Yapım Tarihi - 2008
Süre - 01:29:00
Formatı - DV, 16:9, Türkçe, İngilizce alt yazılı
Yönetmen - Şehbal Şenyurt
Danışmanlar - Etyen Mahçupyan, Dilek Kurban
Proje Koordinatörü - Derya Demirler
Yönetmen Yardımcısı - Dilhun Ekmekçi
Kameraman - Şehbal Şenyurt, Umut Baltan, Koray Kesik
Kurgu - Bülent Arınlı
Kurgu Yardımcısı - Ethem Dural
Belgeselde, Türkiye’de çok tartışılan gayrimüslim vakıfları üzerinden
devlet-yurttaş ilişkisi ele alınıyor. Gayrimüslim vakıfları sorunlarının
gündelik hayattaki yansımaları, hukuki boyutları, ötekileştirme, Türk-İslam
paradigmasının sonuçları tartışılıyor.
1960lardan bu yana, devlet, Gayrimüslim vakıflara ait yüzlerce taşınmaz mala,
onlarca Gayrimüslim vakfın yönetimine ve onlara ait yüzlerce gayri menkule el
koydu. Bu politikalardan ilki 1936 Beyannamesi’ne dayandırıldı, ikincisi ise
“mazbut vakıf” uygulamasına. El konulan malların bir kısmı halen Vakıflar Genel
Müdürlüğü, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın elinde bulunurken, diğerleri üçüncü
kişilere satıldı. 2008 yılında kabul edilen Vakıflar Yasası, devletin elinde
olan taşınmazların bir bölümünün iadesini öngörürken, üçüncü kişilere geçmiş
olan mallar için tazminat öngörmüyor.
Osmanlı’dan bu yana Gayrimüslim vatandaşların eğitim, Sağlık, dini ve sosyal
kurumlarını yürütmekte olan cemaat vakıfları, kiliseleri, hastaneleri,
huzurevlerini, ilköğretim okullarını ve liseleri, devletten mali destek
almaksızın öz kaynakları ile ayakta tutmaya çalışıyor. Bu vakıfların
yönetimlerine ve gayri menkullerine el konulması, Gayrimüslimleri kurumlarını
idame ettirmelerini sağlayan maddi gelirden mahrum ediyor ve bu kurumların
geleceğini tehlikeye atıyor.
Belgesel; bu sorunları yaşayan Ermeni, Musevi, Rum, Süryani, Keldani
yurttaşların anlatıları ile varlık vergisinden, 6-7 Eylül olaylarına, 1964
sürgünlerinden Hrant Dink’in katline gayrimüslim vakıfları meselesinin arka
planına bakıyor.
SuFilm
Ülkemizde yaşanan "Vatandaşlık Halleri"
"Düzene muhalif" ya da "iktidara uzak, onun dışında" olanların kurduğu
örgütlerin başlarına nelerin geldiğini öğrenmek isterseniz o zaman "Vatandaşlık
Halleri"ni izlemelisiniz.
SuFilm'in hazırladığı "Vatandaşlık Halleri" belgeselinin afişi
BİA (İstanbul) - "Yolcu" çok şanslı; gezerken hep güzelliklere rastlıyor ve
onları yaşıyor.
Ama onun "rast geldiği" güzelliklerin içinde hep bir "acı", hemen her zaman bir
"olumsuzluğa" tanıklık ve bu yüzden de içten içe hissedilen bir "isyan" duygusu
var.
Zamansal olarak üst üste gelen iki etkinlikle "ayrımcılığın" varabileceği boyutu
ve ortaya çıkan "sonuç"ları bir kez daha gördüm, anladım.
Bunları "paylaşmak" ulaşabildiğim herkese "duyurmak" da, BİANET'in verdiği bu
fırsat sayesinde severek yaptığım görevlerimden birisi.
* * *
Sizlere daha önce başka bir yazımda iki usta belgesel sinemacıdan, Şehbal
Şenyurt ve Bülent Arınlı'dan ve onların kurduğu "SuFilm"den söz etmiştim.
O iki güzel insan hiç durmuyor; çalışıyor ve "güzellikler" üretiyorlar.
