın nisyan ile malul olması riskini
aşmak da emek isteyen bir süreç olmuş çekimler ve bilgi derlemeleri boyunca- "
Bir hafıza oluşturmaya çalıştık. Çünkü aileler olayların peşlerinden
gidememişlerdi; başka çocuğunu, yakınını kaybetmemek için. Belki de unutmak
istedikleri için tarihleri hatırlamakta zorlananlar oldu. Ama olaylar netti ve
birlikte uzun vakit geçirince o zorlukları aştık"
Çekimler sırasında da zorluklar yaşanıyor. Devletin güvenlik kurumlarıyla
kendisini en ağırından hissettirdiği bölgede, "elinde kamera ile dolaşmak hala
çok kolay değildi" diyor Veysi Altay. Bu nedenle de öldürülenlerin üzerlerinin
örtüldüğü yerlerde Gizli çekimler yapmak zorunda kalıyor.
Belgeselde görüyoruz ki adalet arayıcılar, yine çoğunlukla kadınlar. Davanın
gidişatından umutlu olmasalar da kendilerine verdikleri sözleri yüksek sesle
dile getiriyorlar. "ölene kadar hesap sormaya devam edeceğiz" diyorlar.
Diyarbakır'daki JİTEM Davası'nda sadece 7 kişi yargılanıyor. Dava dosyasına konu
olan cinayet sayısı ise yalnızca 20. 90'lardaki siyasi cinayetlerin gerçek
sayısı ise bundan çok çok fazla. Emir komuta zincirindeki en zayıf halka ise bu
7 kişi. Davanın derinleşemeyeceği aşikar.
Belki de bu yüzden dönemin yöneticileriyle bitiyor belgesel. Çemberin yuvarlak
olduğunu hatırlatıyor bizlere.
Fail-i Devlet, 1001 Uluslararası Belgesel Film Festivali kapsamında görülebilir.
Candan Yıldız
Candan Yıldız Blog
26.09.2012
Filmamed 2. Belgesel Film Yarışması, Finalist. 2012