Bir süredir yoğun bir şekilde sürdürdükleri son çalışmalarının ürününü 15
Nisanda Tophane'deki Tütün Deposu'nda sergilediler.
Bu kez yaptıkları belgesel filmin adı "Vatandaşlık Halleri"ydi. Bir buçuk
saatlik filmde yaklaşık 80 yıldır Süren bir "haksız ayrımcılığın" öyküsü pek çok
yönden anlatılıyor.
* * *
İnsanların "örgütlülükleri" onların ve yaşadıkları toplumun gelişmişliğinin ve
demokratikliğinin en önemli ölçütlerinden birisidir.
Ülkemizde ise "örgütlenmek" tehlikelidir. Yönetenler bunun tehlikesini bilirler.
Ellerinden geldiğince engellemeye çalışırlar, engelleyemeyecekleri zaman da
örgütlenmeyi zorlaştırırlar ve örgütlenmeye çalışanların önlerine çeşitli
engeller koyarlar.
Örgütlenmenin en fazla önemsendiği ve bir tür "politik olarak üstünlük"
sağladığı dönemlerde bile bu geçerlidir.
Sizlere en son yaşadığım küçük bir örneği anlatarak bunu sergilemek istiyorum:
Nisan ayının son günü ülkemizdeki derneklerin bir önceki yıl yaptığı çalışmalara
ilişkin "bildirim"lerini yapmaları ve "beyanname"lerini vermeleri
gereken son gündü.
Son üç gün İl Dernekler Müdürlüğü'ndeki durumu görmenizi dilerdim.
Bir dernek kurmuş ve onunla kamu yararına ya da kendisi dışındaki insanlara
"küçük bir katkı, yardım ve destekte" bulunmak isteyenlerin "yaptıklarına nasıl
pişman olduklarını" görme olanağınız olurdu.
Üstelik sorulduğunda bu yöntemi getirenler denetim işinin en kolaylaştırılmış
şeklinin bu olduğunu söyleyeceklerdir.
Çünkü onların gözünde bu tür örgütler denetlenmeli ve denetimleri de, o örgütün
üyeleri ya da onun çalışmalarından yararlananlar yerine, "devlet ve onun
kurumları" tarafından yapılmalıdır.
* * *
Böyle örgütleri "düzene muhalif" ya da "iktidara uzak, onun dışında" olanlar
kurarlarsa başlarına nelerin geldiğini öğrenmek isterseniz o zaman da
"Vatandaşlık Halleri"ni izlemelisiniz.
Taşıdığınız "nüfus kağıdını" kimin verdiği, ne iş yaptığınız, ne düşündüğünüz,
düşleriniz, ülkeye dair umutlarınız hiç dikkate alınmaz; vergi dahil vatandaşlık
görev ve sorumluluklarını yapıp yapmadığınıza bakılmaz ve size bu "örgütlenmeniz
nedeniyle" her türlü engel, zorlama, ayrımcılık, haksızlık yapılabilir.
Hem de yalnız gündelik yaşamda değil, yargı önünde, idare önünde, hukuk
düzeninde "her türlü ayrımcılığa" maruz bırakılabilirsiniz.
Hem de bunlar, altına imza konulmuş uluslar arası belge, sözleşme ve anlaşmalara
aykırı olarak yapılır ve bu nedenle ülkeye "verilen ceza ve tazminatlar" yine bu
haksızlıklara uğrayanların vergilerinden sağlanan kaynaklarla ödenir. Yani "iki
kat mağduriyet yaşarsınız!"
İşte "vatandaşlık hallerimiz" bunlardan oluşuyor.
* * *
"Vatandaşlık halleri" adlı belgesel, cumhuriyet öncesinden beri ülkemizde var
olan ve ülkenin kuruluş anlaşmasında "azınlık" olarak nitelenen ama yasal ve
hukuki olarak ülkenin diğer yurttaşlarıyla "eşit" olan ama "Müslüman ve Türk
olmayan" vatandaşların kurduğu sosyal, eğitim ve kültürel amaçlı vakıflarının
başlarına gelenleri anlatıyor.
Özellikle 1950'lerin sonlarından bu yana gayri hukuki uygulamalar ile mülkleri
elinden alınan cemaat vakıflarının ayakta kalma mücadelesini ve bu mücadelenin
Türkiye'nin Gayrimüslim vatandaşlarının gündelik hayatları açısından taşıdığı
anlam filmde çok iyi bir şekilde ve çarpıcı biçimde ortaya konuluyor.
Ülkemizde bu tür cemaat vakıflarının tapulu mülklerinin ellerinden alınmasına
yönelik hukuk dışı bürokratik uygulamalar söz konusu olmuş, hatta bunlar
ayırımcı mahkeme kararlarıyla "yasal" uygulamalar haline dönüştürülmüş.
Filmde Türkiye'nin yakın geçmişinde Gayrimüslim vatandaşlara yöneltilen ayırımcı
politikalar ve yasaların, azınlıklar ve azınlık hakları ile ilgili meselelerin
ağırlıklı olarak milli güvenlik, bağımsızlık ve egemenliğe müdahale ekseninde
uygulandığı ve insani ve vatandaşlık boyutunun hemen hiç gözetilmediği, dahası
bunların "tarihsel bir sürekliliğe sahip olduğunu" ve bunun aslında bir "devlet
politikası" olduğunu sergileniyor.
Film cemaat vakıflarının yöneticileri ile yasal temsilcileri ve cemaat
mensupları ile yapılan röportajlar ile el konan mülklerin mevcut durumu belki de
ilk kez bu kadar açık ve net olarak toplumun bilgisine sunuyor.
"Vatandaşlık Halleri"nde, ülkemizde yaşayan Müslüman ve Türk kökenli olmayan
vatandaşların Türkiye'deki hayatlarını sürdürebilmeleri ve gereksindikleri bazı
hizmetleri karşılayabilmeleri için kurulmuş olan bu vakıfların hedefledikleri
eğitim, Sağlık, din hizmetleri, dayanışma ve sosyal yaşam hizmetlerini,
günümüzde hangi koşullar altında vermeye çalıştıkları da gösteriliyor.
Bu belgeselde "vatandaş olmak ve vatandaşlığa" yaptığı vurguyla bu belgesel
hemen yanı başımızda "80 yıldır yaşanan haksızlıkları ve yapılan ayrımcılık"
azınlık vakıflarının yöneticileri ve yasal temsilcileriyle yapılan röportajlar
aracılığıyla, birinci ağızdan ve belgeleri sergilemek suretiyle "sorunu" ortaya
seriyor ve vakıflarının sorunlarına farklı bir bakış açısı getiriliyor.
* * *
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) demokratikleşme programı
kapsamında hazırlanan belgeselin galasında konuşan gazeteci-yazar Etyen
Mahçupyan, filmin, sorunları, hukuksal ve siyasal olarak değil, sosyolojik bir
boyutta ele aldığını söyledi ve "bu film, sorunlara insanlık hali olarak
bakıyor. Okuduğumuz ve duyduğumuz her şeyden daha fazla derinliğe sahip bir
belgesel" dedi. Aslında bana göre o filmde anlatılan "insanlık hali" yalnız bu
sıkıntıları yaşayanların değil de onlar olup biterken, bunu fark etmeyen,
sıkıntıyı hissetmeyenlerin insanlık haliydi bir yandan da.
Ben izlerken de sonunda da bu duyguyu yaşadım. Film bittiğinde Şehbal ve
Bülent'le filmde emeği geçenleri alkışlarken, bir yandan da "tüm bunlar olurken
ben neredeydim, neden onların bunlara maruz kalmamaları için bir şeyler
yapmadım" diye düşündüm; "henüz durum düzelmiş değil şimdi neler yapabilirim"
sorusunun yanıtını aramaya çalıştım.
Aynı duyguyu bu etkinlikten tam dokuz gün sonra Bilgi Üniversitesi'nde İnsan
Hakları Derneği tarafından düzenlenen "24 Nisan 1915'de ne oldu?" başlıklı
sempozyum sırasında da hissettim ve yine aynı soruyu anlatılanları dinlerken bir
kez daha kendime sordum.
Ayrıntısı uzun süredir tartışılıyor ve tüm boyutlarıyla BİANET'te ele alınıyor o
nedenle bu tarihte ne olduğunu anlatmayacağım. Ama o tarih ve sonrasında olanlar
yaşanırken "onların dışındakilerin o insanlar için ne yaptığını ya da neden bir
şeyler yapmadıkları" konusunun da düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.
Gizli ya da açık bir kesim insana, "suçlu olmayan", "kimseye zarar vermeyen",
"dün kapısını vurmadan evine gidip geldiğiniz, birlikte gülüp birlikte
ağladığınız" insanlara, birileri en hafifinden "bir takım haksızlıklar yaparken,
ayrımcılık uygulanırken" ya da daha ağır ve vahim bir şekilde "zulmederken,
şiddet uygularken, katletmeye ve yok etmeye" çalışılırken, buna Tanık olanlar, o
sırada orada olanlar, geride kalanlar neden bir "tepki" vermezler?
Hele hele "sessiz ve tepkisiz kalan" bu insanların arasında hemen her durumda
adaletsizliklere, haksızlıklara karşı çıkan, her fırsatta insandan, eşitlikten,
haktan hukuktan, barıştan, demokrasiden, ideallerinden söz eden, bunlar için her
türlü eziyeti, sıkıntıyı, hatta ölümü bile göze almış, "muhalif insanlar",
"solcular", "devrimciler" de varsa, bunu nasıl açıklarız?
Açıkçası bunun yanıtını ben bilmiyorum. Sempozyum sırasında da soruldu ve yanıtı
verilmedi.
Kendime ve geçmişime bakıyorum, "neden bu farkındalığı yaşayamadığım" sorusunun
yanıtını bulamıyorum. Bence bu anlaşılması, çözümlenmesi gereken bir çok önemli
fenomen.
Sosyal bilimcilerin, toplumun tutum ve davranışlarını irdeleyenlerin bu olguyu
enine boyuna değerlendirmeleri ve çözümlemeleri, bunun değişmesi için gereken
yolları, yöntemleri göstermeleri gerekli.
Çünkü bence "demokrasi" yalnız "sözü sözleme, düşündüğünü açıklama, bir düşünce
etrafında örgütlenme, yapılanlara katılma" değil.
Demokrasinin varolması için aynı zamanda "tutum ve davranışta" bulunma hak, ödev
ve özgürlüğünün de olması gerekli.
Yalnız yapılan yasal düzenlemelerle, bir takım mekanizmaları oluşturmakla,
onları işletmekle bu sorunu aşılamaz bence.
Bu biraz da insanların "demokrasiyi içten istemesine ve sorumluluklarının
gereğini yerine getirme iradesini göstermesine" bağlı değişimdir. Ancak bu
yapıldığında gerçekten eşit, özgür ve demokratik bir toplum olduğumuz
söylenebilir.
* * *
O akşam olduğu gibi ben de belgeselin tamamlanması aşamasında trafik kazasında
yaşamını yitiren proje danışmanı Derya Demirler'i saygıyla, sevgiyle anıyor,
Sevgili Şehbal ve Bülent'e bir kez daha "aklınıza, elinize, yüreğinize Sağlık"
diyorum.
BİA Haber Merkezi
03/05/2008
Mustafa Sütlaş
1960’lardan bu yana, devlet, gayrimüslim vakıflara ait yüzlerce taşınmaz mala,
onlarca gayrimüslim vakfın yönetimine ve onlara ait yüzlerce gayrimenkule el
koydu. Bu politikalardan ilki 1936 Beyannamesi’ne dayandırıldı, ikincisi ise
“mazbut vakıf” uygulamasına… Yönetmen Şenyurt, bu sorunları yaşayan Ermeni,
Musevi, Rum, Süryani, Keldani yurttaşların anlatılarıyla Varlık Vergisi’nden 6-7
Eylül olaylarına, 1964 sürgünlerinden Hrant Dink’in katline gayrimüslim
vakıfları meselesinin arka planına da bakıyor.
Since 1960’s the Turkish government has expropriated hundreds of real properties
belonging to non-Muslim foundations and their administrators, first using the
1936 Declaration and then the “recorded foundation” rule. The director Şenyurt
also explores the Wealth Tax, 6-7 September Affairs, the exile of 1964, and the
massacre of Hrant Dink through the stories of Armenian, Jewish, Greek, Assyrian
and Chaldean citizens.
12. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, Türkiye'den Belgeseller.
2009